11 Nisan 2018 Çarşamba

BİBERLİ SICAK ÇİKOLATA


    Çikolata Bisküvi ile ilgili film ararken. Çikolata adlı bir film buldum izledim. Filmde de böyle de bir tarifle karşılaştım paylaşmak istedim. Biberli sıcak çikolata. Tatlıyı da acıyı da seviyorsanız  ikisi bir arada neden olmasın dediğiniz anda buyrun tarifine.

Malzemeler(2-3 bardak)
200 gram bitter çikolata
400 ml süt
120 ml su
1 adet çubuk tarçın
1 tatlı kaşığı şeker
1 adet ince kıyılmış acı kırmızı biber
Biberleri suyu şekeri tarçını bir tencereye koyun ve pişirin. Şurup kıvamına gelince suyun rengi sarımsı şıra rengini alınca ateşten alın. Şurubu süzgeçten geçirin. Oda sıcaklığında ılımasını bekleyin. 
Çikolataları ise, benmari usulü eritin; Eritmek istediğiniz şeylerin içinde bulunduğu kabı ısıya dayanıklı başka bir kap içine oturtarak ve suyu ısıtarak yavaşça eritilmesidir.
Eritilmiş çikolataların üzerine ısıtılmış sütü ilave edin. Karıştırın. Karışımı bardağınıza alın şuruptan istediğiniz miktarda ilave edin. Biberli sıcak çikolatanız hazır. 
Gülümseten çikolata

10 Nisan 2018 Salı

ŞEHRİN IŞIKLARI


      Her evde bir ışık yanıyor. Saat sabahın beşi altısı her evde bir telaş. O işyerleri devasa makineler bir günün ertesi sabahında onları tekrar işe çağırıyor. O marketlerden heyecanla alıp da tükettiğimiz ürünleri kimler üretiyor? Tahmin edin bir işçi günde kaç kez kaç pakete ellemişti. Fabrika kaç ton o mamulden üretmişti? Sizin gözleriniz marketten o ürünü almak için ışıl ışıl parlar onu üreten işçilerin de gözleri uykusuzluk ve yorgunluğun kızıl ateşinde alev alev yanar.  İkisi de ışık biri keskin kızgın soluyarak gürleyerek yorgun esmer kara gözler. Diğeri ve albenisi olan bir ışık. Birisi evleri tıkırdatan tencereyi fokurdatan, diğeri de vitrinlerde göz dolduran tabelalarda bir bayrak gibi asılı duran markalı poşetler.
        İşçi kenti işçileri ise işi ve evi arasında evcimen sakin bir hayat sürüyordu.  Sokakları merdivenleri kokutan koku da onlardan geliyordu. O koku ki hiç bisküvide çalışmayan birinin bile evinin en diplerine kadar sokuluyordu.  Market çalışanı mamul ürünleri tek tek kutularından çıkarıp reyonlara tek tek diziyordu. Fabrikada üretim sorumlusu günlük paket sayısını hesap ediyordu. Bir gün boyunca ve her gün üretimin sırtımıza yüklediği yük. Öyle de alışmışız öyle de dalmışız ki bu görüntülerin içine. Sanırsınız ki hepsi de tek bir merkezden de yönetiliyormuş gibi. Bu işlerin hangisi üstün? Hangisi kariyerli? Hangisinin işi daha zor? Diye de düşündüğümüzde elbette işçinin işi daha zor. Üretim ve gece uykusuzluğu onun üzerinden geçmiş işin sorumluluğunu da almış üstelik. Peki günlük ne kazanmış? Günlük hesaplamanın kazancının düşük mü? Yoksa yüksek mi? Olduğunun tartışmasını bile yapmanın yararı yoktu. Çünkü kimse buna uygun olumlu bir cevap veremezdi. Sadece kadınların erkeklerden daha az çalışıp emekli olabileceği yasalarla öngörülmüştü. Ayrıca bu tüm iş kolları içinde geçerliydi. Üstelik ellerinde yıpranma paylarının hangisini çok yıprandığını ölçen bir cetvelleri de yoktu.
          Kapının eşiğine varabilmek. O vakte kadar da çalışabilen kadın erkek de kim o eşiğe gelirse o vakitte devlet güvencesi altında olacaktı. Bu sonuca varmak için bütün gün bu faaliyetlere katılmak çalışmak yorulmak gerekliydi ki prim üzerine primler, yıllar, yığılsın biriksinler. Emekli olabilecekler için bir de yaş sınırı vardı. Yaşa takılanlar ise bu faaliyet ve uğraşlarla daha uzun süre vakit geçirecekler. Daha erken ölenler ise o emekliliği mezarda görecekler. Daha çok bu işlerle baş başa kalacaklar aynı sisteme dahil aynı sistemin bir işçisi olacaklar. Peki bir şeylerle meşgul olma, çalışma, gitme, öyleyse vakit nasıl geçer? Diye düşün. Bir de böyle düşün.  Evinin kapısını açarken, buzdolabının kapısını açarken, işyerinin kapısını açarken, üzerine ceketini paltonu giyerken, boğazına sıraladığın lokmaları sayarken, yatağına yatarken bir de böyle düşün. 


