Şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2017 Perşembe

CEP TELEFONU

     Dedim ki insan şehre gelince bazı şeylere izin verebilir. Bazı şeylere göz yumabilir.  Hayata daha farklı bir gözden bakabilir. Yani gözünün birini kırparak bakabilir.  Biraz daha normalleştirerek hayatı, genişlerler rahat hareket ederler.
   İstediler, istekleri de hiç bitmez ki kimi ihtiyaçtan kimisi beklentiden kimisi özentiden. Kimisi de arzu ve hevesten,
   Sen babaları değil misin? Ne demeye göz yumuyorsun? Üstelik sen şehre bunun için mi gittin ? Bak demedi deme ‘’Suistimal kapısı aralamaya gelmez, ardına kadar açılır.’’  
     Çok göze batıyorsunuz çok, köy yerinde çok göze batıyorsunuz.  ‘’Ben hiçbir rahatsızlık görmedim. Yani altı yedi yıl şehirde kalınca doğrusu çok normal geldi.’’ ‘’Demek bu kızın giyim kuşamı seni hiç rahatsız etmedi. O kız başını örtüş şeklini değiştirmiş üstelik büyüklerine nasıl davranacağını bile bilmiyor eline bir de cep telefonu almış şimdiden iki elini de bağlamış kelepçelemiş bu da mı rahatsızlık vermedi sana?’’ ‘’Ama şehirde köyde yeni neslin hepsinin elinde var şu blok blok evlerde oturanlarda da köyde ahır diplerinde oturanlarda da her gencin elinde var.’’
     Yaşadığın sürece tek ayak üzerinde seksek sekeceksin bunu bilesin. Nereden biliyorsun? İki ayak üzerinde yürüyebilmen için arkanda doğru düzgün bir nesil bırakman gerekir.  İyi huylu büyüklerine saygılı hem kendi ayağını hizaya sokan hem de senin ayağını, bak bu yeni nesil sana hiç bakmaz bak şimdiden söyleyeyim sana. ‘’Büyüyünce düzelir o, şimdi genç,’’ ‘’Şimdi hizaya sokmazsan bazı şeyleri de kafasına, büyüyünce de biraz zor sokarsın, büyüklerini ailesini bilsin.  Nerede o eski anne babaya hürmet saygı. ‘’
     ‘’Ne yapıyor gene ne işler karıştırıyor gene neden gülüyor öyle?’’ ‘’Telefona bakıyor,’’
  Tamam işte al o telefonu elinden ödünç gibi emanet gibi al önce, yazık öyle sokmasın kafasını şimdiden o çukura acıyorum şimdi ki nesillere fazla değil iki bakar göz yuvarlak yuvarlak iki bakar göz yarın onlar da kurudular mı? Bir daha yazı da yazamaz göremez de   gözlükte işe yaramaz. Ayaklarını da hoplatamıyor bu çocuk, ayaklarını kaldırmıyorlar ki yerden, birde hoplamasını öğrenseler bir de hoplasalar o zaman işte ben burada rahatsız olmam fazla ileri geride konuşmam.
  Hani derler ya nerede o eskiler diye nerede o eski çocukluk diye ileride sen de öyle deme.


