8 Kasım 2017 Çarşamba

ÇALIŞMAKTAN NEFRET EDİYOR

     Söyle bakalım ne zaman çalışmaya karar vereceksin? Kaç zamandır kahvehanelerde sürtüyorsun alışkanlıklarım var benim diyorsun onlardan vazgeçemem diyorsun ha bir ideallerin. Ha bide de bu gün pazar ve senin için her gün pazar işin yok paran yok ve her gün evdesin güneş yakar, fırınlar sıcak, yağmur ıslatır, hep bir bahane senin de bir damla yağmur yağdırmaya niyetin yok. Oysa bu şehirde bisküvi kentinde bardaktan boşanırcasına yağmur gibi iş kaynıyor.
          İşsizlik rahatlık hoşuna gidiyor işten nefret ediyor. Buraya buralara iş getirdiniz diye de bisküvi patronlarına kızıyor çünkü herkesin ağzında aynı sözcük ''Neden fabrikanın birine girip çalışmıyorsun da boş boş geziyorsun?''
          Tembellik işsizlik onun tenine yapışmış onu bırakmıyor.
          Çalışmaktan  nefret ediyorum o yüzden buralara takılıyorum. Buralarda her iş lafı açıldığında şu bozkırın ortasında tek iş kolu bisküviden söz ediliyor. Başıma dikilmişler mecburmuşum gibi oradaymışım oradan da başka iş yokmuş gibi kızıyorum ama üstüme gelmeyin bak ha o hiç istemediğiniz cümleler ağzımdan çıkabilir.
           
        Onun hayatında gülmek eğlenmek neşe olacak. O biraz kaçık uçuk hayat yaşayacakmış o yüzden o bulunduğu şehirden kaçtı o bisküvi fabrikalarından o alınyazısı gibi duran işten kaçtı. O gittiği şehirde de sefiller gibi çalıştı sular seller gibi ter döktü ben fabrikalarda çalışmam çalışan da köledir diyen kişi köleler gibi de çalıştı o gittiği şehirde hoşlandığı tek bir şey bile yokmuş üstelik o şehirde. Ama orada da bir şeyi öğrendi çalışmayı.
          Çalışmak hem ruhen hem de bedenen çalışmak. Bedenen çalışmak iyi kemiklerinin kütürdediğini hissetmek akşama kadar terlemek akşam da yorgun olduğunu bilmek sabahta vücudunun hamlamış olarak uyanmak. Meğer isem para kazanmak ne kadar da zormuş. Çalışıyor parayı kazanıyor ve harcıyor o ben fabrikalarda köle miyim ki çalışayım diyen adam köleden beş beter çalışıyor. Ve kendi kendine bulduğu cevap savunma cümlesi ''Ben işimin kölesiyim ben işimi seviyorum. Garsonluk yapıyorum sabah dokuz ve gecenin üçü patronla böyle anlaştık servise çıkıyorum bulaşık yıkıyorum.'' Burada çalışanların hepsi rezil sanırsın ki hepsi de işinin kölesi olmuş kapı dışarı edilenler yeni işe girenler kavga edenler dalaşanlar aslında oralarda da hiç biri işinden memnun değildir. Hepsinin ağzında da aynı sözcük ''Ama bu haksızlık!'' Çığlıkları sonra da kendi kendileri yargılamaları ve susmaları
        Ben uyandım, yeni uyandım bu çığlıklar beni uyandırdı. Önce içimdeki beni tembelliğe ve çalışmaya karşı dolduruşa getiren düşmanlarımı içimden savdım. Hepsine kapı dışarı dedim.
      Yarın pazartesi benim için yeni bir gün yeni bir işbaşı olacak. Kendi şehrimde yeni bir işe yelken açacağım. Bisküvinin anavatanı Karamandan Avrupa'ya ve dahi tüm dünyaya yayılan o tat o kokunun diyarında bisküvi fabrikasında ben de çalışacağım.

      Benimde bir işim var. Tembelliği ve işsizliği kovdum lügatimden yaşımda büyüyor işimde yürüyor. 

