Evin geçiminde
bütün yük erkeğe yüklenecekse, geçim derdinde de bir sorun olduğu vakit kuşkusuz
sorun her iki taraf içinde geçerlidir. Sorundan her iki taraf da sorumludur. Biri
çalışır öteki çalışmadığı için açılan gedikler. Belki bazı evler de eşlerden
biri çalışıyordur. Bazılarında ise ikisi de çalışıyor olabilir. Gençliğin en verimli çağında Karamanda
kadınlara yönelik işlerin bol olduğu böyle bir ortamdan henüz kadında çalışmaya
yönelmemiş o fikri kafasında yeşertmemişse kadında o sorun da kabahatlidir.
Eğer ki onu çalışmaya yöneltmeyen geçerli bir sebebi yoksa. Zira bu kervanı
döndürmek bu devranı çevirmek zorundayız.
Karı koca olarak bir çift olarak buna mecburuz. Erkekler evin reisi
olmuş diye biraz kadından kuvvetli yaratılmış diye. Oysa şimdiki zaman her iki
kişinin de çalışmasını mümkün kılıyor. ''Mecbur,'' geçim derdi ihtiyaçtan çalışılıyor
ihtiyaçlar ağır basıyor. Ama çalışmamak için kendinde kusur arayanlar bir de
geçimden hayat şartlarından yakınanlar bunları da görürüz. Ama çok nadirdir çalışanlar
da bu sitem onların da daha çok çalışmaya yatkın şikayetlenmeyi de içlerinde
bastırdıklarını görürüz. Zihnimizi hangi
yöne odaklarsak öteki taraf çoraklaşır. Ne ekersen zihnine onu da biçersin. Bir teselli armağanı bir bakış bir olumlu
tavır içine girmek en güzeli, hayata hem olumsuz bakmak kötü gidişattan
şikayetlenmek yerine. Bir teselli armağanı
ben buldum üstelik kendimde buldum. Bu
geçici dönemde kendi kendimize verdiğimiz öğütler düşüncelerimizin izlediği yol.
Sen salla başını ben bilirim işimi de demek için. O eski eskimiş, kokmuş, küflenmiş, yargı ve düşüncelerinin de üzerine bir sünger çekerek gözlerinin önünde parlayan
şey çoğu zaman da olgunlaşmamış ham bir
meyvedir. Bazen de kuşku ile baktığın ama sonuç cümlesi de her zaman iyi olacaktır.
Öyle de olmasa bile hiç olmazsa karınca misali uğrunda ölmek elimden geleni yaptım
demek için elinde bir belgen olur. Hiç olmazsa uğrunda çalıştığın göze aldığın bir
şeylerin olur.
Kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Nisan 2018 Çarşamba
KADIN ÇALIŞSA MI ÇALIŞMASA MI
Evin geçiminde
bütün yük erkeğe yüklenecekse, geçim derdinde de bir sorun olduğu vakit kuşkusuz
sorun her iki taraf içinde geçerlidir. Sorundan her iki taraf da sorumludur. Biri
çalışır öteki çalışmadığı için açılan gedikler. Belki bazı evler de eşlerden
biri çalışıyordur. Bazılarında ise ikisi de çalışıyor olabilir. Gençliğin en verimli çağında Karamanda
kadınlara yönelik işlerin bol olduğu böyle bir ortamdan henüz kadında çalışmaya
yönelmemiş o fikri kafasında yeşertmemişse kadında o sorun da kabahatlidir.
Eğer ki onu çalışmaya yöneltmeyen geçerli bir sebebi yoksa. Zira bu kervanı
döndürmek bu devranı çevirmek zorundayız.
Karı koca olarak bir çift olarak buna mecburuz. Erkekler evin reisi
olmuş diye biraz kadından kuvvetli yaratılmış diye. Oysa şimdiki zaman her iki
kişinin de çalışmasını mümkün kılıyor. ''Mecbur,'' geçim derdi ihtiyaçtan çalışılıyor
ihtiyaçlar ağır basıyor. Ama çalışmamak için kendinde kusur arayanlar bir de
geçimden hayat şartlarından yakınanlar bunları da görürüz. Ama çok nadirdir çalışanlar
da bu sitem onların da daha çok çalışmaya yatkın şikayetlenmeyi de içlerinde
bastırdıklarını görürüz. Zihnimizi hangi
yöne odaklarsak öteki taraf çoraklaşır. Ne ekersen zihnine onu da biçersin. Bir teselli armağanı bir bakış bir olumlu
tavır içine girmek en güzeli, hayata hem olumsuz bakmak kötü gidişattan
şikayetlenmek yerine. Bir teselli armağanı
ben buldum üstelik kendimde buldum. Bu
geçici dönemde kendi kendimize verdiğimiz öğütler düşüncelerimizin izlediği yol.