9 Nisan 2018 Pazartesi

HAYATIMDA YENİ BİR SAYFA

       Bundan böyle bir daha gözlerimi eskisi gibi geçmişime götürmeyeceğim. Geçmişin sayfalarını da çevirmeyeceğim. Bu gün için ne yazacağımı da düşünerek şimdiki olduğum konumda kendimi yazacağım.

     Böylece hayatın kitabını yeniden almaya okumaya koyuldum. Sonra tekrar o kızdığım ulaşmak isteyip de ulaşamadığım şeyler geldi aklıma. Tekrar cümlelerim ikiye bölündü. Bu yüzden de yazılarım yarım kalıyor. Zevkince yazımı yazamıyor cümlenin sonuna o muhteşem noktayı koyamıyordum. Çünkü cümleler ve yaşadıklarım bana beni övüne övüne böbürlene böbürlene kendimi anlatma fırsatını vermiyorlardı. Evet bazılarınızdan çok daha iyi yaşadım. Belki gereksiz bu kadar geçmişe takıntılı olmam. Şunu da açıkça da söylemeliyim ben bu şehirde doğduğum ve yaşadığım için minnettarlığım da çoktu. Daha da kötüsü beterin beteri olan işsiz güçsüz avare insanların olduğu yerleşim yerleri de vardı. Bilinçsizce geçim derdinin zorunluluktan mecburiyetten küçük yaşta yapılan bir eylem fakat bu gün bana bir düzen kurdurmuştu. Benim gibi pek çok kadında düzeneğini kurmuştu. Ama şaşırtıcı olan ne biliyor musunuz? Gençliğinizden bu günleri de göremiyorsunuz. Bu nedenle de o duygular derinlerde saklı kalıyor. O eksiksiz bilgiler yüreğinizde bu hafızanızda kalıyor. Bu arada hafızamla da övünebilirim. Ne zaman bu bildik konular aklıma gelse ne zaman bir koku bir doku ben yine eski ben bir can sıkıntısıdır alıp götürüyor beni. Böylece o derinlerde kalan ukteler temel istekler de gün yüzüne çıkıyor. Yüreğimin derinliklerinde ne görmek istiyorsam. Çok az insan destekler belki bu gün bunları çünkü geçmişe de mazi derler. O zaman denilen şey ‘’Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç bu öyle bir fasıldır ki ey ömrüm nasıl geçersen geç.’’ Bazı şeyleri imkansızlaştırıyor. Tam da senin olmak istediğin yerde ve kıvamda işte olmak istediğin yerde olamamak bu da daha fazla seni kışkırtıyor zihnin senin üzerindeki baskılarını o basmakalıp cümlelerini daha fazla tekrar ettiriyor. 