7 Kasım 2017 Salı

YORUMSUZ TERENENNİ

    İçlerinde ölmüş olan yaşama sevincini diriltmeye çalışanlar sadece yaşam hakkına saygı gösterip de yaşama tutunanlar. Hepimiz et ve kandan yaratıldık hepimizin elinde olan imkanlar ve olmasını istediğimiz imkanlar. Bir sihirli değnek olsaydı hayatında neleri değiştirmek isterdin mesela? Hangi yoldan gitmek? Gülüyordu. Kim bilir kaç kere söyledi dili bu şarkıyı da kaç kez kaç kez yaşadıklarını ayağının dibinde buldu. Ölü gibi şeyler ‘’Ölü yatırımlar’’ diyor ve yine gülüyor. Kim bilir böyle kaç kere boş boş hayallere kapılarak kendini böyle kötü kötü konuşturdu. Diyorum ki elinde olanla karnın doyar hayalle başkalarının verdikleriyle ben veririm o verir sonra da başının belası olur sonra da o eliyle verenler kendi elleriyle kendilerine kötülük yetiştirmiş olur söz eder laf eder konuşturur  kendini. Bana değil ona kalır  günahı ama o da üstüne alınmaz. Özellikle kadınlar analar bacılar çok dikkatli olması lazım sonra o güldüğü şey başına geliyor sonra yaptığı iyiliklerle baş başa kalıyor.
      Bir insan başkalarının kendisine saygı göstermesini istiyorsa o kişi önce kendisine karşı saygılı olmalı. Ama oldum olası insanlar anlamadılar bu cümlenin oluşumundan.
     Başka bir yol daha gösteriyor şu uzaklardan yaklaşarak gelen, kimsenin söylemediği ya da elinden geleni yapmadığı sadece baktığı. Hata yapmaktan korkanlar, vay anasına hatalarının üstüne oturmuş o kişi de gülüyor.

6 Kasım 2017 Pazartesi

KİŞİSEL VEDA

       Benim zamanımda da yağmur yağdı rüzgar esti bulutlar çıktı içim kabardı duygularım ağlaştı, başkalarının gölgeleriyle oynaştı sonra duruldu duygularım yumuşadı, saklanan güneş açıldı. Benim toprağım da bereket verdi kıt veren toprağım işte bu yüzden onun da eziyet görmesi gerek.
      Tembellik senden uzak olsun tembellik seni esnekleştirmesin. Söyleş keyfe gel gül neşelen konuş. Üşenme konuşmaktan karşılık vermekten. Çekiniyor musun karşılık vermeye? Güçlük mü çekiyorsun konuşmaya? Kımıldat o kalın dudaklarını sarkıtma malağını. Sabah sabah güzel haberler ver bana konuş yuvarlak cümleler kur mesela,
        Sabah ve çay birlikte insanı keyfe getirir. Yüzünü evcilleştirir. Yüzünün gözünü gönlünü açar. Uyku sersemliğini alır seni yavaşça bu güne zamana hazırlar.
         Çayını iç ve keyfe gel ta derinlere kadar çek çayını ''of be,'' der gibi içine çek çayı usulünce iç ve konuş, sonra da keyfe gel otuz iki dişinle gülümse,
        İşte tam o sırada aklına esen şeyler de gezin ılık ılık dolaş kendi dünyanda bir gezginci gibi ufak tefek şeylere de gülümse bir gülümsemenin sana karşılık vereceği ufak tefek şeyler, parayla satın alamayacağın şeyler, parayla kazanacağının iki katı şeyler
     Kendinle iyi vakit geçirmesini biliyorsan hangi işte kimin yanında çalıştığında o kadar fark etmez. Sen iyi niyetli oldukça iyilik ve tebessüm tozlarından etrafa saçtıkça mutlaka karşına da öyle biri çıkar. Çünkü rahmet bulutları birbirini çeker. Rahmet koca bir yumaktır ucundan tutana kendisine istediği tip de örgüyü örer. Senin anlayacağın o rahmet bulutlarını çağırmakta kolaydır. Tebessüm etmek ve iyiliği çağırmak hayatı yaşamak o zaman çok daha kolaydır, çalışması da yanındaki ile anlaşması da çünkü orada şeytanın işi yoktur mutsuzluğunda karamsarlığında. Kötü şans diye bir şey de yoktur orada tüh de de keşke de demezsin üstelik kendi kendine kendinin aldığı ve kendini donanımlı hale getirdiğin silahların tebessüm ve iyilik tohumlarınla,
        İçinde seni boğan seslerin, içindeki ateşe, bir rüzgar çıktı içindeki ateşi söndürdü  içindeki ses sustu bağırmıyordu. Öfke yoktu kötü bulutlar dağılmıştı güneş vardı sakinlik vardı yüzü de gülümsemeliydi.
    Komik bir fıkra geçmişin raflarından indirilmiş komik bir anı iyi giderdi. Şu an ama yapmamış olduğu bir şeyi de yapmış gibi anlatması da olmazdı. Kanlarını kaynatacak onları neşelendirecek bir olay. Sessizlik. Bazı palavraları sıkmak için de dişli olmak lazım ehil kişiyi canavarmış gibi göstermek için

