20 Ekim 2017 Cuma

TOPLAMACI

                                                     
                      ÇALIŞMA HİLESİ
       
         Hepimiz çalışırken küçük hilelere ve kaçamaklara başvurduk. Başkaları görmediği zamanlar, neden yapıyorduk peki? Mesela toplamadasın sayıları eksik veya fazla saydın dikkat etmeden umursamadan hırsızlamacasına öylece doldurdun kutuya sonra onu alacak olan bakkal kutuları da tek tek sayamaz ki açtığı gibi rafına dizer veya öylece koyar tezgaha sen de benden başka kimse anlamaz diye düşünüyordun evet çoğu kez kontrol elemanına denk gelmezsen kimse anlamaz ama yukarıda Allah var işverene de günah yazılmaz çünkü seni oraya o koymuş sorumlu tutmuş o demiyor ki sana eksik veya fazla koy diye. Ancak büyük marketlerdeki reyon görevlileri de sayarsa inandırıcı gelen ve senin de içinde fişin çıktığı halde neden yaptığını bilmeden açıklayamadığın konular. Fakat biraz utanman da mümkün,  üç yevmiye ceza almanda mümkün ve bunu bir gün birilerinin de sana yapabileceği de düşün. Çünkü iğnen düşse yere bakarsın öyle değil mi?  O perakendeciler de o kutuların sayısı tam varsayıp para verip almışlar.
      Toplama işi özen ve dikkat isteyen bir iştir. Ayrıca rahat bir iştir. Makina durdu mu toplama bitti mi biraz dinlenebilirsin. Diz çöküp ıskartada açabilirsin veya oturabilirsin. Oysa fırındakiler makina dursa da kazana mal alırlar çalışırlar. Çünkü onların önlerinde akıp gelen bisküviler ve sıralar var.
        Sonuç, ıskarta oranı çok da yüksek olmamalı, eğer makina uzun süre ıskartaya çalıştıysa ve sen de ıskarta oranı az olsun diye gelen mallarla ilgilenmez göz ardı eder ıskarta malları kutuya atarsan kutuya giren mallarda eninde sonunda senin başını ağrıtır.
         Eninde sonunda bir tutanak bir rapor yersin yalnızca gündüz vardiyalarında değil gece vardiyalarında da seni rezil eden davranışlar senin gamsız, dikkatsiz çalışman ve şikayetle tutulan raporlar.
       Yine başa dönelim toplama işine, toplama işi dikkat ister. Sürekli dikkat. Aynı zamanda hız, hem dikkat hem hız ister.
        Kendi topladığın kutulara karşı sorumlu olmak özenle toplama yapmak yoksa paletler depoda kenara çekilir üzerine ‘’Tekrar kontrol edilecek,’’ yazılabilir.
          Yaptığın işi sevmek işyerini sevmek, sevmekle alakalı her şey. Kendine pratiklik ver işine dikkatini ver kendini kötü söz ve tutanaklardan koru ve sana değer veren işini sev. Yoksa sürekli huzursuz olursun ki o huzursuzluğu da kendin yaratırsın, uykuların kaçar. Sonra durmadan iş değiştirenler gibi sürekli iş veya yer değiştirirsin. Çavuşun senin bulunduğun yeri değiştirir daha zor işlere gönderilebilir. Daha çok izinlere gönderir  başarısızlığını dillendirebilir. Her halükarda sorumluluğunu bil ve işini sev dikkatsizliğinden dolayı bir sıkıntı yaşama, 


