Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2018 Cuma

HAYAT GÜZELDİR


İkinci  Dünya Savaşını siviller üzerindeki yıkıcı etkisini beyaz perdeye en iyi uyarlayan filmlerden biri. Hayat Güzeldir.
Film İkinci Dünya Savaş'ından bir kaç yıl öncesini anlatarak başlar. Filmin başkahramanı hayat dolu Guido, güzeller güzeli Dora'ya aşık olur evlenirler. Ardından bir de çocukları olur. Çiftin hayatlarındaki tüm sorunlar ortadan kalktığında savaş patlak verir.Yahudi oldukları için toplama kampına götürülürler. Guido, oğluna esir kampının ve savaşın bir oyun olduğunu söyler oğlu eğer oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edeceğini söyler.
Bir babanın çocuğunun hayatını nasıl kurtarabildiği bazen mantığın değil de duyduların ağır basmasının bir insanın hayatına nasıl mal olabileceğini muhteşem bir kurguyla anlatmış çok sıcak çok samimi bir filmdir.
Her baba özeldir, ama Guido gibi bir baba, Guido gibi bir eşle hayat daha da güzeldir.
Hayat güzeldir tüm olumsuzluklara rağmen her daim bir umut ışığı da mutlaka vardır.
    Gösterime girdiği dönem büyük ses getiren film En İyi Yabancı Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Müzik olmak üzere üç dalda Oscar ödülü kazanmıştır.

Filmdeki baba, Roberto Benigni inanılmaz harika bir oyunculuk sergilemiştir. Her karakteri birbirinden etkileyici tek kelimeyle muhteşemdir.

23 Mart 2018 Cuma

İYİLİK YAP İYİLİK BUL

 Filmin konusu; Dünyayı değiştirmek için bir fikir üret ve gerçekleştir. Rehberlik öğretmeninin verdiği bir sosyal çalışma ödevi. Ve dünyayı değiştirmek için gerçekten çabalayan 11 yaşında bir öğrencinin hayalini gerçekleştirmek üzere tasarladığı proje
   
Trevor'un projesi iyilik yapma zinciri. Birinin, hiç tanımadığı başka birine bir iyilik yapması ve iyilik gören kişinin 3 ayrı kişiye daha iyilik yapması bu diğer üç kişi  de diğer yeni üç kişiye iyilik yaparak bunu ilerletmesi. 11 yaşında olan Trevor'un düşündüğü, iyiliklerin bu şekilde sürekli devam etmesi ve sonunda iyiliğin yayılmaya başlaması. İnancı da o ki dünyanın daha güzel bir yer olacağıdır. Ama hayalini projesini gerçek hayatta uygulamak sandığı kadar kolay değildir.
  Bu fikrin gerçek dünyada hayata geçmesi belki mümkün belki imkansız. Ama öğretmenin de öğrencilerinden istediği dünyayı değiştirmek değil dünyayı  değiştirmeye çabalamak.
   Sadece hayal kurun sizce de bu şekilde evrensel bir iyilik ve hoşgörü akımı başlatmak imkansız mı? Ya da olabilir mi?

13 Mart 2018 Salı

NASIL BLOGGER OLDUM

     Kalemi kullanmayı öğrendiğim günden beri yazıyorum.  Kişisel günlük notlar alıyorum. Kendimi geliştirmek ve iyileştirmek adına psikolojik sosyal iletişim sorunlarımda kendimde devrim yapmak adına, kendimi ifade eden yazılar. Daha sonra internet üzerinde bu yazılarımın hiç silinmeyecek iz bırakacak blogger sayfalarının olduğunu öğrendim. Kişisel açıdan müspet manada olmasa da fikir ve düşüncelerimi paylaşıyorum. Özellikle bana dokunan ve hayata bakış açımı değiştiren olayları paylaşıyorum. İdeal mükemmel insan olmanın yollarını da aramıyorum. Bir kariyer yapma zengin olma hevesinde de değilim. Kendi kendimin doktoruyum sadece. Kendimi adam etme yolunda kendimle vakit geçirirken bulduğum bir yol ve tuttuğum bir yol. Sen de yoksa ben de var cinsinden.  Zamanını internet üzerinde geçiriyorsun insanları irdeliyorsun ve kendince iyi insan olmanın yollarını öğreniyorsun. Çok zevkli çok eğlenceli.

12 Mart 2018 Pazartesi

İNSANLARI DERİNDEN ETKİLEYEN ALTI KELİMELİK HİKAYE



Amerikalı Ernest Miller Hemingway romancı, kısa hikâye yazarı ve gazetecidir.
    
 Efsane o ki bir cemiyet toplantısında, onu çekemeyen edebiyatçılardan birisi Hemingway'e ne derece yetenekli olduğunu sorar, Hemingway ''Senin hayal bile edemeyeceğin kadar.'' diye yanıt verir. Bunun üzerine muhatabı ona, 10 kelimeyi geçmeyen, etkili bir hikaye yazıp yazamayacağını sorar. ''Eğer bunu yazmayı becerebilirsen, ve buradaki herkesi derinden etkilersen yeteneklerin önünde saygıyla eğileceğim.'' der. 10 kelimeye bile ihtiyaç duymayan Hemingway 6 kelimelik bir dram öyküsü yazar. Orada bulunan herkesi etkileyen bu hikaye aşağıdaki gibidir.



                  ''Satılık: Bebek Patikleri. Hiç giyilmedi.''






        Sizde sadece 6 kelime ile insanları derinden etkileyecek hikayeler oluşturabilir misiniz ? 

  Eğer sizinde 6 kelimeden oluşan hikayeleriniz varsa yorum olarak paylaşın.

1. Son nefes fısıldadı, artık nefes alamayacaksın


7 Mart 2018 Çarşamba

SIĞLIKTA


     Gerekli nasihatleri dinledim. Şimdi onlarda gittiler yalnızım. Çalışmak tek düze bir iş git gel, eh belli bir yere kadar beni mutlu edebilir. Fırınlarda bisküviyi pişirdiği gibi beni de pişirebilir. Beni allı pullu mutluluk vadisine de çıkarabilir mi? Meyve veren ağaç taşlanmaz onu da biliyorum fakat içimde bir şeyler kabarıyor çıtır çıtır sesler çıkartıyor, tıpkı odunun ateşte yanması gibi bazen de o ateş dört bir koldan bana ateş ediyor. Bunlar içimdeki sesler tek tek bu sesleri duyuyorum. Bir yükseliyor bir alçalıyor ama ben hep bu seslerin başında duruyorum nöbetteyim. İçeri iyice girsem sokulsam daha çok gürültü bağırtı ve sesler eski hayallerimi birikmiş öfkemi de içine katıp daha fazla bağırıyorum.
        İşten geliyorum önlüğümü çıkartıyor asıyorum. İşyerinde kurguladığım hayat dönüyor kafamda. Onun otoritesinden beni yönetmesinden de kurtulmalıyım. Havadar güneşli bir odada çayımı yudumluyorum. Başarılı bir girişimci olamadık bir başarı hikayesi sergileyemedik. Elimizle kolumuzla bedenimiz ruhumuzla bu işe bağlandık. Dört bir tarafımızı onunla sardık zincirledik. Bir yere gidebiliyor musun bir akraba ziyaretine? Yok. Bir gezmeye dışarıda yemeğe veya canının istediği yere? Yok. Sadece evden işe işten eve biraz birikimim var desem abartmış da olmam. Kendimize bir saygınlık bir değer var mı dersen? O da yok. Fark edilmiyorsun bile.  Ama hala çalışıyorum. Hala aynı kapalı alana işime gidiyorum gelince de önlüğümü askıya asıyorum. Yalnızlığım çaresizliğim sessizliğim içimde. Ben de isterim elimi masaya sertçe vurup işiniz de sizin olsun demeyi kapıyı sertçe çarpıp gitmeyi. Ama burası da kaçıncı başvurduğum ve işe alındığım iş kapısı. İşte bu yüzden havan kime? Sen ne işine kalkışıyorsun? Diyorum susuyorum.  Sen küçük vasıfsız bir fabrika işçisisin otur kendi kitabını yaz ve oku diyorum. Bu kitap sana yeter bu hayat sana yeter diyorum. Kuzeyden esen rüzgar benim üzerime yapışan koku. Benim de boyum bir metre atmış santim doğru düzgün Türkçe konuşamam iki kelimeyi bir araya getirip cümle kuramam başka bir iş beceremem hayatın içine atılmış küçük bir oyuncuyum. Hayata ve kaderime karşı bir düşmanlığım da yok. O halde? Ah diyorum şöyle bazen rüzgar kuzeyden değil de güneyden taraf esse Toroslardan yıldızların ışıl ışıl parladığı Akdeniz gecelerinde o günler o saatler de gelse. Sonra yorgunluğunun ve uykunun verdiği dalgınlıkla sarı soğan gibi ararmış gözlerin açtı. Seni ancak bu iş paklar bu işte seni iflah da etmez öldürmez de,  sen en iyisi, ‘’Dersini almış da ediyor ezber. Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler. Bu dert beni iflah etmez  del’ eyler. Benim dert çekmeye dermanın mı var? Aman aman sürmelim aman,’’ türküsü söyle. Penceren güneyden esen rüzgarın kokusunu duymak yerine kuzeyden gelen rüzgarın kokusunu da içine çek evinin kırık camından yoksulluğuna ve yoksunluğuna da bakarak.