4 Kasım 2017 Cumartesi

UYKUSUZ İŞÇİ

KIRIK CAM SENDROMU
     Kızlar yükseliyor çok çabuk sinirleniyor. Çünkü vakit öğlen oldu onlar hala uyumadılar. O kadar iş, fırından üretilen mallar onlarını üzerinden geçerken ve onlar da hala uykusuz ayakta hareket halinde iken. Bütün sinirleri boşalmış tamamen çözülmüş lime lime olmuş gibi bedenini götürüp getiren ayakları geri geri gidiyor önündeki iş de tüm gözünün önünü kaplıyor gibi neredeyse de hala gözünün önünde yürüyen bisküviler var. Hem onun toplamasını bekleyen onu uykuya çeken hem de gözüne çarpan bisküviler. Neyse o uykuya daha çok yakın hemen yorganını usulca açıyor ve yorgan yastık ve yatak birbirlerine kavuşan yavrular gibi birbirlerine sarılıyorlar. Sadece kendisi ve uyku, uyku ile kendisi arasına giren loş bir ışık,
         O uykunun en derinlerinde yine fabrika ile ilgili bir şeyler yaşamaya başladı bile. Pek çok çalışanın çalıştığı işyeriyle ilgili gördüğü rüyalar, yaşadığı şeyler, o kollarını uzatmış bisküvileri toplarken yanındaki arkadaşı da elinde paketleri tutarken bir diğeri de sanki apandisti patlayacakmış gibi sıkıştırmış tuvaletini tutarken bir diğeri de başörtüsünün üzerinden saçını kaşırken işyerinin içini aydınlatan ışıkta onun gözlerinin içini aydınlatıyordu. Uykusu ondan geçmişken ağzını yüzünü iyice kapatarak ışığın altında elindeki işi tez adımlarla ona yaklaşırken o da ters dönerek yatağın içinde rüyasından uzaklaşıyordu.
         Büyük bir fabrikada gürültülü bir kalabalığı geride bırakmış gözleri uykuda dahi karanlıklarda hala o geçitlerde o yerlerde süzülüyordu. Sadece kendisi yatağın içinde, bakana öyle görünüyordu oysa eli yüzü birbirine karışmış o elleri ayakları makinalar hala gözünün önünde dönüyordu. Uyurken dahi işine gözcülük ediyor işi onun üstünü örten bir gece gibi uykusunu katmerliyordu. Uyku bu gece çalışanların uykusuzların bildiği dokuda. Ve her gece vardiyasında çalışanların evlerinde bilindik kokuda. Bisküvi kokusu uykusuzluk. Her evde bu ikisi kokar gözlerden uyku akar ve o kişide bisküvi kokar.
             Sere serpe yayılmışlar koyun gibi sağılmışlar bazıları ağzı açık horlayarak uyuyorlar. Bazıları  çok yorulmuş ama horlamıyorlar. Bazıların da soluk alışları bile duyulmuyor ölü gibi uyuyorlar sanki.
             Yorgun savaşçılar ekmek savaşçıları evlerinin yük trenleri uykusuzluk onlara musallat olmuş hayalet gibi dolaşıyorlar. Az sonra evlerine varınca da uyuyacaklarını biliyorlar. Önemli olan günü sorunsuz atlatmak bu günü de sorunsuz geçti şükür demek. O işine önem veriyor amir ve çavuşlarının sözlerine de,
