12 Mart 2018 Pazartesi

İNSANLARI DERİNDEN ETKİLEYEN ALTI KELİMELİK HİKAYE



Amerikalı Ernest Miller Hemingway romancı, kısa hikâye yazarı ve gazetecidir.
    
 Efsane o ki bir cemiyet toplantısında, onu çekemeyen edebiyatçılardan birisi Hemingway'e ne derece yetenekli olduğunu sorar, Hemingway ''Senin hayal bile edemeyeceğin kadar.'' diye yanıt verir. Bunun üzerine muhatabı ona, 10 kelimeyi geçmeyen, etkili bir hikaye yazıp yazamayacağını sorar. ''Eğer bunu yazmayı becerebilirsen, ve buradaki herkesi derinden etkilersen yeteneklerin önünde saygıyla eğileceğim.'' der. 10 kelimeye bile ihtiyaç duymayan Hemingway 6 kelimelik bir dram öyküsü yazar. Orada bulunan herkesi etkileyen bu hikaye aşağıdaki gibidir.



                  ''Satılık: Bebek Patikleri. Hiç giyilmedi.''






        Sizde sadece 6 kelime ile insanları derinden etkileyecek hikayeler oluşturabilir misiniz ? 

  Eğer sizinde 6 kelimeden oluşan hikayeleriniz varsa yorum olarak paylaşın.

1. Son nefes fısıldadı, artık nefes alamayacaksın


10 Mart 2018 Cumartesi

BİR ERKEĞİN SAVUNMASI









Bu söylediklerimde kesinlikle seni suçlu bulmuyorum.
       Yeni evli olmamıza rağmen perdeleri değiştiren perdelere uygun kanepe koltuk halı aldıran. Evindeki torbalı elektrik süpürgesi sapasağlam iken sulu ve halı yıkayanına çeviren kadın. Bu senin suçun değil.
      Evinin eşyalarını değiştirmeyi çöpün yanına eşya atmayı bir marifet sayan sıfır ayarında yeni eşyalarımız, poşetlemiş kıyafetlerimizi, elektronik eşyaları ev eşyalarını çöpe gönderen. İnan bu da senin suçun değil.
       Yazdan kömür alıp beşinci kata kadar sırtımda taşıdığım halde onları tekrar bana zorlama ile bağırtı gürültü ile indirtip eve doğalgaz bağlatan aynı yıl içinde bir de kalorifer tesisatı döşetip o kışı da borç harç içinde geçirmemiz. İnan senin suçun değil.
       ‘’İş kıyafetlerim çoraplarım kirli evin içini kokutuyor’’ diye evin içine almayıp bir karton kutu içinde çatı katına koydurtan yaz kış beni oradan giyinip işe yollanmam. ‘’İş kıyafetlerim makinayı kirletiyor,’’ diye annemin evine göndermen ‘’Git orada onlar yıkasınlar,’’ demen. İnan senin suçun değil.
        Ben asgari ücretli bir erkeğim bir de geceleri geri dönüşüm atıkları topluyorum. İşlerim icabı biraz da kirliyim ellerim tırnaklarımın arası yağlar oturmuş ellerim avuç içlerim kalın nasırlı ve ellerim parmaklarım her zaman şiş olur. Ben elimi her çöp kutusuna daldırdığımda değerli bir plastik kova, leğen, demir parçası bulunca yüzümde sevinç olunca. Senin face önünde manken dizi film artistleri gibi poz vermene ve benimde senin o kıyafetlerinin bedelini ödemek için çöpten atık topluyor olmam. İnan senin suçun değil.
     Benim ağır çalışma koşullarından dizlerimin sızladığı etlerimin lime lime doğrandığı ağrılar sızılar içinde uyumaya çalışırken gece horlamalarım çok ses çıkartıyorum bahanesiyle beni yatak odana almayan ayrıca yatak odasının kapısını kilitleyen kadın. İnan senin suçun değil. Ben evime yuvama hizmet ederken gündüz işi bir de gece atık topla, bedenimde yorulmadık tek bir etim kalmıyor. Bedenim zonkluyor kollarım şişiyor dizlerim ağrıyor böyle de olmasına rağmen sabah yine aynı dinçlikle de işe gidebiliyor olurken 
       Sen benim yorgun olduğumu derin uykuya dalacağımı da düşünerek geceleri internetin karşısında süslü başı açık makyajlı karşı taraftan birileri ile gülüşerek konuşman ben de tuvalet ihtiyacım için kalkınca senin odandaki sesleri duyup kapıyı açınca aniden panikleyen seni o halde gördüğüm halde benimde görmemiş gibi yapmam.  Bu da senin suçun değil.
       Evde birlikte olduğumuz vakitle beni oturduğu odaya da almayan. Beni görünce surat asan kapıyı yüzüme çarpan. Hiç konuşmayan. Bilgisayarın başında yazışan, gülüşme sesleri ile telefonla konuşan. Geceleri geç saatlere kadar da bilgisayarın başında kalan. İnan bu da senin suçun değil.    
         Sabahları erkenden koştur koştur işe hazırlanırken ve işe sefer taslarında akşamdan artan yemeklerden götürüyorken pirinç pilavı tenceresini boşaltmışım mutfak tezgahına pirinç taneleri dökülmüş ayrıca boş tencere de orta yerdeymiş sırf bu sebeple işten eve döndüğümde bana kapının girişinde çatalla saldıran çatalı üzerime batıra batıra beni içeri sokmayan ben de komşular duyacak diye seni evin içine iteklemem ve senin de ‘’Eşim bana saldırdı,’’ diye polise koşman ve benim üç ay evden uzaklaştırma almam. İnan senin suçun değil
          Evlilik müessesini bir türlü benimseyememiş bağımsız yaşamayı lüks ve havalı takınmayı kendine alışkanlık edinmiş bir özellik. Face de ki arkadaşları dahi onun için ‘’A! Bu kadın evliymiş’’ diye yorumlar atıyorlarken. Konuşmaları yaşam tarzı özgürce sorumsuzca yaşaması gençliğin yaşadığı hayata özenti duyup gençler gibi yaşaması gençlerin takıldığı mekanlara da takılıp sorumsuzca evli iken evlilik şemsiyesi altında kendince ve bu doygunluğa da ulaştırması
       Beni yanına yakıştırmayan kızıma da eğer ki baban ne iş yapıyor? Diye sorarlarsa ‘’Öğretmen olduğunu söyle’’ diye benden yaptığım işten utanan beni giyimimle, konuşmalarımla suçlaman beni beğenmemen yanına yakıştıramaman da çocuğuma da bu şekilde empoze etmen. İnan senin suçun değil.         
       Çocuğumu da gittiği yerlere götürerek ona da hayatı farklı tanıtma özentili davranmasına sebep olan. Çocuğumun da bitmeyen istekleri aldırtmak içinde tıpkı annesi gibi sözlü baskı uygulaması tam annesinin kötü modelini örnek alması. Bu da mı senin suçun değil?
       Suçlu benim seni evinin kadını yapmaya çalışan erkek. Seni hem çalışıp hem de atık toplayarak bu seviyeye çıkaran bu rahatlığı özgürlüğü sana tanıyan erkek. Ha bir de seni oradaki tesettürlü görüntünü gerçek sanıp da senin facedeki resimlerine beğeni atıp seni şişirenler bir de sana özenenler tıpkı senin dizilerdeki aile yaşamlarına özendiğin gibi