Sen salla başını ben bilirim işimi de demek için. O eski eskimiş, kokmuş, küflenmiş, yargı ve düşüncelerinin de üzerine bir sünger çekerek gözlerinin önünde parlayan
şey çoğu zaman da olgunlaşmamış ham bir
meyvedir. Bazen de kuşku ile baktığın ama sonuç cümlesi de her zaman iyi olacaktır.
Öyle de olmasa bile hiç olmazsa karınca misali uğrunda ölmek elimden geleni yaptım
demek için elinde bir belgen olur. Hiç olmazsa uğrunda çalıştığın göze aldığın bir
şeylerin olur. 17 Nisan 2018 Salı
KADIN CİNSİ
Demek
ki evinde oturan çalışmayan kadın mutsuz kadındı. Kendi mücadelesiyle bir
şeyler yapmak bir yerlere gelebilmek o da istiyordu. Hayatın tüm koşullarını
içgüdüleri ile hissetmek var olmak. Kendini serbest bırakmak, ihtiyaç duyduğu
şey sadece dışarı çıkmak, çalışmaktı. Çalışmak dışarı çıkmak ve başarmak. Eylem
olarak hangisi? Hangisi kadının ruhsal sağlığı üzerinde olumlu etki yapardı?
Bunların içinde en mantıklısı kadın hangisinin içinde kendisini geliştirir
mutlu sayardı? Kendi kişiliğine en uygun olanı hangisi ise. Bu konuda da
kendisi hakkında gerçek söz sahibi yine kendisidir. Çünkü onun çalışma isteği
ruh hali dışarı çıkma isteği her türlü eylemi onun öz yaşam öyküsünü ortaya
çıkaran bir döngü olacaktı sonuçta. Kendi kendini yine kendisi dillendirecekti.
Kendisi öldükten sonra arkasından bir tek cümle ile bile anılmıyorsa yazılı bir
eser dikili bir ağaç bir meyve bırakmamışsa. Yaşa da nasıl yaşarsan yaşa
öylede dolduruyorsa hayatının içini hayata karşı kayıtsız dünyaya karşı
kayıtsız.
Kendimizi
çözmek her zaman öyle kolay kolay da olmaz. Bazen çok güçlük çekeriz. Düğümleri
çözmek için çünkü çıkmaz sokaklarımız vardır aşılmaz dağlarımız. Zayıf
incinebilir kırılabilir duygularımız vardır. Ama genellikle somut gerçekler engeller kendimizi çözmeyi kendimiz olmayı dışarıdaki dış güçler engeller. Anne
baba, ata, eş ve en dışarıdakiler dış kapının mandalları. Bazıları köpek gibi
havlar. Bazıları kükrer üstüne üstüne gelir. Bazıları sırtında parazit olur
yapışır kalır. Eğer ki sen çalışırsan para kazanırsan da bunların oyunlarını
ikiye bölersin. Güç kazanmış olursun. Güç ki tahammül etmeyi hızlandırır.
Ruhsal sağlık düzenini yerine oturur. Bu kez de onlar senin üstüne üstüne
gelmezler. Gelmek istemezler. Çünkü böyle bir ihtiyaçtan doğan ortada bir
açıklık yoktur. Doğal olarak bazı şeylerinde bedelini ödemek istemezler.
Böylece çalışan kadında cesaretlenir umutları çoğalır. Ruh çözülmeleri sinir, stres yerine mutlu doğal sevgi dayanışma duygusuyla dopdolu olur. Çalışan kadın
evi ve işi arasında mutludur. İşte çalışan kadınların aradıkları şey anlaşılmak.
Bunun dışında hayattan ve çalışan kadından bir şeyler istemek mucize olur.
Kadın da bir insan olduğuna göre o da bazılarının dediği gibi kıt akıllı yarım
akıllı olmadığına göre akıl ve mantık çerçevesinde doğal olarak insan ırkında ne
varsa kadında da var.
9 Nisan 2018 Pazartesi
HAYATIMDA YENİ BİR SAYFA
Bundan böyle bir daha gözlerimi eskisi gibi
geçmişime götürmeyeceğim. Geçmişin sayfalarını da çevirmeyeceğim. Bu gün için
ne yazacağımı da düşünerek şimdiki olduğum konumda kendimi yazacağım.