18 Ocak 2018 Perşembe

KAPIYI ÇARPIP ÇIKANLAR

                                                                       
        HAYATIN KİTABI

      Bakın şimdi de kapıyı çarpıp çıkanlar söyleniyorlar. Sanki dışarıda söylenen şeyler tam umdukları gibi çıkmamış gibi. Hayatın kitabını yarım okumuşlar gibi anlamadan dinlemeden nereye böyle? Şimdi kendileri de konuşmuyorlar sadece dersini almış ediyor ezber misali dinliyorlar, dinlemedeler. Uyanmışlar. Kuşkusuz bu hayat kitabı öyle kolay kolay da okunmaz bazı şeyleri de yaşamak gerekir. Bazı yılların bedenin ruhun zarar görmüş olarak, bazı sayfalarına çamur bulaşmış, bazı sayfalarını yırtıp koparıp atmış olarak, bazı sayfaları solmuş, bazı sayfalar arasında da çiçek yaprağı kurutulmuş olarak. Bu hayat kitabını okuyabilmen içinde hayat tek bir pencereden değil pek çok pencereden pek çok gözle de bakmalı pencerenin dışında kuzeyde biriken yosunları da görmelisin, gece gece içinde biriken çığlıkların sesini de içinde coşkun bir sel gibi akan duygu ve düşüncelerini de yaptıklarını ve yapacaklarını da, hoşlanmadıklarını gösterişleri kıskançlıkları da bir kenara bırakarak,  sadece hedefe kilitlenmelisin. Araya başka şeyler de sokmadan sabırlı da olarak özenle önündeki işine hedefine kilitlemelisin. İster istemez senin yorgun ve narin bedenin ayakların seni alıp ister istemez gereksiz yerlere de götürecek seninle alakası olmayan şeylerin kuru gürültüsü uğultusunu da hissedeceksin. Kendimizin de izin verdiğimiz şeyler aslında, kendimiz olmak istiyorsak vermemeliyiz. Reddetmeliyiz. Gerekli yerde gerekli noktayı koymalıyız. Hayat uzun değil yaşadığımız şeylerin çoğu da saçma sapan ihtiyatlı olmak lazım her kapı açıldığında içeri dalmamak, her gelene de kapıyı açmamak için. Bizi ağlatan pişmanlıklar, içimizde birikmiş tortu, kabuk bağlamış bir yara, çok keskin acımasız bir bıçak yarası gibi içimizde biriktirdiğimiz şeyler hep bu apansız ihtiyatsız açtığımız kapılardan içeri girenler. Sen en iyisi kendi hayat kitabını kendin yaz ve eline bir teşbih al ve salla hayatı teşbih yapmışım de bir fincan da kahve al karşısına geç ve kahveni yudumla.

22 Aralık 2017 Cuma

YALNIZLIK BENİ BOĞUYOR

  KADININ ADI YOK
        Ben tek başıma iken sıkıntı basar ve bilirim biraz sonra arkadaşım Feride gelecek ve benim sıkıntımı alacak. Benim içimdeki sıkıntılarımı bir süpürge gibi gelecek süpürecek ve alacak. Bazıları da yalnız kalmaktan hoşlanır yalnızken yalnız değilmiş gibi kendi kurduğu kelimeler içinde dolaşmaktan sadece kendi kurduğu kurgularla sadece kendi ayak izinde yürür. Kalabalıktan korkar çünkü kalabalıkta asıl o kişi yalnızlaşır. Bakın nasıl kendi kendini strese sokuyor nasıl bakışları değişti elbisesinin önünü nasıl da çekiştiriyor. Onun da elindeki en güçlü silahı önündeki işi. O iş ki onu o yalnızlığından çıkarıyor kalabalığın içine o da başkalarının kalabalığı olmak yerine kendi kendine bir yer edinmeye çalışıyor. Onu orada harekete geçiren hız, makineler, sıralar, acemi çaylak kızlar, usta söz dinleten vurduğu yerden ses getiren kızlar, birbirlerine bağıran karşılıklı kahkahalar atan kızlar,  yüzleri hafif tebessüm hafif kızaran kızlar, pişkin pişkin bakan kızgın bakan kızlar bir yığıntı insan kalabalığı onun orada ne işi vardı? Sözünün yerine onun da orada bir yer edinme mücadelesinde kimlik arayışındaki mücadelesi girişimi eylemi bir işin ucundan tutuşu işin onun elinden tutuşu. Öyleyse o da orada harekete geçmişse ondan her şey olur köyde olur kasaba da o zaman o kızın çıkardığı ses çok daha güzel olur o kızda yükselir kolunu daha yükseğe uzatır kımıldar meyveler toplar kendini eğip büğüp bir kimlik edinir ve kendini o boşluktan acemilikten kurtarır ve ustalığa bürünür.  Ama bakın o kız ne kadar da görkemli kendine güveni olan bir kız oldu o kendi kendine kurduğu dünya o karanlık yalnızlık nasıl da aydınlık oldu. Meğer isem bayat bir bahaneymiş o arkasına sığındığı yalnızlık, bakın üstelik nasıl da birbirlerine dönüştüler. Bakın nasılda o kızın karakteri de kısmen de olsa diğer arkadaşlarının izlerinde onların ayak izlerinden gidiyor. Yani ben benken ben değilim, ''Sen açken sen değilsin,'' reklam sloganında da olduğu gibi. Onların zayıf kalan yanları da var elbet kaçınılmaz hat çizgi hareket halinde düzensiz bir damar, huy, dürtü, nefis denen şey, Feride’yi kızdıran biri onu o olmaktan çıkarıyor bunun kaynağı ne?
        Kocaman kalabalık bir işyerinde servislere binip aynı tek tip önlüğü giyip aynı tek tip başörtüsü ile birbirlerine karışıp bazıları da gece ve gündüz birbirleriyle de uyum içinde iken hatta işyerine gelmeden önce Nesibe, Katibe, Emine Feride hep birlikte aynı müzik etrafında birleşip birlikte kahvaltı edip çay içtik birlikte yemek yedik birlikte iş önlüklerini giyindik. İşte bu yüzden ben bu işyerini çok sevdim. Çünkü tıpkı ben de olan onlar da var. Üstelik benim ben olmamı da sağlıyorlar. Bu yüzden ben onlardan ayrılınca treni kaçırmış ya da yoldan çıkmış gibi oluyorum. Çünkü onlar var iken kendi varlığınızı da hissediyorsunuz onların yanında o umursanmayan hissedilmeyen başkaları tarafından göz ardı edilen hor görülen ben belki sırf para makinası gibi görülen sırf para kazanmaya odaklı o yöne yönlendirilen ben, kaynanamın gözlerini dikip dikip bana baktığı ben, hep göze batan gergin ip üzerinde yürütülen ben, hep tavşan kaç tazı tut oyunu oynatılan ben. Ama ben o arkadaşlarımın yanında bunların hiç birini hissetmiyorum. Çünkü onlarla birbirimizi farklı gösterebileceğimiz bir sebep yok birbirimizi farklı gösterebileceğimiz bir alan birbirimizin konuştuğu kelimeleri bile anlıyoruz  ben bir kelime konuşuyorum ve kelimemi tamamlamadan bir başka arkadaşım lafı alıyor ağzımdan bundan büyük bir mutluluk anlaşılma anlaşma duygusu olur mu?