            En iyisi benzetmeler tavşanlar, leylekler, kazlar, tavuklar, koyunlar, kuzularla siz olsaydınız nasıl benzetmelere giderdiniz? Sanırsınız ki aç tavuk kendini buğday ambarında zanneder onun gibi mi? Ya da tavşan dişli, leylek bacaklı, tüyü yolunmuş kaz, korkak tavuk, koyun gibi, kuzu gibi mi?

4 Kasım 2017 Cumartesi

UYKUSUZ İŞÇİ

KIRIK CAM SENDROMU
     Kızlar yükseliyor çok çabuk sinirleniyor. Çünkü vakit öğlen oldu onlar hala uyumadılar. O kadar iş, fırından üretilen mallar onlarını üzerinden geçerken ve onlar da hala uykusuz ayakta hareket halinde iken. Bütün sinirleri boşalmış tamamen çözülmüş lime lime olmuş gibi bedenini götürüp getiren ayakları geri geri gidiyor önündeki iş de tüm gözünün önünü kaplıyor gibi neredeyse de hala gözünün önünde yürüyen bisküviler var. Hem onun toplamasını bekleyen onu uykuya çeken hem de gözüne çarpan bisküviler. Neyse o uykuya daha çok yakın hemen yorganını usulca açıyor ve yorgan yastık ve yatak birbirlerine kavuşan yavrular gibi birbirlerine sarılıyorlar. Sadece kendisi ve uyku, uyku ile kendisi arasına giren loş bir ışık,
         O uykunun en derinlerinde yine fabrika ile ilgili bir şeyler yaşamaya başladı bile. Pek çok çalışanın çalıştığı işyeriyle ilgili gördüğü rüyalar, yaşadığı şeyler, o kollarını uzatmış bisküvileri toplarken yanındaki arkadaşı da elinde paketleri tutarken bir diğeri de sanki apandisti patlayacakmış gibi sıkıştırmış tuvaletini tutarken bir diğeri de başörtüsünün üzerinden saçını kaşırken işyerinin içini aydınlatan ışıkta onun gözlerinin içini aydınlatıyordu. Uykusu ondan geçmişken ağzını yüzünü iyice kapatarak ışığın altında elindeki işi tez adımlarla ona yaklaşırken o da ters dönerek yatağın içinde rüyasından uzaklaşıyordu.
         Büyük bir fabrikada gürültülü bir kalabalığı geride bırakmış gözleri uykuda dahi karanlıklarda hala o geçitlerde o yerlerde süzülüyordu. Sadece kendisi yatağın içinde, bakana öyle görünüyordu oysa eli yüzü birbirine karışmış o elleri ayakları makinalar hala gözünün önünde dönüyordu. Uyurken dahi işine gözcülük ediyor işi onun üstünü örten bir gece gibi uykusunu katmerliyordu. Uyku bu gece çalışanların uykusuzların bildiği dokuda. Ve her gece vardiyasında çalışanların evlerinde bilindik kokuda. Bisküvi kokusu uykusuzluk. Her evde bu ikisi kokar gözlerden uyku akar ve o kişide bisküvi kokar.
             Sere serpe yayılmışlar koyun gibi sağılmışlar bazıları ağzı açık horlayarak uyuyorlar. Bazıları  çok yorulmuş ama horlamıyorlar. Bazıların da soluk alışları bile duyulmuyor ölü gibi uyuyorlar sanki.
             Yorgun savaşçılar ekmek savaşçıları evlerinin yük trenleri uykusuzluk onlara musallat olmuş hayalet gibi dolaşıyorlar. Az sonra evlerine varınca da uyuyacaklarını biliyorlar. Önemli olan günü sorunsuz atlatmak bu günü de sorunsuz geçti şükür demek. O işine önem veriyor amir ve çavuşlarının sözlerine de,