      Sen yapabilir misin? Evliliğini korumak adına dokunamadığın bir ten için. Sen yapabilir misin? El alem ne derleri bir kenara bırakıp annenin evinde sekiz on yıl belirsizlikte (dul-evli) yaşayabilir misin? Önünden arkandan sağından solundan yıllarca süregelen içten ve dıştan sözlü saldırılara karşı susar sabredebilir misin?
      Siz erkekler yapabilir misiniz? Yurt dışından biri ile evlendiği halde eski karınızı hala evinde oturtuyor olabilir misiniz? Kiminle inatlaştırıyorsun kendini ya da hangi fikrin savunucusu kimin için bu fedakarlık kime?
     Ey dünya adaleti! Saflığı temizliği iyiliği iyi niyeti tartan terazin nerede?
     Erkekler susmasın çocuklar ağlamasın. Eli kürekli üzeri çamurlu eşlerin elleri ayakları öpülsün. Getirdiği ekmeğe hürmet edilsin. Her kapıya gelindiğinde, her kapı çalındığında, her attığı adımda her getirdiği lokmaya ihanet yerine hürmet edecek kadınlar olsun dünyada. Marka yerine fedakarlık sevgi saygı hürmet elbisesini üzerinde taşıyan kadınlar olsun dünyada.