19 Ekim 2017 Perşembe

BUNALIMA GİRMİŞ

         Bunalıma girmiş hasta olmuş geceleri uykusu gelmiyormuş pencerenin önünde tos topalak yumak gibi oturmaktaymış gözleri de bir kandil gibi parlamaktaymış. Gece gece onun yüzünü görenler de korkarlarmış.
             Ne olmuş hasta mıymış?               ‘’Hayır, bunalıma girmiş,’’
            Bizim okumuş işsiz iş bulma umudu da tamamen kalmadığında o ne idiği belirsiz işler tamamen belirsizleştiğinde o da canından bezmiş ki o okuduğu yıllara lanet etmiş adeta bütün geçmişini silmek istemiş. Çünkü o okuduğu yıllarda bütün hayallerini bu günler süslemekteymiş, amir memur olmayı bekliyormuş, hanım hanımcık bir memur gönlü hep bu memur olmak için çırpınmakta, nerede bir memur kadın görse içi akmaktaymış. Onun şimdi bu beklentisi de kalmadı güzel de giyinmiyor süslenmiyor da yemiyor da o şimdi sinirli sinirli pencere kenarında oturuyor malağını sarkıtıyor.
        O bazen kalın boğuk sesler çıkartır kardeşlerine de bağırırdı.
        Bir kişi yalnız sadece bir tek kişi onun o bağırtılarının arkasındaki yalvarmayı, yardım isteğini, çığlığı duydu. Onun o başkaldırışı ve bunalımı, işte o zaman bir anlam kazandı. Bir insan darda kalmamışsa çaresiz ve hayatı hayalleri altüst olmamışsa bu kadar boğuk ve yalvaran bir ses çıkarması da imkansızdı. Bu kız neden ağlıyor? Bu hayat neden onu boğuyor? Sormak lazımdı. Sormadı sadece anladı, o da konuşmadı.
          Neden bunca zamandır tek bir amaca yönelmiş gibi bekleyip oturuyorsun? Bazı şeylerin sana doğru gelmesini mi bekliyorsun?
        Artık görünen köy klavuz istemez. ‘’Yüz kişi alınacaksa yüzü de torpillilerden alındı yüz bir kişi olsa mutlaka o da torpilli olurdu. Helal ile harama hakka adalete bakan yok torpilin yoksa sana iş de yok. Kendimi öldüreceğim inan bıktım bu adaletsizlikten,’’
          ‘’Yorgun, bitkin, solgun olduğundan böyle söylüyorsun hayatın sonu değil ki memurluk inan ileri de bu halini bu günlerini de hatırlayıp güleceksin. Hatta ne komediydi bile diyeceksin.’’
         Arkadaşı sıcak bakan gözlerle sordu. ‘’Evlenmeyi neden düşünmedin?’’ Kız onun sorusundaki iyi niyeti bildiği için sadece gülümseyerek beden dili ile yumuşak bir cevap verdi.  Konuşmadı, ardından bir sigara yaktı. ‘’Evlenmek için de iyi insan kalmadı üstelik herkes birbirini kesip biçiyor,’’ dedi kahvesini yudumladı. Bak şuraya yazıyorum okumuş kız, ‘’İyi insanlarda çok ve sen onları da göreceksin’’
        ‘’Nerede?’’
         Beyaz un, yağ şeker ile harmanlanmış ve ortasına çikolata kakaolu krema konulmuş şekerlemelerin ve bisküvilerin bol olduğu bu diyarda
         Arkadaşı konuştukça okumuş işsizin içindeki alev sönüyor gözlerindeki şimşek parlaklığı kayboluyordu. Hem bedensel hem de ruhen çalışmanın birleştiği aynı zamanda kafalarında işlediği bir yerde, ayrıca herkesin birbirini kardeş kabul ettiği kalabalık bir ortamda. Kız onu dinledikçe kafasının içindeki sorunlar dağılıyor, o büzülmüş halinde dinlengin bir şekilde rahatlama refleksi gösteriyordu. Kısa süreli bir zaman ama onun için çok kaliteli geçmişti iyi gelmişti. Mutluydu, işi bulmuş kadar da ferahtı.
