17 Mart 2018 Cumartesi

İŞTEN DÖNEN KIZLAR


           EBRU
       İşten dönen kızları seyrederek eleştirmeyin çünkü yorumlarınız önemli onların köşeyi dönmeleri ve yolun sonun görmeleri için. Seyircisiz ve eleştirisiz de zevke bir çalışma modeli de olmaz.  Fakat siz yine de geriden geriye izleyin o kızları evleri ve işleri arasında kendi başlarına bırakın. Bakın kızlar geliyor. Şehrin içine giriyor, nasılda omuz omuza yürüyorlar. Her biri de orta halli. Bak şu kızı tanıyorum adı Ebru nasılda canlı kendine özgü mizahı var. Nasılda özgür nasıl da cesaretli kendine güveni var. Üstelik Ebru’nun babası ölünce evin geçimi onun sırtına da kaldı. O da aklını kullanarak kendini bisküvi fabrikalarından birine attı. Tıpkı diğer çalışma arkadaşları gibi aynı koşullarda o da çalışıyordu. Her biri de çok çalışarak dışardakilerin dahi görmediği bir fedakarlık ve özveri içinde, hem kendisini hem de ailesini geçindirecek parayı kazanıyordu. Bu gerçeği onun yaşama sevincinin önüne geçemiyordu. Neşeli gülmelerinin ve çalışma zevkinin. Hatta muhteşem bir şekilde ‘’Ben acılarımdan besleniyorum,’’ bile diyebiliyordu. Çünkü bu noktada hayatla inatlaşma da başlıyordu. ‘’Ben yoruldum hayat gelme üsteme,’’ demektense. ‘’Hayat devam ediyor.’’ Diyordu. Zihnini buna alıştırarak, zihnini berraklaştırıyor özgürleştiriyor dert tasa kaygı, endişe yalnızlık korkusu hepsini alt etme gücünü elde ediyordu. İşinin verdiği güçle de bu zorlukları aşıyordu.  ‘’Ahmak değilim tembel değilim ancak ahmak ve tembel olanlar giderler babalarından harçlık isterler veya babam başımda yok diye hala o günün yasını güderler. Ben güçlüyüm sağlıklıyım kendi paramı kazanabiliyorum. İşim var çalışıyorum. Yıllarca da çalışabilirim yıllarca da bu hayatı sürebilirim. Kimse beni işimden alıkoyamaz. Hem çalışmasan evde otursam ondan bundan ben yetimim diye para dilensem daha mı iyi? Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz. Bir gün o dilendiğin kapılarda bir gün gelecek hızla yüzüne kapanacak, o vakit ne yapacaksın? Bir işe eğilmemişsin bükülmemişsin o vakit ne yapacaksın? Ben namusumla çalıştıktan sonra hiç kimse de benim neşeli çıkışlarım ve özgürlüğüm hakkında da bir söz söyleyemez.’’ Hareketli ve kıpır kıpır çevik kızlar hakkında söyleneneler onların iffetlerine biçtikleri değer. Çalışan kızları çok fazla kaldırımda servis beklerken gördükleri için herhalde böyle de bir değer biçerler. Çalışanların çalışmayanlar üzerindeki etkisi. Çalışanların çalışmayanlar üzerindeki çekiciliği. Evinde çıt kırıldım oturan ellerimin bozulmasın diye bulaşıkları makinasında yıkayan altın yüzüklerini takıp takıştıran vitrin süsü gibi evlerinde oturanlar. Onlarda çalışmanın verdiği o zevki o ince çizgiyi bir geçebilseler o duyguyu bir tadabilseler belki çok daha büyük başarılara da imza atabilirlerdi. Pencere pervazından dışarıyı seyredenler. Hayırsever kaprisli zorba hangisi? O kadın kıyafetinin ütüsünün bozulmamasında ısrarcıydı. Cumartesi komşu gezmelerinde pastalı börekli ev partilerine gitmelere ısrarcıydı. Hatta çok uzaklardan da görülsün diye göz alıcı takıları takar öyle de gezmelerine giderdi. Sanki yaşadığı hayat ömrü ona bir sorumluluk yüklememiş gibi. Halbu ki hastalıkta sağlıkta iyi günde kötü günde bizler içindi. Bu gün belki kocası vardı başında ona bakıyordu. Belki kocasının maaşına o ölünce ona kalacak malını mülkünü parasını bile hesap ediyordu. Bu kadar da olmaz böyle de yaşanmaz ki.