9 Mart 2018 Cuma

BİR ERKEĞİN SAVUNMASI


         Bu söylediklerimde kesinlikle seni suçlu bulmuyorum.
          Marka marka. Marka takıntılı giyinen tek bir başörtü fiyatı yetmiş lirayı geçen başörtüye uygun kıyafetler alan her birini de facede yayınlayan, beni de ucuz kıyafetlerimden dolayı aşağılayan. Bu da senin suçun değil.
        Kocasını değersiz bir varlıkmış gibi ona göre sadece para makinası öyle de kullanan canı isteyince de sokağa atan. Benim oturuşumdan kalkışımdan duruşumdan evin içindeki varlığımdan huylanan kapıya gelip zile bastığımda ‘’Git gelme yoksa polis çağırırım,’’ diye beni tehdit eden. İnan bu da senin suçun değil.
       Eve aldığım sebze ve meyveleri sırf manavdan tane tane seçerek alınmadı kalitesiz diye poşetlerini dahi açmadan çöpe gönderilmek üzere kapının önüne koyan. Marketten çocuğuma aldığım süt çikolata meyve suyu gıda alışverişlerimi de çoğunu da bu şekilde sırf Ülker markası değil diye çöpe gönderen. Bu da senin suçun değil.
      ‘’Ben lüks yaşarım lüks takınırım. Bir daha mı geleceğim dünyaya?’’ Diye lüks yaşayıp iki yakamı bir araya getirmeyen kredi kartlarını, elektrik su doğalgaz faturalarını da bana ödeten. Bu da senin suçun değil.
        Bana ‘’Sen bu kadının müsrifliğini lüks takıntılarını görmüyor muşun? O kadın senden on gömlek üstün giyiniyor yiyor içiyor geziyor.’’ Dediklerinde beni salak o anlamaz böyle şeylerden kategorisine koyarken. Senin başka erkeklerin yüzlerine gülüp de bana surat asman inan bu da senin suçun değil.
        Pek çok şeyi biliyorum, görüyorum, duyuyorum sen sanıyorsun ki bu bilmez. Biliyorum ama bilmezlikten geliyorum. Yavrum kızım var benim.
        Sizler de sorun ‘’Bu değirmenin suyu nereden geliyor?’’ Diye. O da asgari ücretli bir işte çalıyor. Kazancının bir lirasını görmem göstermez. Sosyetik merakıyla savurganlığı ile sonradan görmeleri temsil eder. Öyle de bir marka ve lüks yaşama takıntısı var ki gören bunun kocası ne iş yapıyor? Diye de kendi kendine sorar. Kendi kazancı değil benim kazancımda yetmez. Her yıla borçlu girerim kapıyı ne zaman bir alacaklı tıklatacak icra gelecek işyerime ne zaman bir alacaklı telefon açacak diye korkarak beklerim. Taksitle alışveriş yapıyor kendisini taksitlendiriyor böyle de çılgınlar gibi alışveriş yapıyor. İlk ay taksitini ödüyor geri kalanına kapıya alıcılar geliyor. Bu kez ben ödüyorum haberim olursa onlarda kapıya gelmeden ödüyorum. Ben de benim arkamdan çevirdiği planlar borçlar ve takıntılarla evimin gemisini yürütmeye çalışıyorum
          Bir gün ailesini yemeğe çağırdı. Ben de tam sofraya oturağım bana ‘’Sen ayrı ye.’’ Dedi beni sofraya oturtmadı. Bak bu da senin suçun değil.
          Ben evlendiğim yıllarda ailemle birlikte ortak koyunlarımız vardı. Onları sattık iki kardeşe de ayrı ayrı arsa aldık. Evliliğimiz iyi gitmiyordu bana illa kiraya taşınalım diyordu. Ailem koyunlarını sattı abim para verdi arsayı da sattık kendimize bir ev aldık. Evin tapusu benim üzerimde fakat o evde ne benim ne de eşimin direk bir parası yoktu tamamen ailemin iyi niyetiyle alınan bir ev. Ortada bir çocuk var. Yuvaları yıkılmasın belki düzelirler diye. Şimdi o evde de hak iddia ediyor olman. İnan bu da senin suçun değil.
       Benim yıllar içinde mücadeleci ve çalışkanlığımla ve yine ailemden gelen koyun desteğiyle aldığım ikinci arsa ve yine yıllar içinde gelen borçlar sıkıntılarım bu arsamı satmama neden oldu. O arsanın kalan parasıyla da sırf o rahat etsin işine minibüsle işe gidip gelmesin diye ona bir araba aldık. Kendisi istedi yolda rahatsız ediliyormuş bana öyle söyledi.
        Benim aileme de karşı suratsız annem çocuğa bakıyor. Çocuğu arabası ile almaya geliyor. Dışarıda arabadan hiç inmeden kornaya basıyor annem çocuğu hazır ediyor kapıya çıkarıyor. Ailemi de beğenmez küçümser. İnan bu da senin suçun değil.