         Düşünün bir kere altüst olmuş bir insanı, görseniz nasıl da içiniz acır. Onca yıl dirsek çürütmüş iki büyük dershaneye gitmiş,
         Şimdi bisküvi fabrikasında işe girmiş aldığı maaş, maaşın sözü mü olur? Dört başı mamur kraliçe gibi şimdi o devlet işine girme fikri de tamamen söndü, o işyerinde işletme içinde kaldı. İşini eşsiz diye tarif ediyor beyaz önlüğü beyaz  bonesi göğsünün sol yanında onun adını da taşıyan kartviziti bunu kim görse gözleri kamaşacak, gözleri bozulacak, çünkü ben bozuk giden düzenimin dermanını bu kartvizitte buldum. Ben mutluyum iyiyim, sizler de iyi olun.
          O gece vardiyalarında sıvaya dönmüş teniyle gülümsüyordu. O gülümseyen küçük yüzüne bir de uyku gelmiş yayılmıştı yakasındaki kartvizit yan kaymış neredeyse düşecekti. O ise baygın gözleriyle iş kovalamaktaydı.
         O arkadaşına uyuyan gözlerini de kırpıştırarak, ‘’Artık burada ben geleceğimi görebilirim, geleceğimi dillendirebilirim. Bu gece ona da karar verdim.’’ O düğüm düğüm bağlanmıştı işine artık kopamıyordu işi ve o iki parmağın birleşimi gibi işi onun dizinin üstüne koyup da yediği yemeği dışa dönüp baktığı deniziydi.
       O düğüm düğüm bağlanmş çözemedim, çözülmüyor, düzelmiyor dediği hayatında hiç aceleye de gerek yokmuş meğer her şey zamanla çorap söküğü gibi çözülüyormuş meğer.
       Arkadaşı, ‘’Seni ben çözdüm ama, hani o çay sigara kahve sigara içtiğin günler.’’ Okumuş kişi ‘’Kusur bendeymiş,’’ der gibi baktı. ‘’Hayat kitabını kabala okumak lazımmış tek bir şeye odaklanmamak fazla da kafaya takmamak,’’
          Okumuş kızın havası değişti, ‘’Yarın denetleme var. Denetlemeye yabancılar da katılacak. Fabrikaya yabancı gözlemciler gelecek eğer ki bir de o sertifikayı verirlerse işverenlerin göğüsleri kabaracak daha büyük firmalarla işbirliği yapacak kabına sığmayacak.’’ Arkadaşı, ‘’Bu sertifikalar belgeler, hepsi de bir oyunun kuralıdır ne olduğunu bilmem ama gereksiz kağıtlara fuzuli harcamadır’’
         ‘’Bu işler böyle işler,’’ Arkadaşı, ‘’İyi de güya her şey insanlığın iyiliği için yine aynı firmalar önce hastalığı icat ediyor sonra da ilacını gavurlar’’
         ‘’Türk malı helal sertifikalı üstelik yerli malı,’’ Arkadaşı, ‘’Bu ürünlerin de içinde ithal ürün var.’’ ‘’ Denetlendi onlar, yoksa her birini nereden bulalım yurt dışında üretilen ürünlerin iklimi yok buranın iklimi uygun değil, haydi üret öyleyse kakaoyu Hindistan cevizini’’
         Bunları söylerken arkadaşına biraz da bilgiçlik tasladı.
         Okumuş kızın gözleri artık dışarı denize bakıyordu. O sorunlarını çözmüş avucunun içi bildiği gibi işine o avuçlarının içine bakıyordu.
         Hepsi buymuş.
         Okumuşluk da memur olmakta 