20 Aralık 2017 Çarşamba

BİR ANLIK BOŞ BULUNMA

Nurgül parkın buz gibi bankında oturmuş servis bekliyor üstelik gelip geçenleri de seyrediyordu. Ne işe gitmek ne de eve gitmek gelmiyordu içinden. Kaçmak istiyordu uzaklara çok uzaklara herhangi bir yere sonsuza kadar gitmek kaybolmak istiyordu.
          O günün anısı altında eziliyordu. O hayati hatayı yaparken kendi kendine aldığı kararla sevdiği sandığı kişi üstelik bir de bunu makine başında boş bulunmuş çok az tanıdığı bir kız arkadaşına anlatmıştı. Henüz en kötü taraflarını anlatmamıştı ama düşünmesi onun daha ilerisini merak etmesi bile onun canını sıkılmasına yetiyordu.
        Cep telefonunu karıştırıyor kayıtlı isimlere bakıyor. Nereye gidebilir? En iyisi hastayım desin fabrikanın tuvaletinde yatsın sabaha kadar da bir yere gitmesin. Kadınlar zaten tuvalete gece vardiyalarında kağıt sermişlerdir oturmak için onların üzerinde uzanır. Konuşulanları da duymamak için uyuyormuş gibi yapar. İşçiler onu uyandırmaya çalışsalar onlara kontrolsüzce yakalanmamak için oflayıp puflar. Bankın üzerinde kendi kendine bunları düşünürken bir taraftan da gülüyordu. Çünkü kızlar anlar onun üstüne üstüne gelirler sonrada üzerinde ne varsa fırlatıp atarlardı.
           O mutsuz anısını anlatmasaydı makinadaki arkadaşına hiç bunları düşünmeyecekti.
          Belki çavuşu başka bir makineye verir. Birbirlerinden uzakta laf lafı açıp lafta başka  konuları açmayacak uzaklıkta. Kendisine kızıyor boş boğazlığına bir diline hakim olamadın saklamadın şu içindekileri şu dilini.  Ne kadar aptalca bir düşünce hem şöyle bir söz vardır. ‘’Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir ağızdan çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.’’ Nereden bilebilirdim ki sanki bir filmin içindeymişim de film anlatıyormuşum gibi anlattım işte üstelik o filmde başrölde bendim.
        Kim gördü? Kimse görmedi. Kim duydu? Kara kedi duydu. Sanki mecburmuş da anlatmaya.

     Servis geliyor her zamanki koltuğuna oturuyor.  İşyerine geliyor. İşyeri üstüne abanmış gibi sanki onu boğuyor o ilerliyor merdivenlerden çıkıyor makinasının başına kadar geliyor kızların bağrışmalarına kavga seslerini duyuyor. O kendi dünyasıyla uğraşmaya fırsat bulamadan arkadaşı başka biriyle kavga ediyor bağırarak ona bir şeyler sayıyor. O ağzını açmıyor. Dalaşıyorlar her ikisi de kendisini savunuyor. Konuşmalar kesiliyor suratlar allak bullak sesi sinirden titriyor o arkadaşını sakinleştirmeye çalışıyor. Arkadaşı birden ağzından kaçırıveriyor senin lafı yetiştirirken aslında ben kendime hata yaptım kendi kendime tokat attım.

3 Aralık 2017 Pazar

KENDİ CEVHERİNİ KULLAN


       Kendi toprağını eşele dur ne varsa kendi toprağında var. Kendinden beslen ayakların götürsün seni ulaşmak istediğin yere. Onlarda da vardır kendi içlerinde kendi cevherleri onlar da kendi bağırlarından çıkarsınlar öyleyse.
      Beni sıkıştıran boğan ne varsa eğer onlarda da yoksa onlar nereden bilsinler kendilerinde cevher olduğunu kendi kendilerine hapis etsinler öyleyse güveli bohçalarda ve paketlerde saklasınlar orada mı bulacak aradığını? İnsan önce kendisini okuması gerek kendisini açıp okumalı tıpkı görmek ve bakmak aynı şeyler olmadığı gibi belki sen çok ender bulunan nadide bir değersin kişisin. Sen karşında seni hor gören boş tenekelere aldırma, bütün ilim bilim fen senin beyninden şavkarsın onların şaşkın bakışları altında, aydınlığı arayan karanlığı da bilir gerçeği kendini fitilleyen acı gerçeğin için, ''Benimle alay ediyorsunuz benim sinirlerimi zorluyorsunuz. Dişlerimi birbirine geçirtiyor ağzımın içine gömüyorsunuz.'' Ben ise kapıda bekliyorum o kapıda belki kilidi de bende o kapının belki sizler sürgüsünü bile çekmemişsinizdir önünüzde ki kapının belki gün ışığı hemen kapının arkasında sürgüyü çekmeye bile erinirsiniz belki ve açıklamak istemediğim daha bir sürü yığın atalet birikmişse senin ruhunda.  Elinde keser çekiç tornavida olsa ne yazar atalarında kullanmamışsa zamanında sen de eski atalarının koyduğu adla kalacaksın sonunda. 

   Solgun sönük silik bir yaşam yol kenarına süpürülmüş küllük gibi döküntü gibi kaldırın şu çöpü buradan diyecekler seni görünce bedenin o hiç işlememiş kolların arasında. Baba mirası alın terin de yok ki hiç terletmemişsin ki bedenini de sen de sahiplenmek istersin bir de. O yük sana ağır gelir kaldıramazsın tabi önce işe gitmeyince ama yine de gözün takılır şurada şiş makas ve keseri görünce, az ilerisinde de aydınlık günler.

1 Aralık 2017 Cuma

HAYALLERİNİN PEŞİNDE

          Hayallerinin peşindeki genç, yitirmiyor umudunu sürekli boş işlerle uğraşan boş hayaller kuran biri gibi de hırsla peşinden koştuğu bir hayalide yok ki hepsi değersiz hepsi de boş gibi,
 Yakışır mı hiçbir gence boş hayaller kurmak boş hayallerin peşinden koşmak çevreni kuşatan o kadar çok gerçekler varken gerçek işlerler uğraşanlar varken ama yine de teşekkür ediyorum sana hayal kurmak güzeldir. İnsanın ufkunu genişletir. İnsanların en zavallısı hayal kurmasını bilmeyendir. Hayal kurmak kurtarır insanı mutsuzluktan ve ümitsizlikten kurtarır tam işler birbirine girdiğinde arap saçına döndüğünde o hayaller öyle büyür ki içinde senin kurtarıcın olur tam sen kendini güçsüz hissettiğinde.
    İşte o zaman kendini güçlü hisseder kendi içindeki hakikatleri ve cevherleri de görebilirsin keyfince bakarken gökyüzüne o gökyüzünün berraklığı ve parlaklığı ve seni insanlardan uzaklaştırdığında kopardığında hayallerin o hayal alemi ki uçsuz bucaksız özgür bir alan damarlarında kan gibi içini ısıtan yıldırım gibi çarpan. 

     Ama insan önce kendini bilmeli içindeki hiç göstermemiş olduğu cevherlerini cesaretinle çağır içindeki cevherlerini, senden başka hiç kimsenin gücü yetmeyecektir senin içindeki cevherleri kavramaya o mutluluk sana ait öylesine ki ittir kaktır ötele içindekileri küçük adımlarla dahi olsa ittir kaktır ötele öylece insanlığa göster, sende neler varmış böyle eyleme dönüşsün hayallerin kim yol gösterecek bana deme kendinden kaçan kaderine küsmüş kişi,  öylece bırakma kendini öyle ki eylemlerin olsun hayatta  

30 Kasım 2017 Perşembe

HAYALLERİM VE BEN

           Hayaller nedir ki hayaller ne ile başlar. İnsanlar ulaşmak istedikleri şeyleri veya kendi çıkarlarına uygun düşen şeylerin hayallerini kurarlar veya kafalarının içindeki karanlığı aydınlığa çıkarmak için hayal kurarlar. Kirli işlere bulaşmak için kirli işlerden kurtulmak için mutluluğa ulaşmak için huzura veya refah seviyelerini yükseltmek içinde daha pek çok şeyin hayalini kurarlar. Fakat kendisi için hayırlı veya hayırsız olan hayalide bilemez sadece o an için kendi anını kurtarır onu o saatlerinin yönünü değiştir.