             Uyuyan güzeller uyuyan işçiler gececiler gündüz olan şeylerden çok şey kaçırıyorlar. ''Sona kalan dona kalır hesabı,'' hep sonlara yetişiyorlar ya da hiç yetişemiyorlar. Çarşı pazar ve işyerleri işçi, memur, amir, işsiz, köylü, satıcı boş gezeni, öğrenci, esnaf ile dolmuşken hepsi hep birlikte çarşı ve pazar yerlerini doldurmuş tek olmayı bırakmış kocaman bir kalabalık olmuşken ama onlarda kalabalıkta nasıl hareket edilir bilmiyorlar. Toplum içindeki adap ve görgü kurallarını, görgüsüzler, birbirlerine baka baka görgüsüzleşmişler. (Kırık cam sendromu) Biri bir yere çöp mü atmış? Diğerleri de atıyor. Esnafın biri kaldırımı işgal mi etmiş? Diğeri de ediyor. Hele ki o kaldırımlar esnafa mı ait yayaya mı?  Biri yolda sokakta sakız mı çiğniyor? Diğeri de çiğniyor. Biri yolda elinde cep tel kaldırımın ortasında durmuş kenara bile çekilmeye tenezzül etmeden hala konuşuyor yol vermiyor mu? Diğeri de aynısını yapıyor. Biri sana dik dik bakıyor mu? Diğeri de bakıyor. Kaldırımda kalabalık olmuşlar üstüne üstüne mi geliyorlar? Diğerleri de geliyor Hep birlikte böyle bir kalabalık olmuşlar sen de bu kişilerin içine giremediğine ve bazı şeyleri kaçırdığına mı üzülüyorsun? Öyleyse sen de bu kalabalığa girmek için eğitimden geç adap ve görgü eğitiminden bunlar o eğitimden geçmişler pek çoğunun ellerinde kartvizitleri ve ceplerinde yüksek diplomaları da var ama sen de işçi sınıfındasın işte eğitimden geç de sen de onlara yetiş o kalabalığa o görgüsüzler ordusuna.
           Tatbikat yaptır gece vardiyalarında kendi kendine böyle bir şeyle karşılaştığında böyle bir davranışla seni durdurup da ne yapıyorsun? Diye sorduklarında ve senin gerçek olmayan sanal yüzünle karşılaştığında
          Herkes kendini savunmak için çıkmışlar sanırsın ki herkesin de kendini savunmak için bir bahaneleri var işçiler uykuda iken onların önlerine kurdukları pusu ama onlar da uyuyorlar.
             Gelecekte akıllarından çıkmayacak gözden kaybolacak ve sonra bir süre daha göremeyecek ve uyuyacak bazıları da hala uykuda iken
             Of o telafisi olmayan uyku çok yorgun hemen uyuması gerek çok da uykusu var. Gözlerini hemen kapa tamamen kapa ve uyu istersen. O uyumayı başardı hemen uyuyor. Uykusuzluk çekilebilir ama uykusuz kalınamaz.
            Uyku gece gibi üstlerine çöktüğünde hava ister açık ister kapalı olduğunda, kendi havası dahi açık veya kapalı olduğunda hiç fark etmez böyleyken o uykuyu hor göremez. Uyku gözlerinden süzülüp gelirken her bir makina kızlar iş gözlerinin önünden bir siluet gibi geçiyorken o da uykusuzluğu hor göremez. Uykuyu özlerken ve gözlerken sabahın ilk ışıkları da yaklaşıyorken onun küçük gözleri içindeki uykusuzluğu da görebiliyorsunuz.
         Dünya ile irtibatı kesildi o şimdi uyuyor.  Sesleri duyuyor ve konuşamıyor uyuyor. Haberler onun uykulu gözlerinin önünden puslu puslu geçiyor. Bunu yeterince uykusuzluk görmemiş gece işi görmemiş biri bilemez. Uykusu ona çok tatlı bir yemek gibi. Üstelik yavaş yavaş uyku gözlerinden akarken o kalk zili ile uyandırmaya da alıştırdı kendini o kalk zili çalmadan uyanmaya çalışıyor.
        Hayattan koptuğu bilmediği görmediği pek çok şey var. Onu sonradan uyaranlar var. Ona çok şey kaçırdın diyenler var.
        Neredeyse fabrika hikayeleriyle doğmuş büyümüş birine duydun mu gördün mü demek. Onun görmeyeceğini de bildiğin halde .
        Kardeşi, Karaman da sanki gündüzlü bir iş varmış da o da gidip çalışmamış gibi