18 Ekim 2017 Çarşamba

NEŞE VE KEYİFLE ÇALIŞIYOR

                                            
        
          Her bölümün bir neşelisi vardır. Sırf zaman neşeli geçsin diye Bıdıl Fatma da bu bölümün en neşelisi. Sanırsın ki mercimek ağacı solgun yanaklı küçük gözlü her zaman soluk soluğa çalışır kafasının içinden saçlarının diplerinden ter akar. Paletler boş boş gelmiş patron gördü, amir gördü, çavuş gördü hepsi de kaşlarını çattı. O bücür de bu ‘’Benim suçum mu?’’ der gibi baktı.  ‘’Ahtapot gibi kullarımı dört bir yana uzatamam ya giden mal bu ensesinden de yakalayıp getiremem ya Allah biliyor ya şu bozuk sıraları daha çok birbirine karıştırasım geliyor.’’ Zaten kendisi de diken üstünde iş görüyor beyninden ateş fışkırıyor iki kolu iki ayağı var yetişmiyor bir de iki de bir başına dikilenler ‘’haydi haydi,’’ diyenler. Ona da sanki ‘’Haydi bırak git,’’ der gibi geliyor.
            İşini neşeye vurmasan vakit geçer mi?
            Neyse büyük başlar dağılmış sıralar da onun gözüne daha sıralı geliyor. Fırın ustası sıraların düzgün gelmesine önem vermiyor.
          Fırından gelen bisküvi sıraları düzeldi onun üzerindeki kara bulutlar da gitti. O da hemen neşeleniverdi. Gülmeye bülbül gibi de ötmeye başladı onların arkalarından horozlanmak yerine giden sıraların peşine düştü, fırladı, hopladı, koştu yakaladı. Gözleri parlak sırtı su gibi ıslaktı yüzü de kıpkırmızı kesilmişti. Kadın öfkesine ve neşesine ayar geçmeyi çok iyi biliyordu. İşi onu sepetledikçe o da işinden kendine dermanlar çıkartıyordu. Onun eline dokunmayın şimdi onun hızını kesmeyin o kendi hızını tam gelen sıralara göre ayarlamış, kendini seviyorsan, çayı seviyorsan, sigarayı seviyorsan öyleyse işini sev, işine sarıl, ‘’Fırında pişmiş yenice de çıkmış hanımların beylerin taze körpe bebelerin ağzına layık mis gibi bunlar mis,’’ diyerek topluyordu. Kendisi de bir tane yedi gözlerini yumdu bu halde mutlu bir şekilde şarkısını tekrar mırıldandı. ‘’Tam krallara layık ustam yapar ben de toplarım.’’ Onu duyanlar ne nameler düzüyorsun yine derler o da ‘’Bisküviye name düzerim ben onu seversem o da beni sever ekmek verir çay verir sigara verir.’’
       Sabah sabah yeni açılmış yedi veren gülleri gibi acele acele yürüyor acele acele iş görüyordu. Sabah sabah ter banyosu yapmış olduğu halde gülümsüyordu hoşuna gidiyordu böyle çalışmak kendi hızıyla yarışmak çenesi de düşük olmasa, neden? Çenesi düşük olması iyi bir şey değil mi? Çenesi düşük olmak yaratıcılıktır, ne güzel işte karanlık ve pis kokan şeylerden de haber vermez neşeli biçimde cümleler kurar bizleri neşelendirir. Eğer ki neşeli çenesi düşük olmasa vakit nasıl geçerdi? Ölü gibi uyuz gibi hep uykulu uykudan yeni uyanmış gibi hamile kadınlar gibi karnında gübre yığını taşırmış da sıkışmış gibi elinde önündeki işe varsam mı varsam mı der gibi üstelik hep de dersin ah keşke şimdi işte olmasaydım ne güzel evimde oturuyor olurdum.
         Herkes de bilir onun fotoğraf çeker gibi çalışanların nakkaşlarını çektiğini bazılarını da  orada sergiler sonra da gören duyan evlerine varınca evlerinde iş diye bu kadının yaptıklarını anlatır. Bu kadın o gösteriyi de burada yapıyor bizleri de güldürüyor. Buna rağmen kadına deli salak saf benzetmesi yapıyorlar kadın başına bir bela mı almış birinizin başına papuç mu fırlatmış, ‘’Hayır.’’ Birisinin bir yakını da öldü mü ilk o diyor, ‘’Emir Allah'ın başınız sağ olsun.’’
      O da herkes gibi ekmeğinin mücadelesini veriyor. İşte onun için bisküviyi çok seviyor ona nameler düzüyor. ‘’Hey gözünü sevdiğim bisküvi sen ne de güzel bir nimetsin mis gibi de kokarsın çayın yanında da iyi gidersin. Ye, ye üstelik de bedava, durmadan ye,’’
         İnsan bir işte çalıştı mı işi kendi götürmesi yürütmesi gerek Allah insana neden iki el vermiş? ‘’İş tutsunlar,’’ diye. ‘’Biz de bisküvi tutuyoruz işte, ben hayatımda hiç el işi görmedim ilk bisküviyi gördüm onu tanıdım onu sevdim başka da iş istemem, fabrika istemem. Çünkü bu koku bu doku bu doygunluk bana yetiyor. Ben bu yükü çekiyorum daha fazla bir yük de istemem. Çok fazla dallanıp budaklanmak da istemem. Çok fazla dallanır budaklanırsam başına iş alırsın bela alırsın her yeni bir iş beladır yani risktir kârı ve zararı beraberinde getirir. Ben de bela veya zarar istemiyorum alıştım bu işyerime, bu işime belki cesaretsiz korkak diyeceksiniz kendine güveni yok diyeceksiniz ama hayatın yanlış yollarına sapmaktansa kendi hayatımı düzen sokmuşken, rahatımda iyi iken neden rahatımı huzurumu  kaçırayım öyle değil mi?’’