16 Mart 2018 Cuma

PİRİNÇ PATLAKLI ÜRÜN


         Bu tat, bisküvi çikolata ikisi bir arada veya başka diğer ürünlerle de savaşmamıştır. Çünkü bu tadı tadanları, alanları müşterileri de ona yetmiştir. Varlığının derinliklerinde alt tabaka eski nesil bisküvi gibi görünüşü çikolata ile de birleşince çekici ve lezzetli oluşu arge gerçekten çok güzel bir iş çıkarmıştır. Bisküviciler de kesin kararlı ve başarılı bir adım atmışlardır. Ne var ki piyasada güçlü rakipler vardır. Karamanlı üreticiler de bu kez yeni çeşitler üzerinde deneme çalışmaları yapmaya başlamışlardır. Daha sert bir maddeyi yumuşak hale getiren üzerine patlak pirinç taneleri pirinç patlaklarıyla dolduran üzeri çakıllı gibi duran. Yürümekten yorulanlara dinlenenlere gittikçe de damağa hazır hale getiren, o yeni ürün o da rekabetli yollarda o da çeşitler arasına girmeye başlamıştır. İçeriği bakımından daha zengin oluşu ikisi bir arada çikolatalı bisküviyi, raftaki yerini biraz olsun sarsmıştır. Onun kaderi sadece kendi ülkesinin marketlerinin rafları da değildir. O tat dev gibi büyürken minik cüceler minik minik çocuklarda o tada iple bağlanmış gibi bağlanmışlardır. Bisküviciler de çocukların sevdiği damak tadını değiştirmeden onların damak tadına hoş gelen tada daha çok ağırlık vermişler, rakiplerine teslim bayrağı çekmemişlerdir. Her ikisi de Karaman bisküvi fabrikalarının ürünüdür ve her ikisini da raflarda serbest bırakmışlardır. Anadolu geleneği çocukların bildiği tat aynı şekilde diğer tatmadıkları tatlar içinde kendileri de uykuda iken bir başka tat daha gelmiş bu çocukların ellerinde paraları kıskıvrak yakalamıştır. Çocukları genç takımı kendi tadına boyun eğdirmiştir. Başarılar başarı sözcükleri ve yeni çeşitler hepsi de bisküvi diyarında Karaman Bisküvinin başkentinden her biri de bir marka adı altında piyasaya fırlamıştır. Şöhretleri tüm ülkeyi dahi dünyayı sarmış diğer üreticilerin elini kolunu bağlamıştır.

BİSKÜVİ ÇİKOLATA BİR ARADA


   DOYURUCUDUR                Bisküviyi beğendirmek isteyenler şunu da söyleyebilir. Doyurucudur. Tatmin edicidir. Onu yiyenler halinden memnun ve hoşnut hissederler kendilerini. Onu beğendirmedeki bir diğer ölçü de şeklinin ve poşetinin güzel olmasıdır. Yani içine katılanlar da önemli tabi içinde olanlarla o da kendisini övmeli,  ismiyle de daha da öteye gitmeli, hem yiyimi rahat hem de sindirimi kolay olmalı ve daha da öteye yiyen kişi onda kendisini bulmalı. Tıpkı reklamlarda yiyenlerin onda kendini bulmuş olmaları gibi çünkü onu yiyen kişi, o da reklamlardaki kızdan geri kalmak istemiyor. O da çağdaşlarının tadını dilinde hissetmek o tadın hazzını yaşamak istiyor. Bütün ün ve şöhretinin üstünde onun ortaya çıkması ve ünlenmesi için güçlü bir reklam gerekiyor. Onun talihsizliği çikolatanın çeşitliliği ve tadının daha önde gitmesindendir. Yiyenlerin damaklarında o lezzet kendilerini daha çok çikolatanın tadına kaptırmışlar, bisküvinin doygunluğundan tok tutuşundan da haberdar olmamışlardı. Refah seviyesi yükselen insanlar 80 gramlık bir çikolataya iki bin lira veriyor alıyorlardı. Peki Karamanlı bisküvi üreticileri bu durumda ne yaptı? Bu tüketicilere karşılık bisküviyi ikiyüzlü çikolata ile besleyerek olağanüstü bir tat buldu. Bir şiir gibi su gibi pırıl pırıl yıldızlı bir nükte. O duyguların dahi renksizliğinden insanı alıp götüren eğer ki iki tat birleşmeseydi birbirleriyle örtüşmeseydi ancak çikolata olarak bisküvi de bisküvi olarak bir değeri olabilirdi. Ancak ayrı ayrı, bunun gibi ikisi bir arada ki gibi de bir yankı uyandıramazdı. Bu ikiyüzlü hem çikolatalı hem bisküvili tadı tattığınız zaman hem karnı tok hem romantik adrenalinizi de en üst seviyeye çekecek, sevilmeye layık olan bir tat. Size zorla kabul ettirilen alelade bisküviyi, neslinin ilk örneğini, nasıl da bu derece yükseltebilmişler bu seviyeye getirebilmişler büyük bir buluş bir dehanın ürünü diyerek de hayranlıkla dillendireceksiniz. Bu tadı tadarken başka bir şey de düşünmeyeceksiniz.