Böylece hayatın kitabını yeniden almaya okumaya koyuldum. Sonra tekrar o kızdığım ulaşmak isteyip de ulaşamadığım şeyler geldi aklıma. Tekrar cümlelerim ikiye bölündü. Bu yüzden de yazılarım yarım kalıyor. Zevkince yazımı yazamıyor cümlenin sonuna o muhteşem noktayı koyamıyordum. Çünkü cümleler ve yaşadıklarım bana beni övüne övüne böbürlene böbürlene kendimi anlatma fırsatını vermiyorlardı. Evet bazılarınızdan çok daha iyi yaşadım. Belki gereksiz bu kadar geçmişe takıntılı olmam. Şunu da açıkça da söylemeliyim ben bu şehirde doğduğum ve yaşadığım için minnettarlığım da çoktu. Daha da kötüsü beterin beteri olan işsiz güçsüz avare insanların olduğu yerleşim yerleri de vardı. Bilinçsizce geçim derdinin zorunluluktan mecburiyetten küçük yaşta yapılan bir eylem fakat bu gün bana bir düzen kurdurmuştu. Benim gibi pek çok kadında düzeneğini kurmuştu. Ama şaşırtıcı olan ne biliyor musunuz? Gençliğinizden bu günleri de göremiyorsunuz. Bu nedenle de o duygular derinlerde saklı kalıyor. O eksiksiz bilgiler yüreğinizde bu hafızanızda kalıyor. Bu arada hafızamla da övünebilirim. Ne zaman bu bildik konular aklıma gelse ne zaman bir koku bir doku ben yine eski ben bir can sıkıntısıdır alıp götürüyor beni. Böylece o derinlerde kalan ukteler temel istekler de gün yüzüne çıkıyor. Yüreğimin derinliklerinde ne görmek istiyorsam. Çok az insan destekler belki bu gün bunları çünkü geçmişe de mazi derler. O zaman denilen şey ‘’Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç bu öyle bir fasıldır ki ey ömrüm nasıl geçersen geç.’’ Bazı şeyleri imkansızlaştırıyor. Tam da senin olmak istediğin yerde ve kıvamda işte olmak istediğin yerde olamamak bu da daha fazla seni kışkırtıyor zihnin senin üzerindeki baskılarını o basmakalıp cümlelerini daha fazla tekrar ettiriyor.
Böylece hayatın kitabını yeniden almaya okumaya koyuldum. Sonra tekrar o kızdığım ulaşmak isteyip de ulaşamadığım şeyler geldi aklıma. Tekrar cümlelerim ikiye bölündü. Bu yüzden de yazılarım yarım kalıyor. Zevkince yazımı yazamıyor cümlenin sonuna o muhteşem noktayı koyamıyordum. Çünkü cümleler ve yaşadıklarım bana beni övüne övüne böbürlene böbürlene kendimi anlatma fırsatını vermiyorlardı. Evet bazılarınızdan çok daha iyi yaşadım. Belki gereksiz bu kadar geçmişe takıntılı olmam. Şunu da açıkça da söylemeliyim ben bu şehirde doğduğum ve yaşadığım için minnettarlığım da çoktu. Daha da kötüsü beterin beteri olan işsiz güçsüz avare insanların olduğu yerleşim yerleri de vardı. Bilinçsizce geçim derdinin zorunluluktan mecburiyetten küçük yaşta yapılan bir eylem fakat bu gün bana bir düzen kurdurmuştu. Benim gibi pek çok kadında düzeneğini kurmuştu. Ama şaşırtıcı olan ne biliyor musunuz? Gençliğinizden bu günleri de göremiyorsunuz. Bu nedenle de o duygular derinlerde saklı kalıyor. O eksiksiz bilgiler yüreğinizde bu hafızanızda kalıyor. Bu arada hafızamla da övünebilirim. Ne zaman bu bildik konular aklıma gelse ne zaman bir koku bir doku ben yine eski ben bir can sıkıntısıdır alıp götürüyor beni. Böylece o derinlerde kalan ukteler temel istekler de gün yüzüne çıkıyor. Yüreğimin derinliklerinde ne görmek istiyorsam. Çok az insan destekler belki bu gün bunları çünkü geçmişe de mazi derler. O zaman denilen şey ‘’Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç bu öyle bir fasıldır ki ey ömrüm nasıl geçersen geç.’’ Bazı şeyleri imkansızlaştırıyor. Tam da senin olmak istediğin yerde ve kıvamda işte olmak istediğin yerde olamamak bu da daha fazla seni kışkırtıyor zihnin senin üzerindeki baskılarını o basmakalıp cümlelerini daha fazla tekrar ettiriyor.
10 Mart 2018 Cumartesi
BİR ERKEĞİN SAVUNMASI
Yeni evli olmamıza rağmen perdeleri değiştiren perdelere uygun kanepe koltuk halı aldıran. Evindeki torbalı elektrik süpürgesi sapasağlam iken sulu ve halı yıkayanına çeviren kadın. Bu senin suçun değil.
Evinin eşyalarını değiştirmeyi çöpün yanına eşya atmayı bir marifet sayan sıfır ayarında yeni eşyalarımız, poşetlemiş kıyafetlerimizi, elektronik eşyaları ev eşyalarını çöpe gönderen. İnan bu da senin suçun değil.
Yazdan kömür alıp beşinci kata kadar sırtımda taşıdığım halde onları tekrar bana zorlama ile bağırtı gürültü ile indirtip eve doğalgaz bağlatan aynı yıl içinde bir de kalorifer tesisatı döşetip o kışı da borç harç içinde geçirmemiz. İnan senin suçun değil.