         Sık sık kapının anahtarını değiştiriyor beni içeri almıyor. Kadının annesi de ‘’O biraz inattır bekleyin gönlü olunca kapıyı açar,’’ diyor. O kapı açılıyordu ne zaman? Paraları suyunu çekince elektrik su doğalgaz faturalarının ödeme günü gelince faturaları veriyor içeride üç beş dakikalık bir konuşma o süre içinde ihtiyaçlarını siparişlerini iletiyor. Ben de listeyi alarak çıkıyorum. Tekrar o kapı bir ay boyunca da açılmıyor. Bu şekilde de geçen yıllar ha düzelecek ha düzelecek. Kapıyı kilitleyip beni içeri almayan kendisi. Ardımdan da ‘’Eşim bana bakmıyor bana komşular bakıyor,’’ diye tedbir nafakası açtırıyor. Halbu ki kendisi içeri almıyor sık sık anahtar değiştiriyor. Bana ‘’Boşanalım,’’ diyor fakat ‘’Mahkemeyi sen aç,’’ diyor. Eğer ki mahkemeyi de ben açarsam o avukat parası ödemezmiş onu da öğrenmiş. Bu süre içinde ben düzelir umuduyla bekliyorum. Çünkü kızım var nafaka davasında belirtilen rakamı ödüyorum.
     Eşinden izin alma gereği bile duymadan bol bol gezmeler uçakla seyahat iki defa denize tatile giden İstanbul Antalya Konya gezen gelince de kredi kartlarını bana yükleyen. Bu da senin suçun değil.
         İşyerinden tazminatlı çıkış aldı. Annemin evine telefon açıyor Umreye gidecekmiş kocasının imzası gerekiyormuş devlet ona benim kocası olduğumu hatırlatmış. Umreye gitti orada dini bütün bir Müslüman gibi Allah diyen kadın. İnan bu senin suçun değil.
         Korku ve çaresizliğin verdiği depresif hareketler sergilemeye başladım.  Yüzümde tiklemeler meydana geliyor olur olmaz her şeye de gülmeler. Konuşarak kendimi rahatlatıyorum.  Bana yapılan haksızlıkları bir eksiltme veya artırma yapmadan olduğu gibi kendime yakın gördüğüm kişilere anlatıyorum. Bir çare bir medet bir kurtuluş bir umut bekliyorum. Ailem bana ‘’Sen doğru olanı yap hayırlı olanı’’ diyor. ‘’Sabrı,’’ tavsiye ediyor.
      Evin içinde resmen terör estiriyor psikolojik şiddete maruz kalıyorum. Kendine özgü cümleleriyle ezme hırpalama horlama kovulma. Ben iri cüsseli bir adamın o ise küçük minyon tipli fakat ben ondan korkuyorum. Bu öyle bir korku ki yüz yüze konuşamıyorum, telefonla konuşurken bile sesim titriyor. Kapını ziline basma cesaretini gösterdiğim yıllar çok gerilerde kaldı. Yıldırma bezdirme tekrarlanan olaylar.
        Bir tek fiske bile vurmadım. Bir kötü söz kullanmadım. Kötü bir bakış göndermedim. Fakat saçlarımın her teli şu an intizar ediyor. Gözyaşlarım damla damla ah ediyor. Ayaklarımı bastığım toprak inliyor. Yeter artık yeter diyor.
      Şimdi ki derdim ise yorgunum hastayım bittim tükendim tükendim artık.14 yıl evli kaldım. Üç yıl birlikte aynı evi paylaştık sonrası sürgün hayatı evim yatağım yokmuş gibi. Evsizleştirildim. Annem kapısını açtı geceleri orada kaldım. Gündüzleri çalıştım kendi evimin ihtiyaçlarını aldım.
         Beni tanıyanlar anlatıklarımdan yaşadıklarımdan benim karınca gibi evime çektiğimi görenler adımı yeryüzü meleği koymuşlar. Acırlar bakarlarmış halime çöpten topluyor paraya çeviriyor getiriyor bu kadına veriyor diye. Sorun şimdi ben bunları niçin yaptım? Bir tek kızım için ah kızım ben bütün bu yapılanlara aşağılanmalara değersizleştirmelere bildiğim gördüğüm duyduğum halde bilmiyorum demelere sırf senin için katlandım. Senin gülen yüzün solmasın diye senin mutluluğun için.   Ah kızım bir tek sen gül bana bu yeter. Ben onunda gülmesi bana güzel bir söz söylemesi için yaptım ama gülmedi konuşmadı benimle
       14 yıllık evli kaldım üç defa suçlu gibi mahkemelerde avukatlara savunma verdim. Ah kızım her şeye senin için katlandım bilsen şimdi de ne kadar yalnızım. Annen seni mahkeme de bana karşı şahit göstermiş. Bütün yazdıklarımı anlattıklarımı unutun gitsin. Siz siz olun sakin çocuğunuzu hiçbir mahkemede hakim karşısına çıkartıp da annesine veya babasına karşı sözcü olarak kullanmayın. Çünkü o daha çocuk neyin ne olduğunu bilmez. İleride aklı erince pişmanlık duyar ıstırap çeker içinden çıkmaz bu sızı. Siz siz olun karşı taraftan beş kuruş para koparacağım diye çocuklarınızı kullanmayın. Ah kızım affet beni senin o ortama gelmene de engel olamıyorum.