8 Nisan 2018 Pazar

ÇALIŞMAK DELİKANLILIĞI BOZAR


       Sen sadece o kemikli ellerini aç ve bisküviyi kucakla. Bak kuzeyden esen rüzgarda o kokuyu getiriyor. O bisküvinin kokusunun iş önlüğünün içinden vücuduna geçmesine de izin ver. Çünkü o bisküvinin kokusunu almış oralarda çalışmış kızlar Karaman sokaklarında baştan aşağı salına salına yürüyorlardı. O bisküvinin ucuna yapışan o fenere tutunan kızlar zorlaşan hayatın yerine yaşamlarını daha da estetik esnek hale getirerek hayatlarına bir anlam ve mana veriyorlardı. İtiraf etmem gerekirse benim de yaşantım pek iyiye gitmiyordu bu işe girmeden önce. Hayal kırıklığı ekonomik boşluk, tamam fazlaca iş senin eğlenmene gezmene tozmana izin vermiyor üstelik sana işçi de diyorlar ama. Ekonomi, dünya koca bir işveren bunu da düşününce tek dişi kalmış canavar misali hayata karşı duruşumu o tek dişimle bile hayata saldırmak ekmeğimi kazanmak da bana düşer. Başkalarının sözlerine de takılı kalmadan. Aklı olan çalışır genç olan sağlıklı iken çalışır. Çalışmak delikanlılığı da bozmaz üstelik değer katar. Üstelik tek başına da değilsin kalabalık bir ordu gibi.
       Çalışmak çok güzel üstelik ay sonunda vezneden maaşını da alırsın. Köyden taşımalı bile gelmene gerek kalmadan burada ev tutar veya bir arkadaşınla birlikte misafir gibi kalırsın. Arada bir de köyüne gidersin tatile gidermiş gibi. Çalışanlara büyük hayranlık duy. Bak çalışmayanlara cepleri delik gençliklerinin kaba sermayesini kullanmıyorlar neymiş fabrikalarda geceli gündüzlü çalışmak delikanlılığı bozarmış. Hatta bu sözü annesinin koruması altında onun getirdikleri ile beslenirken söylüyor. Tam açıklayamadığı söyleyemediği şey tembelliği kendini de beğenmiş olmanın verdiği bir hava iş beğenmemesi yüzünden hayatla da anlaşmalı gibi oturduğu yerden. Bir de ülke ekonomisi hakkında söylemleri ahkam kesişi var.  Enflasyon kontrol altında tutulamıyormuş her gün zam her gün zam. Kendi gerçeğine takılı kalmayıp piyasaya karşı takındığı tavır. Hiç hoş değil ne de işin gidişatından ne de piyasalardan. Ama kendi halinden kendi takındığı tavır kendi kendine içi güven dolu özgüveni tavan yapmış. Annesi var iken annesi onun bakımını üstlenmiş annesin de kabul edebileceği bir türden değil oğlunun davranışı fakat o da aile içinde kendinden kaynaklanan bir soruna meydan vermeden işi çözmek istiyor. Evladının kendisine karşı saygısız bir cümle de kurmasına izin vermeden. Ama gençlerin kabul edeceği bir şey değil. Çalışanın değerini kıymetini bilmek anlamak ancak çalışırsa hissedebilir. Ancak iliklerine kadar terleyecek o kokuyu burun deliklerinin içi hissedecek. Hemen bunları duyan arkadaşı ''Çok şükür benim çocuğum öyle değil. Bu gence de yazıklar olsun yetkin yaşı ile hala annesinin eline bakıyor.'' Arkadaşları onu da fabrikaya işe çağırmış ''gel bize takıl bize demişler,'' fakat o hiç oralı bile olmamış.


7 Nisan 2018 Cumartesi

DİLİNİ KONUŞTURAN TAT


Her bir öğrenci köşede bekliyordu. Ders sona erdiğinde böylede kısıtlı bir bütçeyle böylede bir ruh durumunda kendisi de açlığını yatıştıracak kendini geliştirecek iyileştirecek bir tat bekliyordu. Bereket ki kimya sınavında arkadaşına yardım ettiğinden küçük bir ödülü hak edecek kadar bir beklentisi de vardı. Tam da beklentisini söylemek üzere iken arkadaşı elinde o çok sevdiği tat ile ona yaklaştı. Kendisine verdiği yardımı ödüllendirmek için almıştı. Tam da onun aklından geçirdiği şey. Şimdi her ikisi de açlıklarını giderebilirdi. Birkaç dakika sonra açlıkları yatıştığında da o akıllarında biriken şeyleri konuşacaklar daha doğal olup bütün konuları daha rahat birbirlerine anlatacaklar. 
O ise hala bütün bunları nasıl konuşabildiğini düşünüyordu. Sevdiği kıza başka kızların eleştirdiği yönlerini umulmadık bir şekilde anlatıyordu. Konuşmanın türünü dahi değiştiren o yedikleri tadın içinde de saklı olan küçük incelik ne idi? Öyle de şaşılacak şey ki dairesel küçücük ki onun içeriği hakkında konuşmalar da doğal olarak niteliğinden ortaya çıkıyordu. Kendi kendine doğal olarak ortaya çıkan dilini sürükleyen, dilindeki akıntı o tadın hızı ile utanılacak konulardan bile o tatla kendi hızını da yarıştırır gibi dili de bir akıntıya kapılmış sürükleniyordu.
    Elinde de kalan son tane dilinde de bin tane gibi. O elindeki son poşeti de kızlar gibi ince ince tane tane soyup yedikten sonra en son taneye gelmişti. Her birini de tane tane ağzının içine boşaltırken o zihninde canlandırdığı şeyler de aklına gelen şeyleri de bir bir boşaltıyordu. Her birini tıpkı poşetin içindekileri ağzının içine de döker gibi döküyordu.  Bu tablo o ve elindeki tat ve onun dilinin çözülüşü birbirinden uzakmış gibi önemsiz bir şey miydi? Hayır o ikisi bir araya gelince bir bütün gibi, sen de dene. Ne yapmak istiyorsan yap. Yapacağın şey tam da aklından geçen şey ne ise? Her biri dişlerin ile dilin arasında dağılsın ufalansın ezilsin parçalansın yok olsun havada savrulsun o kelimeler onunla birlikte bir bir dağılsın.
          Öğle arası da bitti. Her biri de sınıflara dağıldı. Yediği o tadın damağına verdiği lezzet ve o lezzetin doruğunda onun dilinin dışarı fırlattıkları. Acaba o yediği bisküvinin kremasının içinde gizli olan şey mi ona söyleyemeyeceği şeyleri dahi söyletmişti? 