14 Mart 2018 Çarşamba

İŞÇİ İŞVEREN


       İşinin erbabı kızlar hoplaya hoplaya işi yoluna koyuyorlar. Başka ne yapabilirlerdi ki? önlerindeki iş. Yapmasa üstüne kalacak olan iş.  Sonra güvenebileceği bir alan. Bir gece boyunca onları fabrikada koyan sabah güneşle birlikte evlerine yollayan iş.
        Kimse bu memlekette iş yok diye söylenemez. Kapısı açıktır girene girip de çalışmak isteyene.  Bu sektörden bana ne? Bisküvi fabrikalarından? İçindeki ses de öyle söylüyorsa ya da ‘’Dışı seni yakar içi beni yakar,’’ diyorsa öyleyse sesli konuş, konuş ki anlaşalım, tartışalım, kolaylaştıralım, güçleştirmeyelim, müjdeleyelim nefret ettirmeyelim. Rızık kapına arkasından sövmektense yüzüne konuş sonra nankörlük etme başka bir şansın olsaydı böyle de konuşamazdın, hemen de giderdin, demek ki başka bir şansın da yok. Benim için bizim için iş açmış adamlar. İşi verenler.
         Haklısın. Haklıyım tabii, aklını başına al da öyle konuş, ama bana öyle geliyor ki her gönülde de ister ki rahat bir iş, her gönül de de bir aslan yatar misali o zaman o aslanı nereden bulacaksan oraya git.  Aklına koyduğun gönlünde yatan aslanı bulmaya git burada boş boş kendi kendine fısıldayıp durma.
         Bu bisküvi işi ki garipler sofrası. Gariplere çaresizlere kimsesizlere yoksullara onlara göre de iş. Bırak insanları istedikleri işte hoşlarına gidenler girsin çalışsın o yoldan ekmeğini kazansın. İş hayatının bu sektörün selameti için arının kovanına çomak sokma. Niye? Çünkü yine sana bu fabrikalardan nimet yağacak yemeğin bu fabrikalardan olacak. Ama girip girmemek de tekrar sana kalmış.
         İşini sev işine önem ver işine sarıl tıpkı bir annenin çocuğuna sarıldığı gibi öyle de sarıl. Mesela ben öyleyim. İşyerime geldin mi işime kendim ailem tüm çalışma arkadaşlarım ve şehrim için sarılıyorum. Öylede seviyor sarılıyorum işime, neden? Yemek saatinde yemek önüne konulmazsa aç kalacağımı bildiğim için işime sarılırım. Neden? Hepimizin bu işyerlerinde çalışmak için bir amacı var ev geçindirmek, evlenmek o kadar çok ki bu amaçlar ve hepsi de farklı yollara giden ama o farklı kapılar da ancak çalışırsan açılır. Neden? Çünkü hepimiz bir ekibiz çalışma arkadaşlarıyız işçiler, amirler, ustalar, memurlar patronlar hepimiz bu bisküviden ekmek yiyoruz. Hepimiz bir geçim mücadelesi içindeyiz.
      Rahatsızsın biliyorum. İçindeki kurtlar, sepetinde çok az azık var biliyorum, ama bu da yeter olana rıza gerek. Buna da şükür gerek.
     Böyle ol işte işine dört elle sarıl sonra istediğini alabilirsin, sıkışacak olursan da avans alırsın, sonra ödersin. Onlar ki işçilerinden ellerinden gelen bazı şeyleri kısmak istemezler. Çalıştırdıkları işçilerinden bazı şeyleri sakınmazlar. Daha fazlası? Bilmiyorum. Asgari ücret yetmiyor mu?  Daha fazlası? Biraz daha fazlası işverenin insafına kalmış ben olsam veririm de çünkü kimseye karşı ahirete kul borcu ile gitmek istemem.
          ‘’Benden sana bu kadar, binlerce işçi eğer ki istediklerini onlara verirsem sabahları tırlara yükleyecek mal kalmaz. Ben sadece günlük karnınızı doyurmanıza ve sırtınızdaki yükü taşımanıza yardım ederim. Bu kadarıyla da kul borcumu ödediğimi sanırım ve ben hiçbir çalışanıma karşı borçlu kalmak istemem.’’
        Bazı işverenler işçilerin yanında yer alıyorlar onlardan hiçbir şeylerini esirgemiyorlar.
        Herkesin olaya bakış açısı farklı sorgulaması tuhaf bana ne lazımcılık olmaz. İşçiler yıl sonu maaşlarına yapılacak zam miktarını konuşmaya başladılar. ‘’Sorun sadece para değil.’’ Diyenler kendilerini işyerinde mutlu olup olmadıklarını sorgulayanlar, kendilerine değer verilmediğini ayrıca sosyal haklardan, haksızlıklardan, kıdemli işçilerin kıdem farkını yeterince alamadıklarından, asgari ücrete zam miktarının azlığından, geçinemediklerinden, kısa tuvalet molalarından, yemeklerden, makine ve fırın hızından şikâyetlerin ardı arkası kesilmiyor. Fabrikayı fabrika yapan biziz, bisküviyi üreten, o tat ve lezzeti veren biziz, Kavgacı değiller işlerini büsbütün kaybetmek niyetinde hiç değiller. İşçiler ne kadar karamsar bir tablo çizseler de işverenler de işçilerin söylediklerinin bazılarında gerçek payı olduğunu biliyor. 