‘’İş kıyafetlerim çoraplarım kirli evin içini kokutuyor’’ diye evin içine almayıp bir karton kutu içinde çatı katına koydurtan yaz kış beni oradan giyinip işe yollanmam. ‘’İş kıyafetlerim makinayı kirletiyor,’’ diye annemin evine göndermen ‘’Git orada onlar yıkasınlar,’’ demen. İnan senin suçun değil.
Ben asgari ücretli bir erkeğim bir de geceleri geri dönüşüm atıkları topluyorum. İşlerim icabı biraz da kirliyim ellerim tırnaklarımın arası yağlar oturmuş ellerim avuç içlerim kalın nasırlı ve ellerim parmaklarım her zaman şiş olur. Ben elimi her çöp kutusuna daldırdığımda değerli bir plastik kova, leğen, demir parçası bulunca yüzümde sevinç olunca. Senin face önünde manken dizi film artistleri gibi poz vermene ve benimde senin o kıyafetlerinin bedelini ödemek için çöpten atık topluyor olmam. İnan senin suçun değil.
Benim ağır çalışma koşullarından dizlerimin sızladığı etlerimin lime lime doğrandığı ağrılar sızılar içinde uyumaya çalışırken gece horlamalarım çok ses çıkartıyorum bahanesiyle beni yatak odana almayan ayrıca yatak odasının kapısını kilitleyen kadın. İnan senin suçun değil. Ben evime yuvama hizmet ederken gündüz işi bir de gece atık topla, bedenimde yorulmadık tek bir etim kalmıyor. Bedenim zonkluyor kollarım şişiyor dizlerim ağrıyor böyle de olmasına rağmen sabah yine aynı dinçlikle de işe gidebiliyor olurken
Sen benim yorgun olduğumu derin uykuya dalacağımı da düşünerek geceleri internetin karşısında süslü başı açık makyajlı karşı taraftan birileri ile gülüşerek konuşman ben de tuvalet ihtiyacım için kalkınca senin odandaki sesleri duyup kapıyı açınca aniden panikleyen seni o halde gördüğüm halde benimde görmemiş gibi yapmam. Bu da senin suçun değil.
Evde birlikte olduğumuz vakitle beni oturduğu odaya da almayan. Beni görünce surat asan kapıyı yüzüme çarpan. Hiç konuşmayan. Bilgisayarın başında yazışan, gülüşme sesleri ile telefonla konuşan. Geceleri geç saatlere kadar da bilgisayarın başında kalan. İnan bu da senin suçun değil.
Sabahları erkenden koştur koştur işe hazırlanırken ve işe sefer taslarında akşamdan artan yemeklerden götürüyorken pirinç pilavı tenceresini boşaltmışım mutfak tezgahına pirinç taneleri dökülmüş ayrıca boş tencere de orta yerdeymiş sırf bu sebeple işten eve döndüğümde bana kapının girişinde çatalla saldıran çatalı üzerime batıra batıra beni içeri sokmayan ben de komşular duyacak diye seni evin içine iteklemem ve senin de ‘’Eşim bana saldırdı,’’ diye polise koşman ve benim üç ay evden uzaklaştırma almam. İnan senin suçun değil
Evlilik müessesini bir türlü benimseyememiş bağımsız yaşamayı lüks ve havalı takınmayı kendine alışkanlık edinmiş bir özellik. Face de ki arkadaşları dahi onun için ‘’A! Bu kadın evliymiş’’ diye yorumlar atıyorlarken. Konuşmaları yaşam tarzı özgürce sorumsuzca yaşaması gençliğin yaşadığı hayata özenti duyup gençler gibi yaşaması gençlerin takıldığı mekanlara da takılıp sorumsuzca evli iken evlilik şemsiyesi altında kendince ve bu doygunluğa da ulaştırması
Beni yanına yakıştırmayan kızıma da eğer ki baban ne iş yapıyor? Diye sorarlarsa ‘’Öğretmen olduğunu söyle’’ diye benden yaptığım işten utanan beni giyimimle, konuşmalarımla suçlaman beni beğenmemen yanına yakıştıramaman da çocuğuma da bu şekilde empoze etmen. İnan senin suçun değil.
Çocuğumu da gittiği yerlere götürerek ona da hayatı farklı tanıtma özentili davranmasına sebep olan. Çocuğumun da bitmeyen istekleri aldırtmak içinde tıpkı annesi gibi sözlü baskı uygulaması tam annesinin kötü modelini örnek alması. Bu da mı senin suçun değil?