6 Nisan 2018 Cuma

BEYAZ MELEK

SEVGİNİZİ ASLA YARINA ERTELEMEYİN, O YARIN BELKİ HİÇ OLMAYABİLİR.

    Filmin Oyuncuları: Mahsun Kırmızıgül, Arif Erkin, Cezmi Baskın, Yıldız Kenter, Erol Günaydın, Fadik Sevin Atasoy
Senaryo ve yönetmenliğini Mahsun Kırmızıgül'ün yaptığı film. İnsana has duyguların işlendiği başından sonuna gözleriniz nemli seyredeceğiniz derinden etkileneceğiniz olağanüstü bir dram. Huzur evinde unutulmuş görmüş geçirmiş  insanlar ve yaşanmış uzun hayatlar. Duygu o kadar güzel işlenmiş ki duygu yoğunluğuyla izlerken, izleyenleri saf ve temiz haline götüren ve izleyenlere vicdan muhasebesi yaptıran bir film. Kırsal kesimde ve büyük şehirlerde yaşlı ana babalara saygı farkındalığını da anlatıyor. Filmin konusu ve verdiği mesaj bu. AYRICA bir grup insanın bir grup insana duyduğu aşkın ve sevginin hikayesini de anlatıyor. Aşkın ve sevginin hikayesi. Sevginizi asla yarınlara ertelemeyin  o yarın belki hiçolmayabilir diyor.
Senaryo çok güzel seçilen mekanlar özellikle Tuz Gölü ve civarı,oyuncular müzik süper. Bu sebeple filmin her noktasında filme bağlanıyorsunuz. Bir de anlatılanların ve gösterilenlerin gerçek olduğunu bilmek. Filmde rol alan büyük usta sanatçılarımızın bir çoğunun da artık hayatta olmadıklarını bilmek.
Film harika,muhteşem bunu aldığı ödüllerle kanıtlamış. En İyi Yabancı Uluslararası Film ödülü ve yönetmen ödülü. Ayrıca  yaşlı ve bakıma muhtaç  kimselere sağlık yerinde bakım hizmetlerini içeren bir kanun hükmünün yer almasına ön ayak olmuş. Beyaz Melek Yasası. Beyaz Melek filmini izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum.


ELİNDEN KAÇTI


Arkadaşı onun elindeki Bende'yi istedi lakin onun da vermeye hiç niyeti yoktu. O gerçek bir çikolata hayran olunacak bir tat tam dilinin ucuna kadar getiriyor ve tekrar dili ile içeri çekiyor. Arkadaşı ondan istemeye devam ediyordu. Kıskançlıkla, büyük bir atılımla elinden alıp kaçacak kadar da büyük bir cesaretle. Ne var yani alıp kaçamaz mı? ‘’Gönül, diyor al kap elinden ve dört nala da kaç uzaklaş.’’ Çünkü arkadaşı her zaman onu kıskandırmak için aynı şeyleri yapıyor. 
Tam onun gözünün önüne getirip yiyor. Kendisi de öyle yapacak tıpkı onun gibi onun elinden alıp kaçacak tam köşeyi dönünce sakin sakin yiyecek. Sonra o tadı da yemiş biri olarak okuluna gidecek. Bunu yapmak zor değil tabi ki, aradan fazla zaman da geçmeden de dediğini yaptı. O tadı da yedi. Sonra derse girince de onun nasıl da keyifli olduğunu tahmin edebilirsiniz.