        Her yılbaşı zamlarında tekrarlanan tatlı vuruşma gelir gider, hesaplar, ederler tatlı sürtüşmeler. Birbirlerine ekmek veren hizmet eden birbirlerini sürükleyen terazinin iki kefesi, birbirlerinin elinden tutan sonra da bir anda bırakıveren iki ahbab en iyisi onları kendi hallerine bırakmalı. 
        İyi olurdu işçilerin talepleri yerine getirilseydi.  İyi olurdu elbet. O zaman da yeni talepler başka almak istedikleri ihtiyaçları olurdu. 
         En iyisi karşılıklı alıştıkları hayatta öylece bırakın onları. Üç günlük şu dünyada alışmışlar alıştırılmışlar, içinizden sövmeyin bak, bazı şeylere içinizden sövmeyin, konuşun sesli konuşun, tartışın, fikir ve düşüncelerinizi anlatın. 
        Haydi dokunun birbirinize, dokunmazsanız, konuşmazsanız, anlayamazsınız birbirinizin derdini, beş, on, yirmi yıl birlikte çalışanlar aranızda kavga çıkartacak konular, bir yığın sorun ve problemler gelmiş geçmiş olabilir. ‘’Ben yirmi yıldır bu işyerinde çalışır dururum onunla bununla şununla alışverişler kavgalar, neredeyse gençliğimden beri tanıdığım insanlar, çalıştığım iş, işyerimin her yerini adım adım bilirim yine de burada kalmak isterim azığımı burada hazırlamak. Herkese yetecek kadar iş var burada bu memlekette sonra kendi memleketime dönerim. İstersem burada da kalabilirim.’’
        Aklıma gelmişken şu ölümlü dünyada bir babalık yapın kadın çalışanlar anneler için onların yaşam koşullarını kolaylaştırmak sosyal problemlerini durdurmak yaralarına merhem olmak için gönüllü işverenler, yasaların ailelerin çevrenin yetişemediği yerde.
       Öylece başka da sözüm yok. İşi veren sizlersiniz şükür, iş durursa, düşün bir kere eve ekmek götüremeyeceğini düşün evdekilerin ağlayışlarını duymak istemediğin halde duyar gibi düşün. O zaman öyleyse her iki tarafta sarılın birbirinize, dokunun birbirinize, konuşun birbirinizle, arkalarınızdan söveceğiniz yerde.
        Bu bir gönül işidir aşk işidir sevda işidir. Bu bir idealdir. İçimden geldi yazdım. Kendi azığımı hazırlarken duyduğum, yaşadığım sancılar, anladığım bildiğim kadarıyla ve işimden ayrılmış olmanın verdiği bir rahatlıkla, evimde bilgisayarın başında, işten eve evden işe gittiğim saatlerin üzerinden hoplayarak geçtiğim ve geri dönüp gördüğümde.
      İşinize sarılın dört elle sarılın, saldırır gibi sarılın, belki şu an şimdi anlayamazsınız tam ne demek istediklerimi ama inandığım şeyi ortaya koymak için tam söylemek istediklerimi,  
     Hala bisküvi kokusunu alıyorum. Hissediyorum o kokuyu. Böylece de anladım ki yazmakla da olmuyormuş bazı şeyleri hissetmekte lazımmış o fabrikaya girdiğin an ki o koku başka türlüsü de olamazdı zaten hemen içeri girince alırdın o kokuyu. 
     Bütün işçiler gidecekler bir bir işyerinin çevresinde dolanacaklar içine girecekler ve sonunda gidecekler. O fabrikalar bir başka iki bacaklıyla işlerini yürütecek. Patronlar yaşlanacak kel kafalı olacak. Sonra hep birlikte ahirete göç edecekler orada hesaplaşacaklar. Günahlarından ağırlaşanlar sevaplarıyla hafifleyenler. ‘’Kim zerre kadar iyilik etmişse onun mükafatı görür kim zerre kadar kötülük etmişse onun cezasını görür.’’ Zilzal süresi 7-8 ayet. 
     Madem ki herkes ölecek kim kimin arkasından iş çevirdiyse yarın gün yüzüne çıkacak o zaman Allah’ın ve kulların önünde o mahşer gününde ne görmek istediğini göster insanlara.
  