             Uyuyan güzeller uyuyan işçiler gececiler gündüz olan şeylerden çok şey kaçırıyorlar. ''Sona kalan dona kalır hesabı,'' hep sonlara yetişiyorlar ya da hiç yetişemiyorlar. Çarşı pazar ve işyerleri işçi, memur, amir, işsiz, köylü, satıcı boş gezeni, öğrenci, esnaf ile dolmuşken hepsi hep birlikte çarşı ve pazar yerlerini doldurmuş tek olmayı bırakmış kocaman bir kalabalık olmuşken ama onlarda kalabalıkta nasıl hareket edilir bilmiyorlar. Toplum içindeki adap ve görgü kurallarını, görgüsüzler, birbirlerine baka baka görgüsüzleşmişler. (Kırık cam sendromu) Biri bir yere çöp mü atmış? Diğerleri de atıyor. Esnafın biri kaldırımı işgal mi etmiş? Diğeri de ediyor. Hele ki o kaldırımlar esnafa mı ait yayaya mı?  Biri yolda sokakta sakız mı çiğniyor? Diğeri de çiğniyor. Biri yolda elinde cep tel kaldırımın ortasında durmuş kenara bile çekilmeye tenezzül etmeden hala konuşuyor yol vermiyor mu? Diğeri de aynısını yapıyor. Biri sana dik dik bakıyor mu? Diğeri de bakıyor. Kaldırımda kalabalık olmuşlar üstüne üstüne mi geliyorlar? Diğerleri de geliyor Hep birlikte böyle bir kalabalık olmuşlar sen de bu kişilerin içine giremediğine ve bazı şeyleri kaçırdığına mı üzülüyorsun? Öyleyse sen de bu kalabalığa girmek için eğitimden geç adap ve görgü eğitiminden bunlar o eğitimden geçmişler pek çoğunun ellerinde kartvizitleri ve ceplerinde yüksek diplomaları da var ama sen de işçi sınıfındasın işte eğitimden geç de sen de onlara yetiş o kalabalığa o görgüsüzler ordusuna.
           Tatbikat yaptır gece vardiyalarında kendi kendine böyle bir şeyle karşılaştığında böyle bir davranışla seni durdurup da ne yapıyorsun? Diye sorduklarında ve senin gerçek olmayan sanal yüzünle karşılaştığında
          Herkes kendini savunmak için çıkmışlar sanırsın ki herkesin de kendini savunmak için bir bahaneleri var işçiler uykuda iken onların önlerine kurdukları pusu ama onlar da uyuyorlar.
             Gelecekte akıllarından çıkmayacak gözden kaybolacak ve sonra bir süre daha göremeyecek ve uyuyacak bazıları da hala uykuda iken
             Of o telafisi olmayan uyku çok yorgun hemen uyuması gerek çok da uykusu var. Gözlerini hemen kapa tamamen kapa ve uyu istersen. O uyumayı başardı hemen uyuyor. Uykusuzluk çekilebilir ama uykusuz kalınamaz.
            Uyku gece gibi üstlerine çöktüğünde hava ister açık ister kapalı olduğunda, kendi havası dahi açık veya kapalı olduğunda hiç fark etmez böyleyken o uykuyu hor göremez. Uyku gözlerinden süzülüp gelirken her bir makina kızlar iş gözlerinin önünden bir siluet gibi geçiyorken o da uykusuzluğu hor göremez. Uykuyu özlerken ve gözlerken sabahın ilk ışıkları da yaklaşıyorken onun küçük gözleri içindeki uykusuzluğu da görebiliyorsunuz.
         Dünya ile irtibatı kesildi o şimdi uyuyor.  Sesleri duyuyor ve konuşamıyor uyuyor. Haberler onun uykulu gözlerinin önünden puslu puslu geçiyor. Bunu yeterince uykusuzluk görmemiş gece işi görmemiş biri bilemez. Uykusu ona çok tatlı bir yemek gibi. Üstelik yavaş yavaş uyku gözlerinden akarken o kalk zili ile uyandırmaya da alıştırdı kendini o kalk zili çalmadan uyanmaya çalışıyor.
        Hayattan koptuğu bilmediği görmediği pek çok şey var. Onu sonradan uyaranlar var. Ona çok şey kaçırdın diyenler var.
        Neredeyse fabrika hikayeleriyle doğmuş büyümüş birine duydun mu gördün mü demek. Onun görmeyeceğini de bildiğin halde .
        Kardeşi, Karaman da sanki gündüzlü bir iş varmış da o da gidip çalışmamış gibi