         Bu düşünce bu görüş bana da o kadar mantıklı geldi ki okuma yazması olmayan bu kadını hayat yolumda kendime rehber edinesim geldi. 

17 Ekim 2017 Salı

YIKICI OLMA YAPICI OL

      Fabrikayı çalışanları böylesine eleştirmek  sevindiriyor aslında beni çünkü içinde hiç bir kin öfke kırıntısı yok. Beni derinden etkilediğini düşündüğüm bir olay da yok en uygun dille de yaşadıklarımı duyduklarımı ve gördüklerimi gözlemlediklerimi anlatmaya çalışıyorum.
       Benim burada sevincim çok çünkü düşüncelerimi kelimelerle anlatabiliyorum, sevinçliyim çünkü içimde sanki çok büyük bir çikolata fabrikasında çalışıyormuş gibi de bir sevgi fışkırıyor.
        Düşünün  ve düşüncelerinizi söylemek için en uygun aracı kullanın benim için kalem ya sizin için? O yumuşak duygularınıza o bam tellerinizi de fazla acıtmadan dokundurmak için kimi zaman da baltayı taşa vurmamak adına bütün inceliğimle, yazdıklarımı bir düşünün bir kere. Bir de boşsanız can sıkıntısına iyi gelir yazmak aslında can sıkıntısı ve boş vakitlerimdi beni böyle bir yazı serüvenine sürükleyen, kim bilir siz de unu eleyip kalburu astığınızda, karnınız tok sırtınız pek olduğunda, veya karnınızı tıka basa doygun olduğunda üstüne bir bardak da demli çay koyduğunuzda kalkar elinize kalemi kağıdı alır en beteri de gazetelerin üçüncü sayfalarına manşet konulara da girmeden, maskeli yüzünüzle kimsenin tavuğuna da kış demeden, kimseye laf sokmadan, dokundurmadan mesafeyi iyi ayarlayarak dalgın, baygın sanki onlardan da haberim yokmuş gibi kendimi göstermeden kimliğini sadece merak uyandıran yazılarımla ve her onlar kanatlandığında uçacak gibi olduklarında, kendi elbiselerini, kendi kimliklerini, kendilerini göstermek istediklerinde onlarda hiç bir bedel ödemeden yazılarımı okurlar ve benim yazdıklarımda rol alırlar.
     Tabi isteyenler, isteyenler çikolata fabrikasında düşler de kurarlar oralarda olmak isteyenler siz de oralarda olmak istiyor musunuz? Çikolata fabrikasında orada, çikolatadan evler okullar binalar çikolatadan düşler kuruyor musunuz? Daha çok damağınızda ki tadı da hissederek sizin adrenalinizi yükselten bir sevgiyle ne güzel şey değil mi? Damağınızda o tat ve çikolata fabrikasında çikolata dolu yerde çalışmak. Hem yemek hem de çalışmak velinimetinizle emeğinizi tatlandıran ekmeğinizle,

15 Ekim 2017 Pazar

ÇÖZÜMSÜZLÜK ÖRNEĞİ


                          