BİR ERKEĞİN SAVUNMASI


  Bu söylediklerimde kesinlikle seni suçlu bulmuyorum.
       Yeni evli olmamıza rağmen perdeleri değiştiren perdelere uygun kanepe koltuk halı aldıran. Evindeki torbalı elektrik süpürgesi sapasağlam iken sulu ve halı yıkayanına çeviren kadın. Bu senin suçun değil.
      Evinin eşyalarını değiştirmeyi çöpün yanına eşya atmayı bir marifet sayan sıfır ayarında yeni eşyalarımız, poşetlemiş kıyafetlerimizi, elektronik eşyaları ev eşyalarını çöpe gönderen. İnan bu da senin suçun değil.
       Yazdan kömür alıp beşinci kata kadar sırtımda taşıdığım halde onları tekrar bana zorlama ile bağırtı gürültü ile indirtip eve doğalgaz bağlatan aynı yıl içinde bir de kalorifer tesisatı döşetip o kışı da borç harç içinde geçirmemiz. İnan senin suçun değil.
       ‘’İş kıyafetlerim çoraplarım kirli evin içini kokutuyor’’ diye evin içine almayıp bir karton kutu içinde çatı katına koydurtan yaz kış beni oradan giyinip işe yollanmam. ‘’İş kıyafetlerim makinayı kirletiyor,’’ diye annemin evine göndermen ‘’Git orada onlar yıkasınlar,’’ demen. İnan senin suçun değil.
        Ben asgari ücretli bir erkeğim bir de geceleri geri dönüşüm atıkları topluyorum. İşlerim icabı biraz da kirliyim ellerim tırnaklarımın arası yağlar oturmuş ellerim avuç içlerim kalın nasırlı ve ellerim parmaklarım her zaman şiş olur. Ben elimi her çöp kutusuna daldırdığımda değerli bir plastik kova, leğen, demir parçası bulunca yüzümde sevinç olunca. Senin face önünde manken dizi film artistleri gibi poz vermene ve benimde senin o kıyafetlerinin bedelini ödemek için çöpten atık topluyor olmam. İnan senin suçun değil.
     Benim ağır çalışma koşullarından dizlerimin sızladığı etlerimin lime lime doğrandığı ağrılar sızılar içinde uyumaya çalışırken gece horlamalarım çok ses çıkartıyorum bahanesiyle beni yatak odana almayan ayrıca yatak odasının kapısını kilitleyen kadın. İnan senin suçun değil. Ben evime yuvama hizmet ederken gündüz işi bir de gece atık topla, bedenimde yorulmadık tek bir etim kalmıyor. Bedenim zonkluyor kollarım şişiyor dizlerim ağrıyor böyle de olmasına rağmen sabah yine aynı dinçlikle de işe gidebiliyor olurken 
       Sen benim yorgun olduğumu derin uykuya dalacağımı da düşünerek geceleri internetin karşısında süslü başı açık makyajlı karşı taraftan birileri ile gülüşerek konuşman ben de tuvalet ihtiyacım için kalkınca senin odandaki sesleri duyup kapıyı açınca aniden panikleyen seni o halde gördüğüm halde benimde görmemiş gibi yapmam.  Bu da senin suçun değil.
       Evde birlikte olduğumuz vakitle beni oturduğu odaya da almayan. Beni görünce surat asan kapıyı yüzüme çarpan. Hiç konuşmayan. Bilgisayarın başında yazışan, gülüşme sesleri ile telefonla konuşan. Geceleri geç saatlere kadar da bilgisayarın başında kalan. İnan bu da senin suçun değil.    
         Sabahları erkenden koştur koştur işe hazırlanırken ve işe sefer taslarında akşamdan artan yemeklerden götürüyorken pirinç pilavı tenceresini boşaltmışım mutfak tezgahına pirinç taneleri dökülmüş ayrıca boş tencere de orta yerdeymiş sırf bu sebeple işten eve döndüğümde bana kapının girişinde çatalla saldıran çatalı üzerime batıra batıra beni içeri sokmayan ben de komşular duyacak diye seni evin içine iteklemem ve senin de ‘’Eşim bana saldırdı,’’ diye polise koşman ve benim üç ay evden uzaklaştırma almam. İnan senin suçun değil
          Evlilik müessesini bir türlü benimseyememiş bağımsız yaşamayı lüks ve havalı takınmayı kendine alışkanlık edinmiş bir özellik. Face de ki arkadaşları dahi onun için ‘’A! Bu kadın evliymiş’’ diye yorumlar atıyorlarken. Konuşmaları yaşam tarzı özgürce sorumsuzca yaşaması gençliğin yaşadığı hayata özenti duyup gençler gibi yaşaması gençlerin takıldığı mekanlara da takılıp sorumsuzca evli iken evlilik şemsiyesi altında kendince ve bu doygunluğa da ulaştırması
       Beni yanına yakıştırmayan kızıma da eğer ki baban ne iş yapıyor? Diye sorarlarsa ‘’Öğretmen olduğunu söyle’’ diye benden yaptığım işten utanan beni giyimimle, konuşmalarımla suçlaman beni beğenmemen yanına yakıştıramaman da çocuğuma da bu şekilde empoze etmen. İnan senin suçun değil.         
       Çocuğumu da gittiği yerlere götürerek ona da hayatı farklı tanıtma özentili davranmasına sebep olan. Çocuğumun da bitmeyen istekleri aldırtmak içinde tıpkı annesi gibi sözlü baskı uygulaması tam annesinin kötü modelini örnek alması. Bu da mı senin suçun değil?
       Suçlu benim seni evinin kadını yapmaya çalışan erkek. Seni hem çalışıp hem de atık toplayarak bu seviyeye çıkaran bu rahatlığı özgürlüğü sana tanıyan erkek. Ha bir de seni oradaki tesettürlü görüntünü gerçek sanıp da senin facedeki resimlerine beğeni atıp seni şişirenler bir de sana özenenler tıpkı senin dizilerdeki aile yaşamlarına özendiğin gibi