2 Kasım 2017 Perşembe

AH ŞU DEDİKODULAR

    Ağza alınmayacak sözler söylentiler şu söyle olmuş bu böyle olmuş suçlanmadık hiç kimse kalmamış bu işyerlerinde çok sayıda çalışan dedikoducular tarafından yargılanmış ve kendilerince kendi mahkemelerinde darağacına asılmış. Söylentiler dedikodular,

      Fabrikalı işçilerden bütün şehir nemalanıyor
her evde de en az bir fabrikalı var, ama bu işyerleri hakkında çıkan söylentiler. O işyerlerinde neler dönüyor neler? Ahlaki yönden tabi o elbiselerinin içinde neler var neler? Gibi hoşnutsuz haberler söylentiler de söylenmeye devam ediyor. Küçük bir rüzgâr esse hemen herkesin kulağında, ''Sinek küçük mide bulandırır.''
        Kız kadın, kısmı duygusal olur hassas olur hemen kırılıverir, inciniverir. Önce kır dök onu zayıf hale getir psikolojik yönden tahrip et sonra da ah şu kızlar de sanki o kız hiç etkilenmemiş, hiç kötüleşmemiş kızın içinde hiç bir sıkıntı hasıl olmamış gibi onu işe gönder. Aklı başka işlerde iken eli de çalışıyorken o kendisinin ilgisi olmayan fabrikalılar hakkında çıkan genel dedikodular, o kızın dünyasını da sarsabilir. O kız duyduğu ve üzerine yapıştırılmaya çalışan haberler yüzünden paramparça olabilir.
         Kızlarımız yoruluyor psikolojileri bozuluyor bu tür söylentilerden rahatsız ama dedikoducular bu tip kızları aramak için sık sık bu tür dedikoduları yayıyorlar. Çıkartıyorlar. Aileleri eşleri kızlarının kadınlarının ne durumda olduklarını bilmeseler onların nasıl fedakarca çalıştıklarını ama bu tip haberlerde o kişilerin ailelerini kızdırıyor. Sanki onlara doğru gelen özel bir mesajmış gibi. Kendilerince bir sorun yok ama yakınlarından endişeli onların meraklarını da düşünüp
          Böyle bir durumda dedikodu mekanizması iş başında olduğu zamanlarda hiç bir paniğe gerek kalmadan ''Sen salla başını ben bilirim işimi,'' demek gerekiyormuş
         Üstelik toplu ve karma çalışılan yerler sadece bisküvi fabrikaları değil, şehrin her yerinde her biriminde bölüm bölüm okullarda evlerde neden özellikle fabrikalı kızlar diye de bir de ayrım yapıyorsunuz?  Fabrikalı kızlara bir uyuzluğunuz gıcıklığınız mı var? Seni rahatsız eden bir doku mu var? Hani ham meyve karın ağrıtır da ondan söylüyorum ha birde yaşla kuru birbirine karışıyor da ondan ha bir de kavun ile karpuz. Sen hakim misin? Yargıç mısın? Şehrin akar gelir kaynağına çomak sokuyorsun? Sen kıyma makinesi misin? Bu toprağın kızlarını kıyım kıyım kıyıyorsun? Aklınca soyuyor soğana çeviriyor bol çeşnili olsun diye de içine koyduklarınla o soğanı kokutuyorsun? Şunu bil ki fabrikalı kızlar ekmeğinin peşinde, değil namussuzluk yapmak kendilerini gramla, gram gram ağırdan satıyorlar. Şimdi sen de bana diyeceksin ki sen de terazici başı mısın? Elimden geleni yapıyorum ne eksik ne fazla. Kim osurdu? Garip osurdu. Kim yaptı? Fabrikalı kızlar yaptı. Duymak istedikleri sözler, çabucak verin onların elbiselerini, temiz iş önlüklerini, güçlü kollarını onlar ki koca şehre lazım daha fazla da dedikoduya söze gerek yok. Büyük bir bina, büyük bir kalabalık elbette içinde her türlü insanı da barındıracaktır. Bir de sen sor burada ne kaynatıyorsunuz? Ne pişiriyorsunuz diye? Bisküvi çikolata kek ya sence? Bitmeyen bisküvinin diyarı burası öküzün altında da buzağı arama, ağzının içindeki dilini de oynatıp durma, o kızlarında anası babası var. Hemen şapur şupur Yarabbi şükür mü sandın? Ben kokladım sen topladın, ben tükürdüm sen de yaladın öyle mi?  Hem yüzlerinden mi anlıyorsun? Neye göre de dedikodusunu ediyorsun?Alınlarında mı yazıyor? Neden kötülüklerini istiyorsun illaki kötü mü olsunlar? Neden mide bulandırıyorsun? Onlar ki ne kadar süslenmiş boyalanmış olsalar bile her daim başları kalkık göğüsleri dik. Güzellik ve gençlik onların doğasında varsa onlar da ne yapabilirler?  Başörtülerini öyle örtmeyi öğrenmişlerse öyle seviyorlar öyle kendilerini güzel hissediyorlarsa. Şehrimizin bel kemiği onlar. Bu bel kemiği ki kadın erkek işçiler birlikte oluşturmakta.