      Toplum içinde kalabalıkta yaşıyor ve yalnız yaşıyordu. Toplum fertleri onu çözmeye çalışıyorlardı.  Birisi çıktı dedi ki ben seni çözümlemek için tam iki yıl uğraştım yeni yeni seni biraz anlayabiliyorum. Aslında vasıfsız bir elemansın. Bazen korkusuz korkak rolünü üstleniyorsun. Amirinin verdiği gaz kadar ilerliyorsun içinde yeşerttiklerin benim için sönmüş birer volkanik dağ gibi hiçbir anlamı yok fakat senin için volkanik bir yanardağ, çünkü her an patlayabilirsin. Kırılma noktan oldukça fazla sen bir hiçe daha yakın olduğun için senin kırılma noktaların da beni enterese etmiyor. Alışılmışlıkları yaşamak yerine kendinin alışmış ve kendinin koyduğu hayat kurallarını oynuyorsun.  Senin hayat bilgisi dersinden kaç kişi sınıftan geçmiş olabilir acaba? Senin sıra dışı hareketlerin, mimiklerin olur olmaz yerde gülmen,  damdan düşer gibi lafın arasına girmen pek çoğumuza komik gelmiştir ve sen de kırılmışsındır. 
           Maalesef sen, rüzgarın estiği yöne değil de karşı yöne baktıkça çözümsüzlük örneği olarak tek numune olarak kalacaksın. 
  Sen farkında değil misin bütün bunların? Niçin kendini düzeltme, kendi kendini kontrol etme, kendine yeni bir rol model seçme yoluna gitmiyorsun? Sıfırdan yeniden dünyaya gelmiş bir insan yavrusu misali. Apalamayı ayakta durmayı yürümeyi. 
          Saatlerinde birbirini tutmuyor bir dakika önce başka bir dakika sonra başka seni tanımak imkansız olaylara vereceğin tepkimelerini çözmek, çözümsüzlük örneği bir kıvılcım çak çak çak geçmişine kapak olsun.  
            Bu gün benim doğum günüm, hep birlikte kutlayalım. Yeniden doğan insan yavrusu sen de gel. Gel bize katıl bize hem oyuna hem söze, hayatta bir oyun sahne dekorda hazırsa oynayalım hep beraber.  Ben uzattım elimi haydi sen de uzat elini şak şak şak.. 