   Hey gidi günler hey diye çocukluğumuza gittiğimizde veya nostalji bir anımıza bu hayal olmaz hayallere atılan imza yaşanmamış olmalıdır ve yaşanabilir olabilir de olmayabilir de  gerçek veya gerçek dışı. Bir insan hiçbir şekilde hareket etmezken o hayalleriyle dünyayı ulaşabilir. Kendisinin çizdiği yolda istediği istikamette yol alabilir.  İnatla başkaldırır kavga eder yener yenilmez olur tatlı sürtüşmeler ide olur her şey hayal dünyasında olur biter.  İnsan bazen kendisi için kötü şeyleri de hayal edebiliyor. Kendine zararı dokunan şeyleri ama bunları tek tek hayal dünyamızda sınıflandıramayız bölümlere ayıramayız güzel bir şey hayal ederken arasına karışıverir bazen insan hayalleri formüle dayalı değil ki veya matematiksel bir işleme hayal dünyası çok geniş bir kavramdır ufku geniştir ucu açıktır ucu bucağı yoktur yeter kişi siz hayal kurmaya bir başlayın.  İnsan isterse kendisini hayal dünyasında kral ilan eder isterse dilenci olur hayal dünyası özgür bir alan rahatlıkla at koşturabileceğimiz bir alan sadece sizin gözünüzle gördüğünüz bir alan başkası sizin gözünüzle bakamaz sadece size ait. Ne olurdu sanki bir gözlük olsaydı da karşımızdaki kişi veya kişiler de bizimle birlikte aynı hayal dünyasında yer alsaydı. Belki ileride olabilir bu da bir hayal. Bilim dünyası zaten bu tür hayallerin kurulmasıyla gelişmiyor mu ilerlemiyor mu beslenmiyor mu? Hayal dünyanı kötü olaylar üzerinde yoğunlaştırır hayallerini o yönde kurarsan kötü şeyler düşünmüş olursun hayallerini iyi yönde kurar iyi şeyler güzel şeyler hayal edersen iyi şeyler düşünmüş olursun.  Her şey sana kalmış senin hayal dünyana,

21 Kasım 2017 Salı

HAYAT BİR OYUN

    İçindeki ses bağırıyor, ‘’Hayır hayat bir oyun değil!’’ İçinde bir yığın canavar var vahşet var hayat bir savaş, zalimlerle kovalamaca bir savaş.
        Hayır, hayat gerçekten iki başlı büyük bir oyundur.  İçimizde pusuya yatmış düşmanlarımızla baş edebilirsek, öldürmek yıkmak yok etmeyi hep o içimizdeki büyük zalim düşman yapıyor. Şeytanın öç alması için nefsimize söz geçirmesi ve bütün iyi güzel olan şeylere hırsla saldırması ve senin de ona kul köle olman zalimce onun isteklerini yerine getirmen için. Büyülenmiş gibi kuklaya dönmüş emir eri bir asker gibi. O çalar sen oynarsın ipler onun elindedir çünkü,
       Önce içindeki düşmanlarınla savaşmalısın akşamın şerrinden, ama sen de artık biliyorsun düşmanlarını bir kaçı ile birkaç kez karşılaşmıştın birkaç kez de birlikte beraber olmuştunuz. Yemeğe besmelesiz başladın uyurken de öyle elindeki güçleri onun ellerine verdin. Sabah iş hayatına başladın acele ettin sabırsızlandın 
     Tam yanacakken pişecekken ateşi söndürdün hamdın üstelik tam yanacağın yerde kendi kendine ettin yüzünde sevinçliydi üstelik kendin ettin kendin buldun.  Böylece yine şeytanla dostluk kurmaya devam ettin. Onu dost eyledin dost bildin. Gerçekten de öfke ile dost olmuştun öfke şeytandandır sana zarar veren öfke.
      Ömür bitiyor ve sermayeden gidiyor. Ne olacaksa bir an önce olsun. Hayatı kabala yaşayalım hayatta biz çalalım, biz oynayalım, biz yönetelim, baktık ki işler istediğimiz gibi rast gitmiyor kendimizi başka işlere yönlendirelim yoksa hepten hapı yutarız. Ömür bitiyor bu çok kötü çünkü ben daha yaşamadım ki hayatı demek çok kötü. Hayatı ömrü kendi elimizle yedik bitirdik tükettik hesabını yap şimdi nasıl geçirdin hayatı? Nasıl gidiyor hayat? Daha yeni gelecek hayatlarımız var zaman varmış gibi. Var mı? Cevap veremedi.
       Öyleyse üstesinden geleceğim içimdeki düşmanlarımın o yüzündeki başaracak olmanın sevinci hayata sıkı sıkıya sarılmanın. ‘’Buldum çözümü buldum!’’ Şeytanın bacağını kıracağım nasıl kıracaksın? Tam dilimden kaçıyordu yakaladım tuttum onu söyletmedim, elim tam acele ediyordu hele bir dur dedim, tuttum onu da ayaklarım acele acele yol ver diyorlardı  hemen ayaklarımı altıma topladım yol vermedim. Kuş gibi hafifim şimdi
        O kişi yine akşam acele acele ateş yaktı yemek pişirdi besmelesiz büyük bir iştahla yedi. Çünkü şeytan yine onu kandırmıştı.  Çünkü şeytan yine onun içindeydi akşama kadar da onunla arkadaşlık etmişti. Çalışma hayatının içinde günlük işlerinde inişte çıkışta her bir taşa ayağı takıldığında hayata sövdüğünde.
           Oysa hayat o kadar hayranlık verici ki o kadarda güzel ki dön bir de diğer taraftan bak  gözlerini farklı bir pencereden bak  hiç farkına varamadığın güzelliklerin de farkına varacaksın. Sen de farkında değil misin sanki dünyaya yeni geliş gibi yeni bir biçime bürünmüş gibi her sabah yeniden doğuyormuş gibi yepyeni bulmak kendini
     Aslında bazı sorunları insanların kendileri yaratır bazı sorunların çözümünü de kendileri bulur. 
      Zaman akıp gidiyor durmaz yerinde, evren akıyor yıldızlar akıyor, atlı karınca dönüyor. Şafak söküyor. İnsanın yaşama sevinci artıyor ve sönüyor. İnsan doğuyor büyüyor ve yaşlanıyor.  Haber verilmiş olsa ne zaman öleceğimiz şurada da oturur beklerim. Süslenir püslenir ölümü beklerim. Püffff sanki ahirete de kat kat hazırlık yapmış da Allah’ın ipini de yukarıdan yakalamış gibi.

     Kartlaşmış yaşınla o çok sevdiği Allah kavuşmak istermiş gibi sanki gitmesi istenmiş de gitmesi gerekli imiş gibi elini de göğsüne dayadı tevazu halinde ayaklarını kıvırdı secdeye kapandı. 