GÖREV BİLİNCİ


      Benim görevim evimi geçindirmek, sırtımdaki yüküm ailem, ancak bu yükü çekmeye gücüm yeter. Başkalarının yükünü de çekersem bana hepten ağır gelir. Yüklemeciyim. Hamalım sırtıma bir ip geçirilmiş misali ben de işimin başındayım. Müthiş çalışkanım, ciddi ahlaklı terbiyeli. Bisküvi fabrikaları için göç alan bir şehir Karaman’da. Tüm çalışma arkadaşlarımla hepimiz bir ekibiz burada. Gurbetten doğudan, köylerinden gelenler var. Her birimiz ekmeğimiz peşinde ekmeğimiz için çalışan insanlarız. Fikir ayrılığına da düşmeden çözülmeden her birimiz de ekibin bir parçasıyız.
      Çocukken bisküvi çikolata yemeyi çok arzu eder, özlerdim. Bisküvi fabrikasında çalışmak için de bir an önce büyümek isterdim. Çalışanlara büyük hayranlık duyardım. Babamın amcamın da  yazgılarıyla işleriyle mutlu olduklarını da gördükçe, bende mutlu olurdum. Ah ben ne zaman büyüyeceğim boyum bir uzasa, ben ne zaman bisküvi fabrikalarına işe gideceğim?
           Bu istek benim için büyük bir tutku idi. Şimdi de aynı hiç değişmedi. Kocaman bir bisküvi fabrikasında işçiyim. Sırtım yapış yapış terli, ağzım ise hala doymak bilmeyenler gibi bisküvi ile dıkış dıkış dolu. O çok çalışkan kanlı canlı duran bedenimi, her ikisi ile dolduruyorum.  İşte mutluluk bu. Kendini huzurlu hissetmeni sağlayan yanında arkadaşın varsa, ortam da müsaitse, işse kendinin severek seçtiğin bir işse ‘’Eğ başını gör işini,’’ Onun bunun yaptıklarını anlatmak, kirli çamaşırları sergileyip saçmak ise benim ekmeğimi kirletmekten başka da bir işe yaramaz. Sen en iyisi kendi üstü başına bak. Temizlikçi kadınlar gibi kendini etrafını temizleye temizleye kendine temiz yollar aç. Varsın senin temiz duruşunla kibirliler,  kendini beğenenler alay etsinler.
       ‘’Herkes kaderini yaşar.’’ Bunca yıldır sırtımda bel kemiğim üzerinde taşıdığım un, şeker çuvalları size bir rahatsızlık veriyor mu? Ya ellerinde çiçek demeti şeklinde bisküvi taşıyan ve her gün bu işi tekrarlayan kızlar. Buğday başakları gibi içleri dolu kadınlar.  Bisküvinin ellerinden tutmasıyla her birini de evlerinden dışarı çıkartan, birbirleriyle karışıp tek bir tipmiş gibi hissetmelerini sağlayan.
        Yaşantım zengin bir aile reisinin yaşantısına benzemiyor. Benim de gözlerim bazı şeylere kayıyor, bir iniyor bir kalkıyor, ama ben her bir hücremin başında nöbetteyim. Her bir hücremin başında bir lamba gibi dikilen işimin başında. Yazgımın kaderimin başında, babamdan bana miras kalan işimin başında. Bunca hengame ve kargaşalıkların kalabalığın içinde benim görevim hayatımın ipini bırakmamak hayatımı ilmek ilmek dokumaktır. Anlayana çok şey anlatır bu fabrikalar. Kalabalıklar kulak verecek olsan ne sesler duyarsın aslında. Her evden bir baca tüter de nasıldır? Gevşemiş kayganlaşmış yokuş aşağı inen evlilikler, esasında ipi biraz gevşetiveren şeytandır aslında. O kiremitler arasından da girivermiş sinsice sokulmuş şu damdan tavandan inen kediler fareler, kırık camları gevşemiş kiremitleri de onarmak gerek onlara da bir yol açmak gerek.
        Sadece ben değil orta halli solgun suratlı insanlar var çevremde onları da görüyorum. Varsayalım bütün çalışanlar nimete şükür sofrasında bir araya gelsinler. Size temin ederim en büyük dileğim duam da budur aslında.
         Çalışanlar bir bir burayı terk edecek ya emekli olacak ya da öyle veya böyle nedenlerle terk edecek. Ama bu fabrikalar en son çalışanı da gelip ekmek yiyene kadar kalacak. En zayıf, kuru, fakir işçisine, bastonuyla yolda zor yürüyen amcaya,  şehrin kaldırımlarına bir nefes aldıracak. Bu yüzden fabrikaların devamlılığı için şükredelim dua edelim ki sürdürülebilir sürüklenebilir bir iş olsun.