3 Kasım 2017 Cuma

EVİM EVİM GÜZEL EVİM

  
     Geniş pencereli bir ev en büyük hayaliydi. Gece gündüz gün ışığını çok az görmüştü bunun için evi bol ışıklı olmalıydı. Güneşin sıcaklığını ve tadını doya doya içine çekmeliydi ısısını ışığını teninde hissetmeliydi. Duvardan duvara tül perde ve güneşlik onun bütün sırlarını örtmeliydi. Dışa karşı beyaz tül beyaz duvarlar kapılar beyaz saflığın ve temizliğin rengi.
    Balkonlar dışa açılan bir başka kapıydı. Fakat onun balkona da ihtiyacı yoktu çünkü evi yer evdi dışarısı bir adım ötedeydi. Üstelik balkona çamaşır sermek evin fazla eşyalarını gelişi güzel atıvermek balkona odun kömür vs koymak balkonlarda çok çirkin bir görüntü oluşturuyordu.  Dışarıdan bakan gören insanlara çevreye bir haksızlıktı çirkin görünümlü balkonlar. Balkonları bu amaç için kullananlar. Balkonların esas kullanma amacı ne idi? Bir dinlence hava alma eve hoş bir görüntü katma için olmalıydı.  Ev sahiplerinin çevreyi hiçe sayan gelişi güzel avare kullanmalarının yanı sıra çevreye saygısızca giyinip balkondan kendilerini sergilemeleri çamaşır serip halı silkelemeleri de bir alemdi doğrusu. Bu nedenle ben evimde balkon olsa da kullanmam,  balkona çıkmama taraftarıyım çünkü bu hiç onaylamadığı hoşlanmadığım tavır ve kullanımları belki zamanla ben de yapabilirim.
      Neyse evim kutu gibi olmalıydı mutfak ve oturma odası mesafesi çok kısa olmalıydı zaman çok kıymetliydi mutfak ve oturma odası arası mekik dokunmamalıydı. Temizlemesi kolay ıslak zeminleri olmalıydı temizlemesi kolay mobilyalar, zaman kıymetli ömür kısa temizlemekle fırçalamakla sürtmekle yıkamakla silmekle zaman kaybı olmamalıydı. Evim şirin mi şirin olmalıydı.
       Her eşyanın yeri belli olmalıydı. Dolaplarda saklanmış fazla kışlıklar yazlıklar olmamalıydı. Her şey kullanacağın kadar göz önünde olmalıydı.  Biriktirmek saklamak niye?  Yarına Allah Kerimdir diyoruz kendimizi Allah’ü Tealaya teslim ediyoruz. Söz de uygulamada biriktiriyoruz da biriktiriyoruz. Demode olmuş tarihi geçmiş eşyalarımızı bunun yanında bu eşyaların bize hatırlattıkları kötü anıları olumsuz hatıralarımızı da biriktiriyoruz.  Kin denen kötü huyumuza malzeme topluyoruz.  At gitsin at gitsin eskimişse at gitsin ya da birilerine ver ki birilerini sevindirsin giysisi oldun işe yarasın.
        Evim gibisi var mı?  Oh be evime geldim. Evimdeyim işte diyebileceğin seni mutlu edecek huzur verecek ortamlar olmalı sade sakin uyumlu, eşya ahengi seni dinlendirmeli.
     Senin evindir dört duvar hayat duvarın, bahçe duvarın da evinin elbisesi ev senin için sığınılacak bir liman bir otel ailecek hoş vakit geçirebileceğiniz keyifle çaylarınızı yudumlayabileceğiniz mekanlar.
      Evim evim güzel evim dili olsa da konuşsa şu duvarlar neler yaşandı neler oldu? Evler vardır içi seni yakar dışı beni yakar evler vardır dışarıdan çok güzel görünür içi kötü, benim evim şimdilik 40 metre kare Almanya dıştan küçük bir ev briketten ev ama içi yani içinde yaşanan mutluluklar duvarların dili olsa da konuşsa denilecek kadar neşe sevinç mutluluk huzur. Acaba diyorum bu hayalimdeki geniş pencereli eve kavuştuğum zaman yuvamın mutluluk çizelgesinde bir kayma olacak mı? Yani eksen kayması olmadan aynen mutluluk yolunda yolumuza devam edecek miyiz?

Allah’ü  Teala herkesin yar ve yardımcısı olsun inşallah.