           ''Vay o dedikoducuların haline!'' Ne olmuş? Bekledikleri şey olmuş ama kızların haberleri yok çıkan dedikodulardan onla ki ha ha hi hi bilselerdi haklarında çıkan dedikoduları kızlarla erkekler bir arada, sonrası yok, tutukluk yaptı. ‘’Ne bulmaya çalışıyorsun ne bulmaya? Ne haltlar yemişiz yine? Ben sabah uykudan kalktım akşam da işe gideceğim hala gözlerimin önünde bisküviler dönüyor gözümün önünü bile göremiyorum. Yalın ayaklar sizleri bir yakalasam’’  O etmemiştir de bu etmiştir. O değildir de budur. ‘’Sen var ya sen terliğimin tozu bile olamazsın sen var ya sen tırnağıma makas bile,’’ ama bu dedikoduculara ne söylesen nafile ardı arkası da kesilmiyor. Dedikoducular yine iş başında başka kızları listelerine almışlar onlarla meşgul. Onların söylentileriyle çalkalanacak bir sansasyonel haberle.        
       ‘’Allah’tan korkun’’ Ya o sizin kızlarınızsa her gün ziyafete yumulur gibi dedikodusunu ettiğin o ağzından dökülen dedikoduların kokusu o söz ki sıçraya sıçraya sana kadar bulaştı. Din imanda karıştırmıştın üstelik içine, halkı kandırmak inandırmak için herkes de susmuş, seni dinliyordu üstelik, konuş konuş benim içinde konuş, et dedikodularını ne diyordu? Ne etmişim? Ne yapmışım? Bıktım bu aslı astarı olmayan dedikodulardan ağzını bantla yapıştıracağım geliyor, ortada hiçbir şey yokken, bir de ‘’Ateş olmayan yerden duman çıkmaz,’’ Demez mi? Bir de, ‘’Gördüysem Allah belamı versin ben sadece duydum.’’ Demez mi? Hiçbir sebep yok iken dedikoducular çıktılar meydana laf çalmaya, laf çıkarmaya tabii hiçbir şey bulamadılar sadece saf ve temiz kızlara dil uzattılar, kızlarda bu duruma alıştılar.
       Kızlar işlerinde güçlerinde işlerine gidiyor geliyor anaları da uğurluyor. ‘’Allah yolunuzu açık etsin, hayırlı işler,’’ diliyor. ‘’Vay o dedikoducuların haline!’’ Bu dedikoduların sonu gelmez kadınlar ve kızlar üzerinden yapılan dedikoduların sonu gelmez. Meyveli ağaç taşlanır kızlarımız hakkında yine dedikodular yapılmış kimine sarı kimine kırmızı kimine siyah yamalarla yamanmış onlarca dedikodu birbirine ulanmış bir dilli dibeğe, boş boğaza verilmiş bir servise bindirilmiş şehrin içine salınmış yayılmış binlerce delik, binlerce yama ama kızlar kızmıyorlar artık neden kızsınlar       
         ‘’Neden kızayım? Dilin kemiği yok ki her yöne döner ve herkes de her kesin arkasından bir şeyler söyler bunun da yüzde doksanı da yalandır yalan haberlerdir. Kadının şerefi namusu varsa erkeğin de vardır hepsi budur olay budur, o kadar.’’
     Günler geçtikçe sayılı günler dedikoducuların dedikoduları güçsüzleşiyor o aç gözlülerin, kızlarımız halkın gözünde daha da büyüyor. Çünkü Karaman’ın orta yerinde çarşı pazar her yer kızlarımızın çizdiği rota üzerinde yürüyor ve o kızların rotasını değiştirmeye çalışanlar hüsrana uğruyor.
         Siz, siz olun fabrikalar hakkınızda böyle bir söylenti duyduğunuzda kulağınıza çalındığında aklınızdaki gerçeği değiştirmeyin ve Kur’anı Kerimde geçen ayetleri hatırlayın
       ‘’Ey iman edenler zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini de araştırmayın birbirinizin arkasından çekiştirmeyin. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allah tövbeleri kabul edendir. Çok esirgeyendir.’’(Hucurat süresi,12)
  