      Sen yapabilir misin? Evliliğini korumak adına dokunamadığın bir ten için. Sen yapabilir misin? El alem ne derleri bir kenara bırakıp annenin evinde sekiz on yıl belirsizlikte (dul-evli) yaşayabilir misin? Önünden arkandan sağından solundan yıllarca süregelen içten ve dıştan sözlü saldırılara karşı susar sabredebilir misin?
      Siz erkekler yapabilir misiniz? Yurt dışından biri ile evlendiği halde eski karınızı hala evinde oturtuyor olabilir misiniz? Kiminle inatlaştırıyorsun kendini ya da hangi fikrin savunucusu kimin için bu fedakarlık kime?
     Ey dünya adaleti! Saflığı temizliği iyiliği iyi niyeti tartan terazin nerede?
     Erkekler susmasın çocuklar ağlamasın. Eli kürekli üzeri çamurlu eşlerin elleri ayakları öpülsün. Getirdiği ekmeğe hürmet edilsin. Her kapıya gelindiğinde, her kapı çalındığında, her attığı adımda her getirdiği lokmaya ihanet yerine hürmet edecek kadınlar olsun dünyada. Marka yerine fedakarlık sevgi saygı hürmet elbisesini üzerinde taşıyan kadınlar olsun dünyada.