2 Kasım 2017 Perşembe

AH ŞU DEDİKODULAR

    Ağza alınmayacak sözler söylentiler şu söyle olmuş bu böyle olmuş suçlanmadık hiç kimse kalmamış bu işyerlerinde çok sayıda çalışan dedikoducular tarafından yargılanmış ve kendilerince kendi mahkemelerinde darağacına asılmış. Söylentiler dedikodular,

      Fabrikalı işçilerden bütün şehir nemalanıyor
her evde de en az bir fabrikalı var, ama bu işyerleri hakkında çıkan söylentiler. O işyerlerinde neler dönüyor neler? Ahlaki yönden tabi o elbiselerinin içinde neler var neler? Gibi hoşnutsuz haberler söylentiler de söylenmeye devam ediyor. Küçük bir rüzgâr esse hemen herkesin kulağında, ''Sinek küçük mide bulandırır.''
        Kız kadın, kısmı duygusal olur hassas olur hemen kırılıverir, inciniverir. Önce kır dök onu zayıf hale getir psikolojik yönden tahrip et sonra da ah şu kızlar de sanki o kız hiç etkilenmemiş, hiç kötüleşmemiş kızın içinde hiç bir sıkıntı hasıl olmamış gibi onu işe gönder. Aklı başka işlerde iken eli de çalışıyorken o kendisinin ilgisi olmayan fabrikalılar hakkında çıkan genel dedikodular, o kızın dünyasını da sarsabilir. O kız duyduğu ve üzerine yapıştırılmaya çalışan haberler yüzünden paramparça olabilir.
         Kızlarımız yoruluyor psikolojileri bozuluyor bu tür söylentilerden rahatsız ama dedikoducular bu tip kızları aramak için sık sık bu tür dedikoduları yayıyorlar. Çıkartıyorlar. Aileleri eşleri kızlarının kadınlarının ne durumda olduklarını bilmeseler onların nasıl fedakarca çalıştıklarını ama bu tip haberlerde o kişilerin ailelerini kızdırıyor. Sanki onlara doğru gelen özel bir mesajmış gibi. Kendilerince bir sorun yok ama yakınlarından endişeli onların meraklarını da düşünüp
          Böyle bir durumda dedikodu mekanizması iş başında olduğu zamanlarda hiç bir paniğe gerek kalmadan ''Sen salla başını ben bilirim işimi,'' demek gerekiyormuş
         Üstelik toplu ve karma çalışılan yerler sadece bisküvi fabrikaları değil, şehrin her yerinde her biriminde bölüm bölüm okullarda evlerde neden özellikle fabrikalı kızlar diye de bir de ayrım yapıyorsunuz?  Fabrikalı kızlara bir uyuzluğunuz gıcıklığınız mı var? Seni rahatsız eden bir doku mu var? Hani ham meyve karın ağrıtır da ondan söylüyorum ha birde yaşla kuru birbirine karışıyor da ondan ha bir de kavun ile karpuz. Sen hakim misin? Yargıç mısın? Şehrin akar gelir kaynağına çomak sokuyorsun? Sen kıyma makinesi misin? Bu toprağın kızlarını kıyım kıyım kıyıyorsun? Aklınca soyuyor soğana çeviriyor bol çeşnili olsun diye de içine koyduklarınla o soğanı kokutuyorsun? Şunu bil ki fabrikalı kızlar ekmeğinin peşinde, değil namussuzluk yapmak kendilerini gramla, gram gram ağırdan satıyorlar. Şimdi sen de bana diyeceksin ki sen de terazici başı mısın? Elimden geleni yapıyorum ne eksik ne fazla. Kim osurdu? Garip osurdu. Kim yaptı? Fabrikalı kızlar yaptı. Duymak istedikleri sözler, çabucak verin onların elbiselerini, temiz iş önlüklerini, güçlü kollarını onlar ki koca şehre lazım daha fazla da dedikoduya söze gerek yok. Büyük bir bina, büyük bir kalabalık elbette içinde her türlü insanı da barındıracaktır. Bir de sen sor burada ne kaynatıyorsunuz? Ne pişiriyorsunuz diye? Bisküvi çikolata kek ya sence? Bitmeyen bisküvinin diyarı burası öküzün altında da buzağı arama, ağzının içindeki dilini de oynatıp durma, o kızlarında anası babası var. Hemen şapur şupur Yarabbi şükür mü sandın? Ben kokladım sen topladın, ben tükürdüm sen de yaladın öyle mi?  Hem yüzlerinden mi anlıyorsun? Neye göre de dedikodusunu ediyorsun?Alınlarında mı yazıyor? Neden kötülüklerini istiyorsun illaki kötü mü olsunlar? Neden mide bulandırıyorsun? Onlar ki ne kadar süslenmiş boyalanmış olsalar bile her daim başları kalkık göğüsleri dik. Güzellik ve gençlik onların doğasında varsa onlar da ne yapabilirler?  Başörtülerini öyle örtmeyi öğrenmişlerse öyle seviyorlar öyle kendilerini güzel hissediyorlarsa. Şehrimizin bel kemiği onlar. Bu bel kemiği ki kadın erkek işçiler birlikte oluşturmakta.