18 Kasım 2017 Cumartesi

FIRINDAN SIRA ALMA

           Servisler her gün            şehrin içlerine doğru açılıyor. Sabah sabah erkek veya kız işçi toplayan servisler bunlar. Şimdi toplayacakları işçiler kızlar. Onların iş başı yapma saatleri de farklı. İşçilerin neredeyse tamamı eski ve hepsi de usta bisküvi toplamacısı onlar ki daha dayanıklı ve sert. Hiç  romantik olmayan pek de anları sanları duyulmayan yapılması gereken önlerindeki işlerini de layıkıyla yapan kadın veya kız işçiler. Onlar ki tehlikesizce o bayrağı göklere çıkarmak istiyor. Onlar ki daima işlerini başında nöbet tutuyor. Onlar ki her gün evlerinde ateş yakıyor aş pişiriyor. O emektar işçiler bisküvi toplamacıları hepsi de madalya gibi o işlerini göğüslerinde taşıyor.
         Hepsi de işyerinin merdivenlerinden tek tek çıkıyorlar. Bisküvi toplamak için fabrikanın markası haline gelmiş o iki büyük çeşidi toplamak için iki fırından. Toplanacak malların yanlarına geldiklerinde de toplamacılar iki sıra halinde aynı hizada aynı aralıkta duruyorlar. Aralarındaki mesafe el hareketlerine ve kazan, koli, kutu koyulacak şekilde ayarlanmış acemi kızlar ise küçük bir masanın etrafında fırının üzerinden gelen dolan kutuları alıyor, tartıyor, bantlıyor, etiketliyor palete kayıyor. Onlar ki devamlı hareket halinde. Toplamacılar ise iki sıra halinde, kendi hallerinde önlerindeki işe de sıralara da hakimler.
            Akşama kadar bu iş böyle devam edecek. Toplamacı kızlar aynı hizada aynı iş üzerinde akşam edecek. Ve o bisküvi kızların ellerinde serüvenine devam edecek. Akşam ki vardiyanın toplamacı kızları gelince de o bayrağı onlara teslim edecek. Bir tur gibi bir günlük tur. Bu tur bitince dönüp geri geliyor eski rotasıyla birazcık da kendisiyle kesişen kendine özgü yol haritasında kendine de bir güzergah belirlemiş. Kendi konumunu belirlemek için sık sık kendi üzerindeki elbisesine bakıyor. Sonunu da görebilmek için sık sık da kendi rotasına bakıyor bıraktığı izlenimlere.
             Toplamacı kızlar tam donanımlı usta kızlar her işe her göreve de elleri hazır. Toplamacılar fırından gelecek yeni ürünü gözlerken bir diğer taraftan da işletme içinden gelen sesleri dinliyor. Fakat onlar için en önemli görev önlerindeki işi işlerini hiç bir zaman bırakıvermiyor, boşverlik yapmıyor. Fırından mal gelmeye başladığında bütün gözler o tarafa çevriliyor. Toplamacı kızlar bu şekilde fırından pek çok kez mal topladı hiçbir zaman da ‘’Ben toplayamam, ben yapamam,’’ gibi bir şüpheye de düşmediler. Kendilerine güven. Eğer ki o güvenleri yıkılır ‘’Ben toplayamam,’’ diye bir şüpheye düşerlerse o zaman işi başaramazlar ve o işten de korkarlar. Toplamacı kızlar ilk acemilik günlerinde korkaklardı, güvensizlerdi ‘’Ben toplayamam, yapamam,’’ diyorlardı ama şimdi öyle bir şey de demiyor korkusuzca mallara saldırıyor, üzerine atlıyor.
             Toplamacı kızlar kutulara mal doldururken onların kulaklarını da çavuşun komut ve emirleriyle gelen sesler dolduruyor. Bu toplama işinden hariç işletme içinde yapılan bir yığın iş var.  Toplamacılar bu konuda rahat çünkü yerleri ve yapacakları işleri belli sadece gözleriyle gelen malları takip etmek ve kutulara elleriyle doldurmak. . Fırın çok hızlı, kızlar yetişemezse mallar aşağı akabilir bu yüzden fırın hızının da iyi ayarlanması gerek fırın hızı iki buçuk dakikadan üç dakikaya çıkıyor. Toplamacılar rahat bir soluk alıyor mallar fırının üzerinden yavaş yavaş ilerliyor Onların gözleri hala fırının üzerinde ve daha da uzak noktalarda dönüp ara sıra fırın ustasının telefonlar konuşmasına kulaklarını kabartıyor. ‘’Hamur bitmiş son hamurmuş,’’ kızlar rahat bir nefes alıyor. Çavuş da rahat bir nefes alıyor. Yüzlerindeki yorgunluk bulutları birden dağılıyor.
         O endişeli süre, iş saati, ne kadar uzun ve iş de ne kadar sorunsuz geçerse geçsin üretimde sorun her zaman vardır. Ve olabilir.

                İşin bitmesine çok az bir süre kaldı. Toplamacılar işlerini sorunsuz bitirip görev yerlerini de terk ettikten sonra da güvenle evlerine dönebilmeli.
           Toplamacılar son topladıkları kutunun da üzerini naylonladıktan sonra işlerinin başından ayrılıyor. Toplamacılar görevi teslim ediyor toplamacıların bu günlük işleri bitti.
          Koca bir iş günü onları fena halde sarstı. Arkanı dön topla eğil topla onlar ki sadece görevi teslim edip paydos edildiğinde dinlenebilecekler. Ve ertesi gün yeni bir iş günü sil baştan yine toplama işine  devam edecekler.
          Bisküvi paletler üzerinde ilerliyor kokusu da havada asılı gelen geçen de o havayı teneffüs ediyor. O koku aşağılara doğru indiğinde de hemen işçilerin bedenlerine elbiselerine nüfus ediyor.
         Hep birlikte koca bir salona iniyorlar. Kızlar birbiri etrafında birleşiyor Dönüş yoluna çıktıklarında saat sabahın sekiz buçuğu onları fırın sıralarına bağlandıklarında hava karanlıktı. Kuşlar gibi cıvıldaşıp işlerinden ayrılan kızlar servislere binince koltuklara yığılıyorlar. Ertesi gün yine yıllardır çalıştıkları işlerini başlarına da dönecekler. Tastamam birbirine benzeyen günler ve tastamam aslına benzeyen yüzlerle kendi geleceklerine yön verecekler.
         Şimdi de şehrin içine yayıldılar geniş bir alana her yer bisküvi kokuyor esnaflar alacaklı gözlerle onlara bakıyor. Onları bir gelir getirici olarak görüyor. Esnafın günlük en az iki üç gelir getirici yakalaması gerekir. Esnaflar mallarını sergilediler. Gelir getirici bisküviciler de o sergilerin önlerindeler.


17 Kasım 2017 Cuma

BANA YENİ BİR İŞ LAZIM

      Benim de gidip kendine başka işler arayıp bulmam gerek,
       Allah’ın verdiği çalışma gücünü kullanacaksam, ama ben de bu gücümü pervasızca harcayarak birilerine peşkeş çekerek yok etmemeliyim, tüketmemeliyim, ne yapmalıyım öyleyse? Ne yapmalıyım da kendimi coşturmalıyım? Başka işlere, başka gönüllere, başka beni galip getirecek işlere kendime uygun denk getirmeliyim? Bu iş bana uygun değil ben de mutlu değilsem buralarda? Öyle değil mi? Ben çalışırken eğilip bükülen bedenimi, elimi ayağıma dolayan işler, aslında bana uygun olmayan işler, keyfimi kaçıran benden uygunsuz sesler çıkartan işler.
      ‘’İçimde kopan fırtınaları bir bilseniz dünyada yeniden gelsem şu işi yapardım dediğim işler,’’
        Kimdir nedir? Seni bu rüyayı görmeye zorlayan? Senin tekdüze yaşantına bir ışık yollayan? Akıl hocaların içindeki duygularını kıpırdatan, seni canlandıran, seni seninle ahenkli melodi çıkarmana sebep olan, seni önündeki işinden ayıran?
         Herkesin gönlünde yatan bir aslan vardır. Olaylar bir bir çevresinde döndüğünde o içindeki sesler de döne döne ses vere vere geldiğinde, kulağına dışarıdan gelen seslerle kızgınlaşan, hırçınlaşan, kızıla çalan, ara sıra ateş alıp yanıp tutuşan seslerle, sen benim içimdeki sesi tutuşturana değil de içimdeki sese bak. ilkbahar çiçekleri gibi açan içimdeki hislere yeşeren düşlerime beni işimden soğutan benim önüme güller döken hayallerime bak. Kimi önyargılı bakarken onun hayallerine o hayallerinden kendine bir taç yapmış yeşil yapraklarla da süslemiştir işinde de ona kendince her türlü yararlılığı gösterecek iş. Nedir? Nasıl ulaşılır o işe? Beni o işe ulaştıran beni onunla buluşturan yine benim cesaretim de gizli, Rabbimin bana verdiği çalışma gücünde.
        Peki öyleyse kullan bakalım o gücünü git gidebildiğin yere kadar. Bunun için, benim o eşiği geçmem için bazı şeylerden feragat etmem lazım, bazı şeylerden de fedakarlık etmem, bazı şeyleri görmemem, bazı şeyler içinde risk almam lazım bir maceraya atlıyormuş gibi.
        Fakat o içindeki gerçek kıvılcımı çalışma şevkini istek ve azmi keşfettiğinde
       Ben yaptığım seçimle kendimi görmek istediğim yerde yeni işimle ayağa kalkmış bir iş başarısı ile. İşim ve ben tecrübelerle birbirimiz yaklaşırken, ben rızkımın orada olduğunu hissederek yaptığım işimle birlikte mutlu oluyorken, mutluyken bir de iş ve ben birbirinize bağlı iken birbirinize sarılmışken hayransa herkes bize iş ve benin birlikteliğine farkına bile varmazsın o zaman yorgunluğunun inan çalışmak böyle bir şey ve çalışmak istediğim iş de böyle bir iş
     Herkes çalışır fakat farkında değildir çoğu kez çalıştığının işin neresinden tuttuğunun rengarenk bir hayat içinde, önüne konulan yemekler hazır yiyecekler, keyif ve neşe içinde gençliğin verdiği nimetleri içinde ve bütün azıklar gençliğinde toplanır yaşlılığın da hazır bir besin olarak yenir. Aslında her kazandığın nimette bir duygu da uyanır içinde her kazancında da kendini görürsün kazandıklarında gülmek veya ağlamak gibi kendi elinin emeğinin kazançlı tarafındaysan eğer sevinir coşar bereketlendirir nimete şükür etmenin gereğini de bilirsin gizlice.