7 Mart 2018 Çarşamba

KADININ ADI VAR


            Kadın değerlidir. El üstünde tutulur. Duyguları vardır incinebilir kırılabilir. Kadınların her biri birer kitaptır okunabilir. Kadın erkeklerin bir adım arkasından yürüyen değil asıl kadınlar erkeklerden bir adım önde gidendir. Çünkü yuvayı dişi kuş yapar. Kadın yuva yapar yuvasını koruyandır. Kadın isterse evi içi saçını süpürge yapar. Kadın çalışkandır arı gibi bulduğunu yuvasına çeker. Kadın siz evdekiler sabah evden çekilirken arkanızı toplar. Kadın her şeyi derleyen toparlayandır.  Kadın sabahtan sizin öğlene akşama ne yiyeceğinizi düşünendir. Kadın bir lokanta yemeği kadar güzel yapmasa da et suyunu aş edendir. Çayına şeker atan ekmeğini pişiren çorbanı karıştıran. Akşam evine davet ettiğin misafirlerin beklentilerini karşılayan buna da inanarak işine gittiğin, evinin kadınıdır. Kadın evin gelir gider tablosunda bütçe maratonunda kısıtlı bütçe ile ev geçindirendir.
        Kadın yolda sokakta ite kaka yürütülen hükmedilen de değildir. Kadın insan ırkının yarısıdır. Kadın sahip olduğu bütün gücü analığından alır. O içi dolu bir annedir. Kadına hizmet edilir. Tıpkı bir garsonun masa başında bekleyip de sizin emirlerinizi de beklediği gibi hizmet edilir. Kadınlar baş tacıdır cümlelerin başına iri kocaman baş harflerle yazılan evinin de kraliçesidir
        Kadınlar daima çiçektir. Çiçek gibidir onu sürekli su döküp beslemeniz gerekir yoksa o çiçek solar. Kadın sadece gazetenin magazin sayfalarında sergilenen birer cinsel obje de değildir. Kadın sadece gazetenin üçüncü sayfasında gösterilen şiddet erkek baskısını konu alan yazı konusu da değildir.  Kadın mor gözlü eli kasap bıçaklı eli tokatlı kocasının canım isterse deyip gelip geçip vuracağı stres topu da değildir. Kadın mahkeme salonlarında ‘’Utanmaz kadın!’’ Diye bağırılacak bir varlık da değildir.
         Kadın evliliğin zafer işaretidir. Kadın mutlu evliliğin yansımasıdır. Kadınlar sürekli eleştirilen eleştiri mağduru insan da değillerdir. Sen yapamazsın edemezsin beceriksizsin diye horlanan. Kadın sürülebilen koyun da değildir veya boynuna yular takılıp gezdiren bir canlı. Kadın yanınızda öylesine gezdirilen basit bir süs eşyası da değildir. Kadın beyni gelişmemiş erkeklerin kafalarını çevirip çevirip bakacakları zevkin tatmin edici objesi de değildir. Kadın ne isterse onu giyer. İster çarşaf ister mini hiç biri onu kraliçelik tacını takmasına da engel değildir. Kadın evde tutulan dışarı çıkarılmayan evinin perdesi dahi açtırılmayan köle de değildir. Kadınlar kıt beyinli de değildir. Okutun kızlarınızı da görün onları. Kadınları karalamak hor görmek, cümbüş eğlencesinin çılgın partilerin malzemesi de değildir. Kadınlar erkeklere göre daha narin kemiklerden yaratılmışlardır. Daha az tüylü daha az hacimli daha erken ergenliğe giren.
         Kadın ahlak temsilcisi de değildir. Kadın dediğimiz şey onun karısı mı? Kızımı mı? Annesi mi? Komşusu mu? Akrabası mı? Çalıştırdığı işçisi mi? Uzun etekli mi? Başı örtülü mü? Şık giyimli mi? Güzel mi? Çirkin mi? Şirin mi? Daha çocuk mu? Gerçekler sadece gerçekler. Kadına bir ad verin. Burada kadının adına bir isim verin.  Bütün karışıklığa can sıkıntısına öfkeme ilgililerine fikir yürütmeme hakikate rağmen sabah sabah can sıkan haberlere rağmen. Bir de kadınlar hakkında tartışmalar geniş sempozyumlar düzenlenir. Konu ister istenmez her gün gündeme taşınır tartışılır düşünülür. Kadınlar kendi tezlerini savunurlar.
           Kadın evin penceresinden dışarı yansımasıdır. Kadın şapkadır başta taşınır sende o şapkanın altındaki palto giydirilmiş erkek.  Kadınlar toplumun evliliğin ve kendisinin birer aynasıdır. Kendilerini nasıl görüyorlarsa toplum onları nasıl tartıp değerlendiriyor evliliği hangi yöne kayıyorsa kadında onu resmeder onu yansıtır.
             Eğer ki kadın bir ayna görevi görmeseydi toplum bu kadar kadına karşı duyarlı olamazdı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü diye bir gün olmazdı.