Suçlu benim seni evinin kadını yapmaya çalışan erkek. Seni hem çalışıp hem de atık toplayarak bu seviyeye çıkaran bu rahatlığı özgürlüğü sana tanıyan erkek. Ha bir de seni oradaki tesettürlü görüntünü gerçek sanıp da senin facedeki resimlerine beğeni atıp seni şişirenler bir de sana özenenler tıpkı senin dizilerdeki aile yaşamlarına özendiğin gibi
Sen yapabilir misin? Evliliğini korumak adına dokunamadığın bir ten için. Sen yapabilir misin? El alem ne derleri bir kenara bırakıp annenin evinde sekiz on yıl belirsizlikte (dul-evli) yaşayabilir misin? Önünden arkandan sağından solundan yıllarca süregelen içten ve dıştan sözlü saldırılara karşı susar sabredebilir misin?
Siz erkekler yapabilir misiniz? Yurt dışından biri ile evlendiği halde eski karınızı hala evinde oturtuyor olabilir misiniz? Kiminle inatlaştırıyorsun kendini ya da hangi fikrin savunucusu kimin için bu fedakarlık kime?
Ey dünya adaleti! Saflığı temizliği iyiliği iyi niyeti tartan terazin nerede?
Erkekler susmasın çocuklar ağlamasın. Eli kürekli üzeri çamurlu eşlerin elleri ayakları öpülsün. Getirdiği ekmeğe hürmet edilsin. Her kapıya gelindiğinde, her kapı çalındığında, her attığı adımda her getirdiği lokmaya ihanet yerine hürmet edecek kadınlar olsun dünyada. Marka yerine fedakarlık sevgi saygı hürmet elbisesini üzerinde taşıyan kadınlar olsun dünyada.
9 Mart 2018 Cuma
BİR ERKEĞİN SAVUNMASI

Bu söylediklerimde kesinlikle seni
suçlu bulmuyorum.
Marka marka. Marka takıntılı giyinen
tek bir başörtü fiyatı yetmiş lirayı geçen başörtüye uygun kıyafetler alan her
birini de facede yayınlayan, beni de ucuz kıyafetlerimden dolayı aşağılayan. Bu
da senin suçun değil.
Kocasını değersiz bir varlıkmış gibi
ona göre sadece para makinası öyle de kullanan canı isteyince de sokağa atan.
Benim oturuşumdan kalkışımdan duruşumdan evin içindeki varlığımdan huylanan
kapıya gelip zile bastığımda ‘’Git gelme yoksa polis çağırırım,’’ diye beni
tehdit eden. İnan bu da senin suçun değil.
Eve aldığım sebze ve meyveleri sırf
manavdan tane tane seçerek alınmadı kalitesiz diye poşetlerini dahi açmadan
çöpe gönderilmek üzere kapının önüne koyan. Marketten çocuğuma aldığım süt
çikolata meyve suyu gıda alışverişlerimi de çoğunu da bu şekilde sırf Ülker
markası değil diye çöpe gönderen. Bu da senin suçun değil.
‘’Ben lüks yaşarım lüks takınırım. Bir
daha mı geleceğim dünyaya?’’ Diye lüks yaşayıp iki yakamı bir araya getirmeyen
kredi kartlarını, elektrik su doğalgaz faturalarını da bana ödeten. Bu da senin
suçun değil.
Bana ‘’Sen bu kadının müsrifliğini lüks
takıntılarını görmüyor muşun? O kadın senden on gömlek üstün giyiniyor yiyor
içiyor geziyor.’’ Dediklerinde beni salak o anlamaz böyle şeylerden
kategorisine koyarken. Senin başka erkeklerin yüzlerine gülüp de bana surat
asman inan bu da senin suçun değil.
Pek çok şeyi biliyorum, görüyorum,
duyuyorum sen sanıyorsun ki bu bilmez. Biliyorum ama bilmezlikten geliyorum.
Yavrum kızım var benim.
Sizler de sorun ‘’Bu değirmenin suyu
nereden geliyor?’’ Diye. O da asgari ücretli bir işte çalıyor. Kazancının bir
lirasını görmem göstermez. Sosyetik merakıyla savurganlığı ile sonradan
görmeleri temsil eder. Öyle de bir marka ve lüks yaşama takıntısı var ki gören
bunun kocası ne iş yapıyor? Diye de kendi kendine sorar. Kendi kazancı değil
benim kazancımda yetmez. Her yıla borçlu girerim kapıyı ne zaman bir alacaklı
tıklatacak icra gelecek işyerime ne zaman bir alacaklı telefon açacak diye
korkarak beklerim. Taksitle alışveriş yapıyor kendisini taksitlendiriyor böyle
de çılgınlar gibi alışveriş yapıyor. İlk ay taksitini ödüyor geri kalanına
kapıya alıcılar geliyor. Bu kez ben ödüyorum haberim olursa onlarda kapıya
gelmeden ödüyorum. Ben de benim arkamdan çevirdiği planlar borçlar ve
takıntılarla evimin gemisini yürütmeye çalışıyorum
Bir gün ailesini yemeğe çağırdı. Ben
de tam sofraya oturağım bana ‘’Sen ayrı ye.’’ Dedi beni sofraya oturtmadı. Bak
bu da senin suçun değil.