           ''Vay o dedikoducuların haline!'' Ne olmuş? Bekledikleri şey olmuş ama kızların haberleri yok çıkan dedikodulardan onla ki ha ha hi hi bilselerdi haklarında çıkan dedikoduları kızlarla erkekler bir arada, sonrası yok, tutukluk yaptı. ‘’Ne bulmaya çalışıyorsun ne bulmaya? Ne haltlar yemişiz yine? Ben sabah uykudan kalktım akşam da işe gideceğim hala gözlerimin önünde bisküviler dönüyor gözümün önünü bile göremiyorum. Yalın ayaklar sizleri bir yakalasam’’  O etmemiştir de bu etmiştir. O değildir de budur. ‘’Sen var ya sen terliğimin tozu bile olamazsın sen var ya sen tırnağıma makas bile,’’ ama bu dedikoduculara ne söylesen nafile ardı arkası da kesilmiyor. Dedikoducular yine iş başında başka kızları listelerine almışlar onlarla meşgul. Onların söylentileriyle çalkalanacak bir sansasyonel haberle.        
       ‘’Allah’tan korkun’’ Ya o sizin kızlarınızsa her gün ziyafete yumulur gibi dedikodusunu ettiğin o ağzından dökülen dedikoduların kokusu o söz ki sıçraya sıçraya sana kadar bulaştı. Din imanda karıştırmıştın üstelik içine, halkı kandırmak inandırmak için herkes de susmuş, seni dinliyordu üstelik, konuş konuş benim içinde konuş, et dedikodularını ne diyordu? Ne etmişim? Ne yapmışım? Bıktım bu aslı astarı olmayan dedikodulardan ağzını bantla yapıştıracağım geliyor, ortada hiçbir şey yokken, bir de ‘’Ateş olmayan yerden duman çıkmaz,’’ Demez mi? Bir de, ‘’Gördüysem Allah belamı versin ben sadece duydum.’’ Demez mi? Hiçbir sebep yok iken dedikoducular çıktılar meydana laf çalmaya, laf çıkarmaya tabii hiçbir şey bulamadılar sadece saf ve temiz kızlara dil uzattılar, kızlarda bu duruma alıştılar.
       Kızlar işlerinde güçlerinde işlerine gidiyor geliyor anaları da uğurluyor. ‘’Allah yolunuzu açık etsin, hayırlı işler,’’ diliyor. ‘’Vay o dedikoducuların haline!’’ Bu dedikoduların sonu gelmez kadınlar ve kızlar üzerinden yapılan dedikoduların sonu gelmez. Meyveli ağaç taşlanır kızlarımız hakkında yine dedikodular yapılmış kimine sarı kimine kırmızı kimine siyah yamalarla yamanmış onlarca dedikodu birbirine ulanmış bir dilli dibeğe, boş boğaza verilmiş bir servise bindirilmiş şehrin içine salınmış yayılmış binlerce delik, binlerce yama ama kızlar kızmıyorlar artık neden kızsınlar       
         ‘’Neden kızayım? Dilin kemiği yok ki her yöne döner ve herkes de her kesin arkasından bir şeyler söyler bunun da yüzde doksanı da yalandır yalan haberlerdir. Kadının şerefi namusu varsa erkeğin de vardır hepsi budur olay budur, o kadar.’’
     Günler geçtikçe sayılı günler dedikoducuların dedikoduları güçsüzleşiyor o aç gözlülerin, kızlarımız halkın gözünde daha da büyüyor. Çünkü Karaman’ın orta yerinde çarşı pazar her yer kızlarımızın çizdiği rota üzerinde yürüyor ve o kızların rotasını değiştirmeye çalışanlar hüsrana uğruyor.
         Siz, siz olun fabrikalar hakkınızda böyle bir söylenti duyduğunuzda kulağınıza çalındığında aklınızdaki gerçeği değiştirmeyin ve Kur’anı Kerimde geçen ayetleri hatırlayın
       ‘’Ey iman edenler zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini de araştırmayın birbirinizin arkasından çekiştirmeyin. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allah tövbeleri kabul edendir. Çok esirgeyendir.’’(Hucurat süresi,12)
  