                   

11 Kasım 2017 Cumartesi

YÜRÜMEK KOŞMAK

      Yürümekten bıktım kardeşim ben koşmak istiyorum.  Bir an önce tepeye ulaşmak. Diğer kişi ise o tepeye çıktı ve tepetaklak geri indi. Artık tepe filan yok. kır bacağını önündeki işine koyul. Hayatta acemisin işte her türlü imkanı önüne serdik batırdın geldin. Kırdın döktün parçaladın geldin. Şimdi hala gözün yükseklerde tepelerde. Sen ki önün karanlık önünü bile göremiyor iken karanlıkta olta sallıyorsun ya tutarsa sonra gökyüzüne bakıyorsun gökyüzüne tırmanıyorsun oradan yıldız yakalamaya çalışıyorsun sen gökyüzündeki yıldıza değil ayağını altındaki toprağa bile el değmemişken, canın tatlı iken hep dünyayı tos pembe görüyor iken daha nereye  gideceksin  ne iş yapacaksın  bakalım.
      At diyor eşek diyor.
      Ben de diyorum ki, ''Sen kimin oğlusun?
Ataların ne kadar yol gelmişlerse sen de o kadar baban at arabacı ise senin de gideceğin yol o kadar''
       ''Hayır hayır rüzgar benden taraf esiyor bak benim hayat damarlarım yenilikçi fikirler için atıyor. Benim bir idealim var kızıl elmam var ulaşmak istediğim.'' ''Öyleyse çık dala ne diye burada uyuklayıp duruyorsun? Öyleyse hareket et, kıpırda biraz, öyleyse bekleme yapma, ilerle.'' O hala şikayetleniyor, vurunuyor  mırıldanıyor bazen de hayalleriyle konuşuyordu. 
       Dinleyin siz de dinleyin onun hayallerinin sesini, yaklaşan gün ışığında bak karanlıklar nasıl da yok oldu gitti. Dinleyin onun hayallerini  biraz su dökün o hayallerin üstüne yeşersin biraz su dökün de içindeki  yangını sönsün gün yüzüne çıksın o hayaller güneş görsün biraz.Onun hayalleri çekti. Galiba güneşte fazla kaldı onun hayalleri suyunu çekti.Sen onun üzerine su döktüğünde fark etmedin mi fazla ıslandığını fazla ıslattığını 
Sen de fark etmedin mi güneşe fazla çıkarınca hemen çekeceğini

7 Kasım 2017 Salı

YORUMSUZ TERENENNİ

    İçlerinde ölmüş olan yaşama sevincini diriltmeye çalışanlar sadece yaşam hakkına saygı gösterip de yaşama tutunanlar. Hepimiz et ve kandan yaratıldık hepimizin elinde olan imkanlar ve olmasını istediğimiz imkanlar. Bir sihirli değnek olsaydı hayatında neleri değiştirmek isterdin mesela? Hangi yoldan gitmek? Gülüyordu. Kim bilir kaç kere söyledi dili bu şarkıyı da kaç kez kaç kez yaşadıklarını ayağının dibinde buldu. Ölü gibi şeyler ‘’Ölü yatırımlar’’ diyor ve yine gülüyor. Kim bilir böyle kaç kere boş boş hayallere kapılarak kendini böyle kötü kötü konuşturdu. Diyorum ki elinde olanla karnın doyar hayalle başkalarının verdikleriyle ben veririm o verir sonra da başının belası olur sonra da o eliyle verenler kendi elleriyle kendilerine kötülük yetiştirmiş olur söz eder laf eder konuşturur  kendini. Bana değil ona kalır  günahı ama o da üstüne alınmaz. Özellikle kadınlar analar bacılar çok dikkatli olması lazım sonra o güldüğü şey başına geliyor sonra yaptığı iyiliklerle baş başa kalıyor.
      Bir insan başkalarının kendisine saygı göstermesini istiyorsa o kişi önce kendisine karşı saygılı olmalı. Ama oldum olası insanlar anlamadılar bu cümlenin oluşumundan.
     Başka bir yol daha gösteriyor şu uzaklardan yaklaşarak gelen, kimsenin söylemediği ya da elinden geleni yapmadığı sadece baktığı. Hata yapmaktan korkanlar, vay anasına hatalarının üstüne oturmuş o kişi de gülüyor.

6 Kasım 2017 Pazartesi

KİŞİSEL VEDA

       Benim zamanımda da yağmur yağdı rüzgar esti bulutlar çıktı içim kabardı duygularım ağlaştı, başkalarının gölgeleriyle oynaştı sonra duruldu duygularım yumuşadı, saklanan güneş açıldı. Benim toprağım da bereket verdi kıt veren toprağım işte bu yüzden onun da eziyet görmesi gerek.
      Tembellik senden uzak olsun tembellik seni esnekleştirmesin. Söyleş keyfe gel gül neşelen konuş. Üşenme konuşmaktan karşılık vermekten. Çekiniyor musun karşılık vermeye? Güçlük mü çekiyorsun konuşmaya? Kımıldat o kalın dudaklarını sarkıtma malağını. Sabah sabah güzel haberler ver bana konuş yuvarlak cümleler kur mesela,
        Sabah ve çay birlikte insanı keyfe getirir. Yüzünü evcilleştirir. Yüzünün gözünü gönlünü açar. Uyku sersemliğini alır seni yavaşça bu güne zamana hazırlar.
         Çayını iç ve keyfe gel ta derinlere kadar çek çayını ''of be,'' der gibi içine çek çayı usulünce iç ve konuş, sonra da keyfe gel otuz iki dişinle gülümse,
        İşte tam o sırada aklına esen şeyler de gezin ılık ılık dolaş kendi dünyanda bir gezginci gibi ufak tefek şeylere de gülümse bir gülümsemenin sana karşılık vereceği ufak tefek şeyler, parayla satın alamayacağın şeyler, parayla kazanacağının iki katı şeyler
     Kendinle iyi vakit geçirmesini biliyorsan hangi işte kimin yanında çalıştığında o kadar fark etmez. Sen iyi niyetli oldukça iyilik ve tebessüm tozlarından etrafa saçtıkça mutlaka karşına da öyle biri çıkar. Çünkü rahmet bulutları birbirini çeker. Rahmet koca bir yumaktır ucundan tutana kendisine istediği tip de örgüyü örer. Senin anlayacağın o rahmet bulutlarını çağırmakta kolaydır. Tebessüm etmek ve iyiliği çağırmak hayatı yaşamak o zaman çok daha kolaydır, çalışması da yanındaki ile anlaşması da çünkü orada şeytanın işi yoktur mutsuzluğunda karamsarlığında. Kötü şans diye bir şey de yoktur orada tüh de de keşke de demezsin üstelik kendi kendine kendinin aldığı ve kendini donanımlı hale getirdiğin silahların tebessüm ve iyilik tohumlarınla,
        İçinde seni boğan seslerin, içindeki ateşe, bir rüzgar çıktı içindeki ateşi söndürdü  içindeki ses sustu bağırmıyordu. Öfke yoktu kötü bulutlar dağılmıştı güneş vardı sakinlik vardı yüzü de gülümsemeliydi.
    Komik bir fıkra geçmişin raflarından indirilmiş komik bir anı iyi giderdi. Şu an ama yapmamış olduğu bir şeyi de yapmış gibi anlatması da olmazdı. Kanlarını kaynatacak onları neşelendirecek bir olay. Sessizlik. Bazı palavraları sıkmak için de dişli olmak lazım ehil kişiyi canavarmış gibi göstermek için

            En iyisi benzetmeler tavşanlar, leylekler, kazlar, tavuklar, koyunlar, kuzularla siz olsaydınız nasıl benzetmelere giderdiniz? Sanırsınız ki aç tavuk kendini buğday ambarında zanneder onun gibi mi? Ya da tavşan dişli, leylek bacaklı, tüyü yolunmuş kaz, korkak tavuk, koyun gibi, kuzu gibi mi?