13 Mart 2018 Salı

PROFİLDEN FOTOĞRAF



 Biçime ve görsele takılı kalmadan fotoğrafımı zoraki çektirdim. Çünkü fotoğraf bir önyargı oluşturur. Bir de içinizdeki düşünceleri yansıttığını düşünün. Ya içimden geçenleri anlarlarsa.  O zaman o fotoğrafı yok et. 
Sen de başka bir açıdan başka bir profille kendini görselle. Hayır. Hayır bu poz da olmadı. Açık bir tehdit oluşturuyor. Bu da beni yansıtmıyor. Kameraya çok temkinli bakıyorsun ve de korkak kimse sana güvenmez iş de vermez. 
Bu fotoğraf çekinme işi ne de zor imiş.Sen önce kendini rahatlat utanma sıkılma. Kendi kendine alıştırma yapar gibi, ''Bu fotoğraf çekinme işi zor değil ki de çok kolay de , kolayca doğal basit öylece dur.'' 
''Öncelikle nasıl duracağım?'' Öncelikle ''El alem ne der'' korkusundan kurtulacaksın. Olduğun gibi bildiğin gibi, başkalarının benim hakkımda ne düşündükleri  umurumda bile değil de ağzını kocaman açmadan gülümsemeli gözleri kısık burnunda biraz kalkık havalı olacak biraz sonra az sonra. Olacak. Bu profilden resim çekme işi son bulacak.



NASIL BLOGGER OLDUM

     Kalemi kullanmayı öğrendiğim günden beri yazıyorum.  Kişisel günlük notlar alıyorum. Kendimi geliştirmek ve iyileştirmek adına psikolojik sosyal iletişim sorunlarımda kendimde devrim yapmak adına, kendimi ifade eden yazılar. Daha sonra internet üzerinde bu yazılarımın hiç silinmeyecek iz bırakacak blogger sayfalarının olduğunu öğrendim. Kişisel açıdan müspet manada olmasa da fikir ve düşüncelerimi paylaşıyorum. Özellikle bana dokunan ve hayata bakış açımı değiştiren olayları paylaşıyorum. İdeal mükemmel insan olmanın yollarını da aramıyorum. Bir kariyer yapma zengin olma hevesinde de değilim. Kendi kendimin doktoruyum sadece. Kendimi adam etme yolunda kendimle vakit geçirirken bulduğum bir yol ve tuttuğum bir yol. Sen de yoksa ben de var cinsinden.  Zamanını internet üzerinde geçiriyorsun insanları irdeliyorsun ve kendince iyi insan olmanın yollarını öğreniyorsun. Çok zevkli çok eğlenceli.