Ben evlendiğim yıllarda ailemle
birlikte ortak koyunlarımız vardı. Onları sattık iki kardeşe de ayrı ayrı arsa
aldık. Evliliğimiz iyi gitmiyordu bana illa kiraya taşınalım diyordu. Ailem
koyunlarını sattı abim para verdi arsayı da sattık kendimize bir ev aldık. Evin
tapusu benim üzerimde fakat o evde ne benim ne de eşimin direk bir parası yoktu
tamamen ailemin iyi niyetiyle alınan bir ev. Ortada bir çocuk var. Yuvaları
yıkılmasın belki düzelirler diye. Şimdi o evde de hak iddia ediyor olman. İnan
bu da senin suçun değil.
Benim yıllar içinde mücadeleci ve
çalışkanlığımla ve yine ailemden gelen koyun desteğiyle aldığım ikinci arsa ve
yine yıllar içinde gelen borçlar sıkıntılarım bu arsamı satmama neden oldu. O
arsanın kalan parasıyla da sırf o rahat etsin işine minibüsle işe gidip
gelmesin diye ona bir araba aldık. Kendisi istedi yolda rahatsız ediliyormuş
bana öyle söyledi.
Benim aileme de karşı suratsız annem
çocuğa bakıyor. Çocuğu arabası ile almaya geliyor. Dışarıda arabadan hiç
inmeden kornaya basıyor annem çocuğu hazır ediyor kapıya çıkarıyor. Ailemi de
beğenmez küçümser. İnan bu da senin suçun değil.
Sık sık kapının anahtarını
değiştiriyor beni içeri almıyor. Kadının annesi de ‘’O biraz inattır bekleyin
gönlü olunca kapıyı açar,’’ diyor. O kapı açılıyordu ne zaman? Paraları suyunu
çekince elektrik su doğalgaz faturalarının ödeme günü gelince faturaları
veriyor içeride üç beş dakikalık bir konuşma o süre içinde ihtiyaçlarını
siparişlerini iletiyor. Ben de listeyi alarak çıkıyorum. Tekrar o kapı bir ay
boyunca da açılmıyor. Bu şekilde de geçen yıllar ha düzelecek ha düzelecek.
Kapıyı kilitleyip beni içeri almayan kendisi. Ardımdan da ‘’Eşim bana bakmıyor
bana komşular bakıyor,’’ diye tedbir nafakası açtırıyor. Halbu ki kendisi içeri
almıyor sık sık anahtar değiştiriyor. Bana ‘’Boşanalım,’’ diyor fakat
‘’Mahkemeyi sen aç,’’ diyor. Eğer ki mahkemeyi de ben açarsam o avukat parası
ödemezmiş onu da öğrenmiş. Bu süre içinde ben düzelir umuduyla bekliyorum.
Çünkü kızım var nafaka davasında belirtilen rakamı ödüyorum.
Eşinden izin alma gereği bile duymadan
bol bol gezmeler uçakla seyahat iki defa denize tatile giden İstanbul Antalya
Konya gezen gelince de kredi kartlarını bana yükleyen. Bu da senin suçun değil.
İşyerinden tazminatlı çıkış aldı.
Annemin evine telefon açıyor Umreye gidecekmiş kocasının imzası gerekiyormuş
devlet ona benim kocası olduğumu hatırlatmış. Umreye gitti orada dini bütün bir
Müslüman gibi Allah diyen kadın. İnan bu senin suçun değil.
Korku ve çaresizliğin verdiği
depresif hareketler sergilemeye başladım.
Yüzümde tiklemeler meydana geliyor olur olmaz her şeye de gülmeler.
Konuşarak kendimi rahatlatıyorum. Bana
yapılan haksızlıkları bir eksiltme veya artırma yapmadan olduğu gibi kendime
yakın gördüğüm kişilere anlatıyorum. Bir çare bir medet bir kurtuluş bir umut
bekliyorum. Ailem bana ‘’Sen doğru olanı yap hayırlı olanı’’ diyor. ‘’Sabrı,’’
tavsiye ediyor.
Evin içinde resmen terör estiriyor
psikolojik şiddete maruz kalıyorum. Kendine özgü cümleleriyle ezme hırpalama
horlama kovulma. Ben iri cüsseli bir adamın o ise küçük minyon tipli fakat ben
ondan korkuyorum. Bu öyle bir korku ki yüz yüze konuşamıyorum, telefonla
konuşurken bile sesim titriyor. Kapını ziline basma cesaretini gösterdiğim
yıllar çok gerilerde kaldı. Yıldırma bezdirme tekrarlanan olaylar.