                                               

21 Ekim 2017 Cumartesi

İŞÇİ KENTİ KARAMAN

                                                   
              Karaman küçük bir şehirdi,
             O düz ovaya yayılan bisküvi fabrikaları çoğalınca şehrin adı daha çok dillendi, duyulur oldu. Büyümek, kalabalıklaşma, şehirleşme iyidir. Ortamda çarşı ve pazar yerlerinde bir hareketlilik olur ortamın havası kokusu değişir. Bir yaprak bile kıpırdamayan çarşı da işçi kızlar sürüyle geçse esnafın gözleri açılır, bir bulut gibi geçse esnaf paniğe kapılır yani kızlar ayakta uyuyormuş gibi geçseler dahi ses getirirler. Vallahi işçi kızlar nereye adım atarlarsa ayak basarlarsa ses getirirler.
           Şehirde yavaş yavaş alıştı kızların havasına işçi kızların üzerilerinde taşıdıkları bol bisküvi kokusuna, esnafların ellerinde işçi ellerinin emeklerinin izleri. Parlak ışıklarla döşenmiş İsmet Paşa Caddesi ve iki geniş üstü kapalı sokak, onların sağında solunda da dolambaçlı sokaklar ve şehrin tam göbeğinde Belediye İşhanı tam ortada pembe bir bina ve tüm giyimcilerin toplandığı bir çarşı ve o binanın yanında ve karşısında iki büyük park Türkçe Parkı ve Atatürk Parkı, Eski Belediye Binası taş bina ve ilerisi Aktekke Meydanı. 
         Kentin göbeğin de her yerde küçük küçük dükkanlar giyimciler, telefoncular, simitçiler dürümcüler ve bu dükkanlara hayat veren ve girdikleri dükkanlar karınca gibi kümelenen işçi kızlar. Karaman’ın karıncaları burada binlerce dükkanın birinde bir damar, taksitli satış alışveriş veya indirim yakaladılar mı ayrılmıyorlar o dükkanlardan. O ceplerine doldurdukları paraları bolca döküp saçmadan, o işyeri de onların ellerindeki paraların hepsini tam bitirmeden, ayrılıyorlar tekrar o işyerinden. Eğer ki paralarını tam bitirmiş olsalardı tekrar başka bir işyerine girme imkanları da olmazdı.
          Bu işçi kızların sonu gelmez. Neden? Çünkü Karaman ekonomisini ayakta tutan bitmeyen bisküvi var da ondan. Esnafın yüreğine su serpen esnafı ayağa kaldıran yükselmesini sağlayan esnafların yüreklerinde bir sevinç ve fabrikalara güven eğer öyle olmasa hiç taksitli satışlara girerler miydi? ‘’Taksitli satışlarımız var efendim,’’ diye işçi kızlarımızı dükkanlarına buyur ederler miydi? Onlar da sevinçli, çünkü kızlarımızın kazançlarından kendilerine yeni gelirler elde ediyorlar.
       Fabrikalı kızlar çarşı pazar yerlerinde arkadaşlarını gördükleri vakit de görmemiş gibi de yapmazlar çok sevinçli bir şekilde isimleriyle, üstelik bağırarak çağırırlar.
        Hemen de birbirlerini özlerler görünce de sarılırlar.