19 Ekim 2017 Perşembe

BUNALIMA GİRMİŞ

         Bunalıma girmiş hasta olmuş geceleri uykusu gelmiyormuş pencerenin önünde tos topalak yumak gibi oturmaktaymış gözleri de bir kandil gibi parlamaktaymış. Gece gece onun yüzünü görenler de korkarlarmış.
             Ne olmuş hasta mıymış?               ‘’Hayır, bunalıma girmiş,’’
            Bizim okumuş işsiz iş bulma umudu da tamamen kalmadığında o ne idiği belirsiz işler tamamen belirsizleştiğinde o da canından bezmiş ki o okuduğu yıllara lanet etmiş adeta bütün geçmişini silmek istemiş. Çünkü o okuduğu yıllarda bütün hayallerini bu günler süslemekteymiş, amir memur olmayı bekliyormuş, hanım hanımcık bir memur gönlü hep bu memur olmak için çırpınmakta, nerede bir memur kadın görse içi akmaktaymış. Onun şimdi bu beklentisi de kalmadı güzel de giyinmiyor süslenmiyor da yemiyor da o şimdi sinirli sinirli pencere kenarında oturuyor malağını sarkıtıyor.
        O bazen kalın boğuk sesler çıkartır kardeşlerine de bağırırdı.
        Bir kişi yalnız sadece bir tek kişi onun o bağırtılarının arkasındaki yalvarmayı, yardım isteğini, çığlığı duydu. Onun o başkaldırışı ve bunalımı, işte o zaman bir anlam kazandı. Bir insan darda kalmamışsa çaresiz ve hayatı hayalleri altüst olmamışsa bu kadar boğuk ve yalvaran bir ses çıkarması da imkansızdı. Bu kız neden ağlıyor? Bu hayat neden onu boğuyor? Sormak lazımdı. Sormadı sadece anladı, o da konuşmadı.
          Neden bunca zamandır tek bir amaca yönelmiş gibi bekleyip oturuyorsun? Bazı şeylerin sana doğru gelmesini mi bekliyorsun?
        Artık görünen köy klavuz istemez. ‘’Yüz kişi alınacaksa yüzü de torpillilerden alındı yüz bir kişi olsa mutlaka o da torpilli olurdu. Helal ile harama hakka adalete bakan yok torpilin yoksa sana iş de yok. Kendimi öldüreceğim inan bıktım bu adaletsizlikten,’’
          ‘’Yorgun, bitkin, solgun olduğundan böyle söylüyorsun hayatın sonu değil ki memurluk inan ileri de bu halini bu günlerini de hatırlayıp güleceksin. Hatta ne komediydi bile diyeceksin.’’
         Arkadaşı sıcak bakan gözlerle sordu. ‘’Evlenmeyi neden düşünmedin?’’ Kız onun sorusundaki iyi niyeti bildiği için sadece gülümseyerek beden dili ile yumuşak bir cevap verdi.  Konuşmadı, ardından bir sigara yaktı. ‘’Evlenmek için de iyi insan kalmadı üstelik herkes birbirini kesip biçiyor,’’ dedi kahvesini yudumladı. Bak şuraya yazıyorum okumuş kız, ‘’İyi insanlarda çok ve sen onları da göreceksin’’
        ‘’Nerede?’’
         Beyaz un, yağ şeker ile harmanlanmış ve ortasına çikolata kakaolu krema konulmuş şekerlemelerin ve bisküvilerin bol olduğu bu diyarda
         Arkadaşı konuştukça okumuş işsizin içindeki alev sönüyor gözlerindeki şimşek parlaklığı kayboluyordu. Hem bedensel hem de ruhen çalışmanın birleştiği aynı zamanda kafalarında işlediği bir yerde, ayrıca herkesin birbirini kardeş kabul ettiği kalabalık bir ortamda. Kız onu dinledikçe kafasının içindeki sorunlar dağılıyor, o büzülmüş halinde dinlengin bir şekilde rahatlama refleksi gösteriyordu. Kısa süreli bir zaman ama onun için çok kaliteli geçmişti iyi gelmişti. Mutluydu, işi bulmuş kadar da ferahtı.
         Düşünün bir kere altüst olmuş bir insanı, görseniz nasıl da içiniz acır. Onca yıl dirsek çürütmüş iki büyük dershaneye gitmiş,
         Şimdi bisküvi fabrikasında işe girmiş aldığı maaş, maaşın sözü mü olur? Dört başı mamur kraliçe gibi şimdi o devlet işine girme fikri de tamamen söndü, o işyerinde işletme içinde kaldı. İşini eşsiz diye tarif ediyor beyaz önlüğü beyaz  bonesi göğsünün sol yanında onun adını da taşıyan kartviziti bunu kim görse gözleri kamaşacak, gözleri bozulacak, çünkü ben bozuk giden düzenimin dermanını bu kartvizitte buldum. Ben mutluyum iyiyim, sizler de iyi olun.
          O gece vardiyalarında sıvaya dönmüş teniyle gülümsüyordu. O gülümseyen küçük yüzüne bir de uyku gelmiş yayılmıştı yakasındaki kartvizit yan kaymış neredeyse düşecekti. O ise baygın gözleriyle iş kovalamaktaydı.
         O arkadaşına uyuyan gözlerini de kırpıştırarak, ‘’Artık burada ben geleceğimi görebilirim, geleceğimi dillendirebilirim. Bu gece ona da karar verdim.’’ O düğüm düğüm bağlanmıştı işine artık kopamıyordu işi ve o iki parmağın birleşimi gibi işi onun dizinin üstüne koyup da yediği yemeği dışa dönüp baktığı deniziydi.
       O düğüm düğüm bağlanmş çözemedim, çözülmüyor, düzelmiyor dediği hayatında hiç aceleye de gerek yokmuş meğer her şey zamanla çorap söküğü gibi çözülüyormuş meğer.
       Arkadaşı, ‘’Seni ben çözdüm ama, hani o çay sigara kahve sigara içtiğin günler.’’ Okumuş kişi ‘’Kusur bendeymiş,’’ der gibi baktı. ‘’Hayat kitabını kabala okumak lazımmış tek bir şeye odaklanmamak fazla da kafaya takmamak,’’
          Okumuş kızın havası değişti, ‘’Yarın denetleme var. Denetlemeye yabancılar da katılacak. Fabrikaya yabancı gözlemciler gelecek eğer ki bir de o sertifikayı verirlerse işverenlerin göğüsleri kabaracak daha büyük firmalarla işbirliği yapacak kabına sığmayacak.’’ Arkadaşı, ‘’Bu sertifikalar belgeler, hepsi de bir oyunun kuralıdır ne olduğunu bilmem ama gereksiz kağıtlara fuzuli harcamadır’’
         ‘’Bu işler böyle işler,’’ Arkadaşı, ‘’İyi de güya her şey insanlığın iyiliği için yine aynı firmalar önce hastalığı icat ediyor sonra da ilacını gavurlar’’
         ‘’Türk malı helal sertifikalı üstelik yerli malı,’’ Arkadaşı, ‘’Bu ürünlerin de içinde ithal ürün var.’’ ‘’ Denetlendi onlar, yoksa her birini nereden bulalım yurt dışında üretilen ürünlerin iklimi yok buranın iklimi uygun değil, haydi üret öyleyse kakaoyu Hindistan cevizini’’
         Bunları söylerken arkadaşına biraz da bilgiçlik tasladı.
         Okumuş kızın gözleri artık dışarı denize bakıyordu. O sorunlarını çözmüş avucunun içi bildiği gibi işine o avuçlarının içine bakıyordu.
         Hepsi buymuş.
         Okumuşluk da memur olmakta 



15 Ekim 2017 Pazar

ÇÖZÜMSÜZLÜK ÖRNEĞİ


                          