Bir tek fiske bile vurmadım. Bir kötü
söz kullanmadım. Kötü bir bakış göndermedim. Fakat saçlarımın her teli şu an
intizar ediyor. Gözyaşlarım damla damla ah ediyor. Ayaklarımı bastığım toprak
inliyor. Yeter artık yeter diyor.
Şimdi ki derdim ise yorgunum hastayım
bittim tükendim tükendim artık.14 yıl evli kaldım. Üç yıl birlikte aynı evi
paylaştık sonrası sürgün hayatı evim yatağım yokmuş gibi. Evsizleştirildim. Annem
kapısını açtı geceleri orada kaldım. Gündüzleri çalıştım kendi evimin
ihtiyaçlarını aldım.
Beni
tanıyanlar anlatıklarımdan yaşadıklarımdan benim karınca gibi evime çektiğimi
görenler adımı yeryüzü meleği koymuşlar. Acırlar bakarlarmış halime çöpten
topluyor paraya çeviriyor getiriyor bu kadına veriyor diye. Sorun şimdi ben
bunları niçin yaptım? Bir tek kızım için ah kızım ben bütün bu yapılanlara
aşağılanmalara değersizleştirmelere bildiğim gördüğüm duyduğum halde bilmiyorum
demelere sırf senin için katlandım. Senin gülen yüzün solmasın diye senin
mutluluğun için. Ah kızım bir tek sen
gül bana bu yeter. Ben onunda gülmesi bana güzel bir söz söylemesi için yaptım
ama gülmedi konuşmadı benimle
14 yıllık evli kaldım üç defa suçlu
gibi mahkemelerde avukatlara savunma verdim. Ah kızım her şeye senin için
katlandım bilsen şimdi de ne kadar yalnızım. Annen seni mahkeme de bana karşı
şahit göstermiş. Bütün yazdıklarımı anlattıklarımı unutun gitsin. Siz siz olun
sakin çocuğunuzu hiçbir mahkemede hakim karşısına çıkartıp da annesine veya
babasına karşı sözcü olarak kullanmayın. Çünkü o daha çocuk neyin ne olduğunu
bilmez. İleride aklı erince pişmanlık duyar ıstırap çeker içinden çıkmaz bu
sızı. Siz siz olun karşı taraftan beş kuruş para koparacağım diye çocuklarınızı
kullanmayın. Ah kızım affet beni senin o ortama gelmene de engel olamıyorum.
BİR ERKEĞİN SAVUNMASI

Bu söylediklerimde kesinlikle seni
suçlu bulmuyorum.
Yeni evli olmamıza rağmen perdeleri
değiştiren perdelere uygun kanepe koltuk halı aldıran. Evindeki torbalı
elektrik süpürgesi sapasağlam iken sulu ve halı yıkayanına çeviren kadın. Bu
senin suçun değil.
Evinin eşyalarını değiştirmeyi çöpün
yanına eşya atmayı bir marifet sayan sıfır ayarında yeni eşyalarımız,
poşetlemiş kıyafetlerimizi, elektronik eşyaları ev eşyalarını çöpe gönderen.
İnan bu da senin suçun değil.
Yazdan kömür alıp beşinci kata kadar
sırtımda taşıdığım halde onları tekrar bana zorlama ile bağırtı gürültü ile
indirtip eve doğalgaz bağlatan aynı yıl içinde bir de kalorifer tesisatı
döşetip o kışı da borç harç içinde geçirmemiz. İnan senin suçun değil.
‘’İş kıyafetlerim çoraplarım kirli evin
içini kokutuyor’’ diye evin içine almayıp bir karton kutu içinde çatı katına
koydurtan yaz kış beni oradan giyinip işe yollanmam. ‘’İş kıyafetlerim makinayı
kirletiyor,’’ diye annemin evine göndermen ‘’Git orada onlar yıkasınlar,’’
demen. İnan senin suçun değil.
Ben asgari ücretli bir erkeğim bir de
geceleri geri dönüşüm atıkları topluyorum. İşlerim icabı biraz da kirliyim
ellerim tırnaklarımın arası yağlar oturmuş ellerim avuç içlerim kalın nasırlı
ve ellerim parmaklarım her zaman şiş olur. Ben elimi her çöp kutusuna daldırdığımda
değerli bir plastik kova, leğen, demir parçası bulunca yüzümde sevinç olunca.
Senin face önünde manken dizi film artistleri gibi poz vermene ve benimde senin
o kıyafetlerinin bedelini ödemek için çöpten atık topluyor olmam. İnan senin
suçun değil.