                                               

1 Kasım 2017 Çarşamba

AH ŞU KIZLAR

                              
                  AH ŞU ÖZGÜRLÜK

       Hemen de tepki verirler. Dünyanın bir  kalanından kopuk  ve sürekli saldırmaya tepki vermeye kodlanmışlar gibi. Sürekli çalışmaya alıştırılmaları ve bunu  bir görev olarak algılamalarından mı böyle davranırlar? Ne kadar da dış dünyaya karşı kayıtsızmış gibi görünseler de akıllarından çıkaramadıkları bir dış dünya. İş yerinde hayallerinde evlerinde bir sohbet esnasında her yerde belirebilir dev bir istek arzu ve temenni gibi sonra da bir anda bir bomba gibi patlayıverir.
       Bu yüzden gergin yaşıyorlar hayatlarının yarısı işyerinde diğer yarısı da dışarı ki hayatta, bu yüzden zihinleri de hep meşgul elleri otomatik işte gönülleri başka yerde ve bedenleri de o işin başında nöbette. Gece vardiyalarında o sessizlikte gönüllerindeki yerlere gitmelerinde daha büyük bir önem kazanıyor. Kızlar kendi aralarında konuşacak ateşli bir konu bulamadıklarında eller işte beden de gönül ile işi arasında köprü kurmakta  gönül de uyumamak için başka yerlerde. Çünkü elinden başka da bir şey gelmiyor.
       Bu tip bir hayat gerilim yapmaz mı? Elbette her insanın beyni farklı tepki verir ama özlem istek özenti kuruntu yorgunluk ve gerçekler bir örgü olup birleştiğinde ve tekrar eden bir süreçte  gerçekleştiğinde işte bu insanı söylettirir. Kızların gözlerini bazen yuvalarından fırlaması da bu yüzden. Kıçından terler akarken ellerini bir çırpıda silkeleyivermek ve koyuvermek işi orada ''Ellere varda bize yok mu?'' Gibisinden. Ama işin tuhafı her gün bildik bir dönemeçle hayal ve gerçeklerle dönen bir dönemeçte tekrar dönüp dolanıp geldiğin yerin aynı olmasıdır. Hayalinde veya yaşamında belli motifler şekil alır, hikayeler kurar, senaryolar geliştirirsin, herkes hariç sadece kendinin gördüğü yeni bir gerçek gözler önüne serilinceye kadar da inanırsın o içinden geçirdiklerine bazılarını da aman kimse duymasın diye içinde saklarsın özenle. Kendine özgü olan özel olan anlaşılmasın diye.
       Yani itiraf et her çalışanda duymuşsunuzdur.
    '' Şeytan diyor bırak şu işi bu sabah terk et, kimsenin olmadığı sakin bir yere git sessizce kimseye haber vermeden gizlice şu koca dünyada,'' bunu duyduğunuzda sanırsınız ki bu sabah hemen işi bırakacak kuş olup uçacak ve gidecek
       Kimsenin seni fark etmediği bilmediği bir dünyada yaşamak, senin hatalarını eğrilerini doğrularını fark etmeyen bir yığın insan içinde, o insanlar içinde gez, dolaş, uç, yüz sonra dinlen. Etrafınızdaki dinleme cihazı gibi insanların olmadığını da bilerek. Tam vaktinde gelen bir dinlenme tam doğru yerde
      Yemeği pişirdin mi? Koyunları sağdın mı? Öküzü savdın mı? Ateşi yaktın mı? senin de istediğin şeye bak temiz bir gökyüzü ve özgürlük. Artık yemeğe de kaba da ihtiyacım yok dediğin anda ateşini söndürdüğün an işte al sana özgürlük al sana gökyüzü gün yüzü ve aydınlık o güne kadar karantinadasın daha bir yığın yarım kalan işlerin var senin de istediğin şeye bak ben de çok şey mi istiyorum? Çok mu şey bir şey istemek? Varsın isteklerimin bazıları olmasın ama benim istediğim biraz gökyüzü ve temiz hava yıllarca çalıştım bisküvi ile oynaştım, uğraştım, seviyorum hoşuma da gidiyor çalışmak ama yeter artık boğuluyorum istediğim birazcık özgürlük.
         Özgürlük yok oldu onun özgürlüğü ev oldu araba oldu yemek oldu okul masrafları elektrik doğalgaz, masraflara gitti özgürlük yok oldu. O kişi hala bağırıyordu ben özgürlük istiyorum o bağırdıkça da etrafındakiler kocası dahi ona bakıyordu ama duymuyordu