      Toplum içinde kalabalıkta yaşıyor ve yalnız yaşıyordu. Toplum fertleri onu çözmeye çalışıyorlardı.  Birisi çıktı dedi ki ben seni çözümlemek için tam iki yıl uğraştım yeni yeni seni biraz anlayabiliyorum. Aslında vasıfsız bir elemansın. Bazen korkusuz korkak rolünü üstleniyorsun. Amirinin verdiği gaz kadar ilerliyorsun içinde yeşerttiklerin benim için sönmüş birer volkanik dağ gibi hiçbir anlamı yok fakat senin için volkanik bir yanardağ, çünkü her an patlayabilirsin. Kırılma noktan oldukça fazla sen bir hiçe daha yakın olduğun için senin kırılma noktaların da beni enterese etmiyor. Alışılmışlıkları yaşamak yerine kendinin alışmış ve kendinin koyduğu hayat kurallarını oynuyorsun.  Senin hayat bilgisi dersinden kaç kişi sınıftan geçmiş olabilir acaba? Senin sıra dışı hareketlerin, mimiklerin olur olmaz yerde gülmen,  damdan düşer gibi lafın arasına girmen pek çoğumuza komik gelmiştir ve sen de kırılmışsındır. 
           Maalesef sen, rüzgarın estiği yöne değil de karşı yöne baktıkça çözümsüzlük örneği olarak tek numune olarak kalacaksın. 
  Sen farkında değil misin bütün bunların? Niçin kendini düzeltme, kendi kendini kontrol etme, kendine yeni bir rol model seçme yoluna gitmiyorsun? Sıfırdan yeniden dünyaya gelmiş bir insan yavrusu misali. Apalamayı ayakta durmayı yürümeyi. 
          Saatlerinde birbirini tutmuyor bir dakika önce başka bir dakika sonra başka seni tanımak imkansız olaylara vereceğin tepkimelerini çözmek, çözümsüzlük örneği bir kıvılcım çak çak çak geçmişine kapak olsun.  
            Bu gün benim doğum günüm, hep birlikte kutlayalım. Yeniden doğan insan yavrusu sen de gel. Gel bize katıl bize hem oyuna hem söze, hayatta bir oyun sahne dekorda hazırsa oynayalım hep beraber.  Ben uzattım elimi haydi sen de uzat elini şak şak şak.. 

14 Ekim 2017 Cumartesi

KIRGINLIK KIZGINLIK

                                        KINAMA                               
        Kırgınlıkları var kapı aralığı gibi küçük bir aralıktan girivermiş oluvermiş. Birbirine bağlı konular üstüne alınmayan konular. Yüzündeki kızgınlık ise hazımsızlığından bir diğer ifadeyle umursamaz inanmamazlık bir tavırla başını bile çevirip bakmaması. Aslında kendisi de yüzünü her ona doğru çevirdiğinde içindeki kırgınlık kızgınlık gözlerinde birer meşale gibi parlıyor. Karşısındaki kişiyi kırabileceğini biliyor onun da kırgınlığı ve kızgınlığın var çünkü onu çok derinlerden hareket ettiren  hiç istemediği bir yöne doğru fırlatıveren, o da sabırsız dilinden dökülüveren hayırsız çirkin ve kötü sözlerini karşısındaki kişiye sıralayıveriyor.
        Bir daha böyle konuşma altın kapının gümüş kapıya mudaresi olur bir daha böyle konuşma. Ansızın gürültüsüz bir iş dahi başına geliverir sonra o doluluk bardaktan boşalırcasına sarf ettiğin sözler aklına gelir sonra elinde dilinde kesiliverir. Buz gibi o dört köşeli popon kalktığı yere oturuverir. Sonra bana bakacağın yere havaya o boşluğa bakarsın üstüne alınmadığın o sözler dahi gelir seni buluverir. Birden bire her şey oluverir. Allah'ın adaleti birden gelir seni beni buluverir. Dua ve beddualarla. Çıkıyor ya kim ne yaparsa çıkıyor eninde sonunda kırdığı yerden kendi de kırılıyor ben yapmam etmem dediği şeyleri bile yapıyor bir de bakıyor ki yapmış bile haberi yok. Oluyor. Tüm bunları yaşadık gördük kimseye de gülünmeyeceğini kınanmayacağını ayrıca hadisi şerif de var. ''Kınamayınız kınadığınız şey başınıza gelmedikçe de ölmezsiniz'' Eğil de bir oku önce Kuranı Kerimi oku öyle tepelere asma onu göğsünde taşı yazıları seri bir şekilde ezbere aklında tut ya da avuç içlerinde o seni korur. Sonra duaların kabul olduğu o mübarek gün ve saatlerde o dualar havalanıp uçar attığın her çığlık ettiğin her dua gider bulur gideceği yere çok çabuk gider bulur ahlar ve dualar.
     Bir daha kızgınlıkla birine bir şey söylerken de dikkatli ol  kızgınlıkla söylediğin bir beddua gelir o kişinin tepesine çullanır bir atın çitmesinden beter eder onu ama o kişi çoğu zaman farkında bile olmaz o bedduanın onu vurduğunu. Çünkü onun kendi gürültüsü de dua ve bedduaya karışır. Herkes geçer o yoldan kimi inleyerek kimi dizlerine vura vura bağırarak kimi acınacak haline gülerek kimi ince tiz bir ses çıkartarak, anlayana, anlamlı derin bir yara aslında. Onun bedduası önden koşuyor ondan önce çok ah almış ahlarla balon gibi şişirmiş kendini.
      Tövbe kapısı da açıkmış Hiç tövbe kapısı kapanır mı kapanmaz elbet. O kişi ellerini açıyor o kemerli parmaklarıyla acı içinde inliyor ağlıyor yalvarıyor kendisini sürüklediği şey gözlerindeki alev parıltısını da yok etmiş  gözleri yumuşak bakıyor başını sallaya sallaya dua ederken neredeyse ayakları  yerden kesiliyor uçacakmış gibi kendi kızgın bakışlarıyla o kendi kendine kızıyor. Öleceği günü mahşer gününü düşünüyor el alemin içine nasıl çıkacağını bu kez başını çılgınlar gibi sallıyor hangi taşa o başını vurmalı elleriyle kendi kendine dövünüyor kendi kendine dizlerine vuruyor.
     Hayattan şöyle bir gelip geçerken nasıl bilirdiniz bu hatun kişiyi dediklerini düşünüyor aklı bu cümleye takılıyor. Kendi kendisiyle  boğuşuyor kendisine yabancı kendisine söz geçirmeye çalışıyor. Duvarda asılı olan Kur'ana Kerim'e bakıyor. Üç ayetlik süre dilinde onu tekrarlıyor.  Kevser süresi.  ''Biz sana kevseri verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl kurban kes. Doğrusu asıl soyu kesik olan sana kin tutanlardır.'' Cevap da sanki ona verilmiş gibi üstelik çok uzaklardan değil çok yakınlardan geliyor gibi. 
      O duasının sonunda şükür için secdeye kapanıyor.   
      Günlük yaşantısına geri dönüyor. Burada uygulayabilirsen burada her şey imtihan burada. Yine o kapı aralığı kadar yerden giren kırgınlıklara bakıyor Sanki kapıya eli sıkışmış gibi sanki kapı tenekeden de onun  elini kesmiş gibi bakıyor. Ahirette çekeceği ıstıraba ve acıya denk gibi bakıyor içindeki ağı çekilince yüzündeki kırmızılık pembeye dönüşüyor gözlerindeki kızgın alev parıltısı ise yumuşuyor. 
            O an geldiğinde nasıl bilirdiniz bu hatun kişiyi dendiğinde o gün geldiğinde mahşer gününde el alemin içinde  Rabbinin huzurunda anadan doğma onları düşünüyor. O kapıya gelmeden önce kendisiyle kendi nefsiyle boğuşuyor. Kendisiyle iki düşman gibi iki savaşçı gibi şimdi de iç sesi ona karşı hesap veriyor. 
      İki büklüm konuşurken eğiliyormuş gibi eğiliyormuş da tuba dallarını sarkıtıyormuş gibi can perdesi kalktığında gel de bu beden de can olma şimdi. Canın Allah diye haykırışını duyuyormuş gibi.
      İçinde sakladığı ne çok şey varmış meğer isem mezarında o daracık yerde rahat ve geniş yatmak için o çivili yataklarda yatıyormuş meğer isem. O kazanıyor  arkasından önünden üstünden üzerine ışıklar nur olup yağarken o çiçekli elbisesi içinde üzerine dökülen ışıklara bakıyor.