Benim ağır çalışma koşullarından dizlerimin sızladığı etlerimin lime
lime doğrandığı ağrılar sızılar içinde uyumaya çalışırken gece horlamalarım çok
ses çıkartıyorum bahanesiyle beni yatak odana almayan ayrıca yatak odasının
kapısını kilitleyen kadın. İnan senin suçun değil. Ben evime yuvama hizmet
ederken gündüz işi bir de gece atık topla, bedenimde yorulmadık tek bir etim
kalmıyor. Bedenim zonkluyor kollarım şişiyor dizlerim ağrıyor böyle de olmasına
rağmen sabah yine aynı dinçlikle de işe gidebiliyor olurken
Sen benim yorgun olduğumu derin uykuya
dalacağımı da düşünerek geceleri internetin karşısında süslü başı açık makyajlı
karşı taraftan birileri ile gülüşerek konuşman ben de tuvalet ihtiyacım için
kalkınca senin odandaki sesleri duyup kapıyı açınca aniden panikleyen seni o
halde gördüğüm halde benimde görmemiş gibi yapmam. Bu da senin suçun değil.
Evde birlikte olduğumuz vakitle beni
oturduğu odaya da almayan. Beni görünce surat asan kapıyı yüzüme çarpan. Hiç
konuşmayan. Bilgisayarın başında yazışan, gülüşme sesleri ile telefonla
konuşan. Geceleri geç saatlere kadar da bilgisayarın başında kalan. İnan bu da
senin suçun değil.
Sabahları erkenden koştur koştur işe
hazırlanırken ve işe sefer taslarında akşamdan artan yemeklerden götürüyorken
pirinç pilavı tenceresini boşaltmışım mutfak tezgahına pirinç taneleri dökülmüş
ayrıca boş tencere de orta yerdeymiş sırf bu sebeple işten eve döndüğümde bana
kapının girişinde çatalla saldıran çatalı üzerime batıra batıra beni içeri
sokmayan ben de komşular duyacak diye seni evin içine iteklemem ve senin de
‘’Eşim bana saldırdı,’’ diye polise koşman ve benim üç ay evden uzaklaştırma
almam. İnan senin suçun değil
Evlilik müessesini bir türlü
benimseyememiş bağımsız yaşamayı lüks ve havalı takınmayı kendine alışkanlık
edinmiş bir özellik. Face de ki arkadaşları dahi onun için ‘’A! Bu kadın
evliymiş’’ diye yorumlar atıyorlarken. Konuşmaları yaşam tarzı özgürce
sorumsuzca yaşaması gençliğin yaşadığı hayata özenti duyup gençler gibi
yaşaması gençlerin takıldığı mekanlara da takılıp sorumsuzca evli iken evlilik
şemsiyesi altında kendince ve bu doygunluğa da ulaştırması
Beni yanına yakıştırmayan kızıma da
eğer ki baban ne iş yapıyor? Diye sorarlarsa ‘’Öğretmen olduğunu söyle’’ diye
benden yaptığım işten utanan beni giyimimle, konuşmalarımla suçlaman beni
beğenmemen yanına yakıştıramaman da çocuğuma da bu şekilde empoze etmen. İnan
senin suçun değil.
Çocuğumu da gittiği yerlere götürerek
ona da hayatı farklı tanıtma özentili davranmasına sebep olan. Çocuğumun da
bitmeyen istekleri aldırtmak içinde tıpkı annesi gibi sözlü baskı uygulaması
tam annesinin kötü modelini örnek alması. Bu da mı senin suçun değil?
Suçlu benim seni evinin kadını yapmaya
çalışan erkek. Seni hem çalışıp hem de atık toplayarak bu seviyeye çıkaran bu
rahatlığı özgürlüğü sana tanıyan erkek. Ha bir de seni oradaki tesettürlü
görüntünü gerçek sanıp da senin facedeki resimlerine beğeni atıp seni
şişirenler bir de sana özenenler tıpkı senin dizilerdeki aile yaşamlarına
özendiğin gibi
Sen yapabilir misin? Evliliğini korumak
adına dokunamadığın bir ten için. Sen yapabilir misin? El alem ne derleri bir
kenara bırakıp annenin evinde sekiz on yıl belirsizlikte (dul-evli) yaşayabilir
misin? Önünden arkandan sağından solundan yıllarca süregelen içten ve dıştan
sözlü saldırılara karşı susar sabredebilir misin?
Siz erkekler yapabilir misiniz? Yurt
dışından biri ile evlendiği halde eski karınızı hala evinde oturtuyor olabilir
misiniz? Kiminle inatlaştırıyorsun kendini ya da hangi fikrin savunucusu kimin
için bu fedakarlık kime?
Ey dünya adaleti! Saflığı temizliği
iyiliği iyi niyeti tartan terazin nerede?
Erkekler susmasın çocuklar ağlamasın. Eli
kürekli üzeri çamurlu eşlerin elleri ayakları öpülsün. Getirdiği ekmeğe hürmet
edilsin. Her kapıya gelindiğinde, her kapı çalındığında, her attığı adımda her
getirdiği lokmaya ihanet yerine hürmet edecek kadınlar olsun dünyada. Marka
yerine fedakarlık sevgi saygı hürmet elbisesini üzerinde taşıyan kadınlar olsun
dünyada.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