SIĞLIKTA


     Gerekli nasihatleri dinledim. Şimdi onlarda gittiler yalnızım. Çalışmak tek düze bir iş git gel, eh belli bir yere kadar beni mutlu edebilir. Fırınlarda bisküviyi pişirdiği gibi beni de pişirebilir. Beni allı pullu mutluluk vadisine de çıkarabilir mi? Meyve veren ağaç taşlanmaz onu da biliyorum fakat içimde bir şeyler kabarıyor çıtır çıtır sesler çıkartıyor, tıpkı odunun ateşte yanması gibi bazen de o ateş dört bir koldan bana ateş ediyor. Bunlar içimdeki sesler tek tek bu sesleri duyuyorum. Bir yükseliyor bir alçalıyor ama ben hep bu seslerin başında duruyorum nöbetteyim. İçeri iyice girsem sokulsam daha çok gürültü bağırtı ve sesler eski hayallerimi birikmiş öfkemi de içine katıp daha fazla bağırıyorum.
        İşten geliyorum önlüğümü çıkartıyor asıyorum. İşyerinde kurguladığım hayat dönüyor kafamda. Onun otoritesinden beni yönetmesinden de kurtulmalıyım. Havadar güneşli bir odada çayımı yudumluyorum. Başarılı bir girişimci olamadık bir başarı hikayesi sergileyemedik. Elimizle kolumuzla bedenimiz ruhumuzla bu işe bağlandık. Dört bir tarafımızı onunla sardık zincirledik. Bir yere gidebiliyor musun bir akraba ziyaretine? Yok. Bir gezmeye dışarıda yemeğe veya canının istediği yere? Yok. Sadece evden işe işten eve biraz birikimim var desem abartmış da olmam. Kendimize bir saygınlık bir değer var mı dersen? O da yok. Fark edilmiyorsun bile.  Ama hala çalışıyorum. Hala aynı kapalı alana işime gidiyorum gelince de önlüğümü askıya asıyorum. Yalnızlığım çaresizliğim sessizliğim içimde. Ben de isterim elimi masaya sertçe vurup işiniz de sizin olsun demeyi kapıyı sertçe çarpıp gitmeyi. Ama burası da kaçıncı başvurduğum ve işe alındığım iş kapısı. İşte bu yüzden havan kime? Sen ne işine kalkışıyorsun? Diyorum susuyorum.  Sen küçük vasıfsız bir fabrika işçisisin otur kendi kitabını yaz ve oku diyorum. Bu kitap sana yeter bu hayat sana yeter diyorum. Kuzeyden esen rüzgar benim üzerime yapışan koku. Benim de boyum bir metre atmış santim doğru düzgün Türkçe konuşamam iki kelimeyi bir araya getirip cümle kuramam başka bir iş beceremem hayatın içine atılmış küçük bir oyuncuyum. Hayata ve kaderime karşı bir düşmanlığım da yok. O halde? Ah diyorum şöyle bazen rüzgar kuzeyden değil de güneyden taraf esse Toroslardan yıldızların ışıl ışıl parladığı Akdeniz gecelerinde o günler o saatler de gelse. Sonra yorgunluğunun ve uykunun verdiği dalgınlıkla sarı soğan gibi ararmış gözlerin açtı. Seni ancak bu iş paklar bu işte seni iflah da etmez öldürmez de,  sen en iyisi, ‘’Dersini almış da ediyor ezber. Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler. Bu dert beni iflah etmez  del’ eyler. Benim dert çekmeye dermanın mı var? Aman aman sürmelim aman,’’ türküsü söyle. Penceren güneyden esen rüzgarın kokusunu duymak yerine kuzeyden gelen rüzgarın kokusunu da içine çek evinin kırık camından yoksulluğuna ve yoksunluğuna da bakarak.


1 Mart 2018 Perşembe

İŞÇİ KIZLAR


           Sabahları işten çıkan kızları hatırlıyorum mesela o unutamadığım yorgunlukları var üzerilerinde. Onların gözlerinde üzerilerinde tek gördüğüm elbise yorgunluk. Ama bu öyle bir yorgunluktu ki dinlenince de hemen geçiverecekmiş gibi sesleri çatallı gelen boğuk boğuk ses veren kızlar yollarda sendeleyerek yürüyen kızlar.Sabah  sabah bütün şehir sağmal inekler gibi onların yollarını gözlüyordu. Bisküvi kolonyalı kokulu kızlar şehri onlar her sallandıkça salındıkça koca şehirde bisküvi kokuyordu.  Her evin ocağı da onların yaktığı çıra ile aydınlanıyordu. Bazı evlerde gök gürültüsüne benzer gürültüler duyuluyordu patlak veren boşanmalarla uğuldayan ufacık bir delikten sızan gıcırtı gibi ses çıkartan sonra da yüksekçe çıkan bisküvi kokulu kadından, ''Boşanacağım ulan senden!'' Diye bağırıyordu. 
     Sesler iyice kesildiğinde boşanmalar kesinleştiğinde haklı olup olmadığı tekin olup olmadığı bilinmeyen taraflar. Eski bir resim gibi ellerinde kalan yaşanmışlıklar her zamanki gibi berrak izleri vardı zihinlerinde.
    Akıldan silinmeyen resimler hikayeler önümüzde yaşanan olaylar duyulanlar ve geçmişte yaşananlar.
    Her duyulan tıpkı içki nasıl şişede durduğu gibi durmuyorsa öylece olduğu yerde de durmazdı kulaktan kulağa anlatıla anlatıla yazıla yazıla yeni nesillere aktarılacaktı. Nesiller boyu bir gelenekmiş gibi sürüpgelen birbirini sürükleyen.