       Yalnız değiller yalnız da kalmazlar o köylerinin çoban çocukları, çoban olmayı da seçmemişler gelmişler buralarda seslerini yükselterek kendilerine olan özgüvenleriyle konuşuyorlar. Eğer böyle yüksek sesle konuşmasalar konuşmaları biraz ses tonu düşük olsa sanki kendilerini ezdirecekler yüksek sesle kendilerine verdikleri bir güvenle, köylünün tavrı, şehirlinin tavrı, işçinin tavrı, onun tavrı bunun tavrı ama esnaflar da böyle işyerlerinde umutsuzca fabrikalıları beklerken o işçiden de öyle havalı bir çıkış yüksek bir ses çıkar elbet. Elinde ki en güçlü silah kazancıdır parasıdır çünkü onu da diline vurdu mu böyle de ses çıkartır, tıpkı çobanın elindeki sopayı taşa vurup da koyunları çevirmek için ses çıkardığı gibi.
           İşçi dertli esnaf da dertli.
            İşçi, ’’Kazancım krediye, eşya taksitine ev kirasına faturalara gidiyor eh ucundan biraz kalırsa gidip markette alışveriş yapacağım.’’ Dedi. Giyimciler çarşısından bir tişört bir de pantolon aldı kendine.  Esnaf daha da fazlasını alması için ısrar edince, ‘’Sağol ben de hepsi var,’’ dedi ve geri çevirdi. ‘’Yelek ceket gömlek hepsi var. Ama illaki yok dersen elbet bir gün yok olur olana da şükür gerek Allah’a şükürler olsun ki hepsi var.’’
          Nerelisin? Hangi köylüsün?
         Ne iş yapıyorsun?
         Fabrikada çalışıyorum işçiyim. Hani ölmedik sürünüyoruz derler ya onun gibi sürünüyoruz buralarda köyden geldim. O esnaf da sanki buranın yerlisiymiş gibi konuşuyordu.
          İşçi kız sabah iş çıkışı çarşıyı bir kolaçan etmeyle paralarının suyunu çektiğine üzülüyordu. Kendisi uyku sersemine dönmüş ve gözlerinden de uyku akmaktaydı. Şimdi de kendine başka bir hava vererek bir elinde sigara diğer elinde cep telefonu, telefon çaldırıyordu. Havada akan yel de onun üzerindeki mis gibi bisküvi kokusunu yanından yakınından geçenlerin burun deliklerine getiriyordu. Mis gibi sabah, sabah her yer bisküvi kokuyor.  Şehrin havası değişiyor, çalışanların getirdikleri sıcak paralarla çarşı esnafının göğsü genişliyor.
           İşçi kızlar, sek sek sekerek çarşıya geldikleri gibi gidiyorlar. O omuzları üzerinde zayıf cılız kalmış gövdelerini oynak eklemleriyle taşıtan kızlar onların değişmez döngüsü kapitalist dünyanın dönen çarkı, kızlar bir güneş gibi çarşıyı aydınlatırken bir diğer tarafta da arkasında o kaçtıkları kovaladıkları hayat. Kızların sesi her hanede, her evde hayatın içinde, her birinin bir tane olduğu tanecik birleşince kalabalık, bazılarının kaçmak istediği hayat, bazılarının da tadını çıkarabilecekleri bir hayat.
         Kızlara çalışan kızlara karşı bir şefkat zayıf cılız halleri uyuyan yürekleri tembelliği yenmek adına yararlı ve hayatın üstesinden gelebilmek için kendilerinden kaçan ve tekrar yakalamak için kararlı kalan.
          İnsanın çarşı pazarda işçi kızları gördüler mi kafasında bin bir senaryo canlanır. Hiç olmadığı kadar büyük bir ekonomik sevinç ve değersiz konuşmalar açıkça insanoğlu canı nasıl isterse dili ne tarafa dönerse,
      Kızlar bu sabah ta her sabah olduğu gibi çarşıdan geçti ve daha sonra kayboldular. Ama hala onların kokuları ve dokundukları var şehirde kısık kısık gelen seslerle birinin dediği ötekini geçiyor dilek ve temennilerle,