14 Ekim 2017 Cumartesi

KIRGINLIK KIZGINLIK

                                        KINAMA                               
        Kırgınlıkları var kapı aralığı gibi küçük bir aralıktan girivermiş oluvermiş. Birbirine bağlı konular üstüne alınmayan konular. Yüzündeki kızgınlık ise hazımsızlığından bir diğer ifadeyle umursamaz inanmamazlık bir tavırla başını bile çevirip bakmaması. Aslında kendisi de yüzünü her ona doğru çevirdiğinde içindeki kırgınlık kızgınlık gözlerinde birer meşale gibi parlıyor. Karşısındaki kişiyi kırabileceğini biliyor onun da kırgınlığı ve kızgınlığın var çünkü onu çok derinlerden hareket ettiren  hiç istemediği bir yöne doğru fırlatıveren, o da sabırsız dilinden dökülüveren hayırsız çirkin ve kötü sözlerini karşısındaki kişiye sıralayıveriyor.
        Bir daha böyle konuşma altın kapının gümüş kapıya mudaresi olur bir daha böyle konuşma. Ansızın gürültüsüz bir iş dahi başına geliverir sonra o doluluk bardaktan boşalırcasına sarf ettiğin sözler aklına gelir sonra elinde dilinde kesiliverir. Buz gibi o dört köşeli popon kalktığı yere oturuverir. Sonra bana bakacağın yere havaya o boşluğa bakarsın üstüne alınmadığın o sözler dahi gelir seni buluverir. Birden bire her şey oluverir. Allah'ın adaleti birden gelir seni beni buluverir. Dua ve beddualarla. Çıkıyor ya kim ne yaparsa çıkıyor eninde sonunda kırdığı yerden kendi de kırılıyor ben yapmam etmem dediği şeyleri bile yapıyor bir de bakıyor ki yapmış bile haberi yok. Oluyor. Tüm bunları yaşadık gördük kimseye de gülünmeyeceğini kınanmayacağını ayrıca hadisi şerif de var. ''Kınamayınız kınadığınız şey başınıza gelmedikçe de ölmezsiniz'' Eğil de bir oku önce Kuranı Kerimi oku öyle tepelere asma onu göğsünde taşı yazıları seri bir şekilde ezbere aklında tut ya da avuç içlerinde o seni korur. Sonra duaların kabul olduğu o mübarek gün ve saatlerde o dualar havalanıp uçar attığın her çığlık ettiğin her dua gider bulur gideceği yere çok çabuk gider bulur ahlar ve dualar.
     Bir daha kızgınlıkla birine bir şey söylerken de dikkatli ol  kızgınlıkla söylediğin bir beddua gelir o kişinin tepesine çullanır bir atın çitmesinden beter eder onu ama o kişi çoğu zaman farkında bile olmaz o bedduanın onu vurduğunu. Çünkü onun kendi gürültüsü de dua ve bedduaya karışır. Herkes geçer o yoldan kimi inleyerek kimi dizlerine vura vura bağırarak kimi acınacak haline gülerek kimi ince tiz bir ses çıkartarak, anlayana, anlamlı derin bir yara aslında. Onun bedduası önden koşuyor ondan önce çok ah almış ahlarla balon gibi şişirmiş kendini.
      Tövbe kapısı da açıkmış Hiç tövbe kapısı kapanır mı kapanmaz elbet. O kişi ellerini açıyor o kemerli parmaklarıyla acı içinde inliyor ağlıyor yalvarıyor kendisini sürüklediği şey gözlerindeki alev parıltısını da yok etmiş  gözleri yumuşak bakıyor başını sallaya sallaya dua ederken neredeyse ayakları  yerden kesiliyor uçacakmış gibi kendi kızgın bakışlarıyla o kendi kendine kızıyor. Öleceği günü mahşer gününü düşünüyor el alemin içine nasıl çıkacağını bu kez başını çılgınlar gibi sallıyor hangi taşa o başını vurmalı elleriyle kendi kendine dövünüyor kendi kendine dizlerine vuruyor.
     Hayattan şöyle bir gelip geçerken nasıl bilirdiniz bu hatun kişiyi dediklerini düşünüyor aklı bu cümleye takılıyor. Kendi kendisiyle  boğuşuyor kendisine yabancı kendisine söz geçirmeye çalışıyor. Duvarda asılı olan Kur'ana Kerim'e bakıyor. Üç ayetlik süre dilinde onu tekrarlıyor.  Kevser süresi.  ''Biz sana kevseri verdik. Öyleyse Rabbin için namaz kıl kurban kes. Doğrusu asıl soyu kesik olan sana kin tutanlardır.'' Cevap da sanki ona verilmiş gibi üstelik çok uzaklardan değil çok yakınlardan geliyor gibi. 
      O duasının sonunda şükür için secdeye kapanıyor.   
      Günlük yaşantısına geri dönüyor. Burada uygulayabilirsen burada her şey imtihan burada. Yine o kapı aralığı kadar yerden giren kırgınlıklara bakıyor Sanki kapıya eli sıkışmış gibi sanki kapı tenekeden de onun  elini kesmiş gibi bakıyor. Ahirette çekeceği ıstıraba ve acıya denk gibi bakıyor içindeki ağı çekilince yüzündeki kırmızılık pembeye dönüşüyor gözlerindeki kızgın alev parıltısı ise yumuşuyor. 
            O an geldiğinde nasıl bilirdiniz bu hatun kişiyi dendiğinde o gün geldiğinde mahşer gününde el alemin içinde  Rabbinin huzurunda anadan doğma onları düşünüyor. O kapıya gelmeden önce kendisiyle kendi nefsiyle boğuşuyor. Kendisiyle iki düşman gibi iki savaşçı gibi şimdi de iç sesi ona karşı hesap veriyor. 
      İki büklüm konuşurken eğiliyormuş gibi eğiliyormuş da tuba dallarını sarkıtıyormuş gibi can perdesi kalktığında gel de bu beden de can olma şimdi. Canın Allah diye haykırışını duyuyormuş gibi.
      İçinde sakladığı ne çok şey varmış meğer isem mezarında o daracık yerde rahat ve geniş yatmak için o çivili yataklarda yatıyormuş meğer isem. O kazanıyor  arkasından önünden üstünden üzerine ışıklar nur olup yağarken o çiçekli elbisesi içinde üzerine dökülen ışıklara bakıyor.


13 Ekim 2017 Cuma

İŞÇİ KIZIN ADI YOK

                                          FABRİKALI KIZLAR

        Bisküvi fabrikasında işe başladı. Geldi gördü ki işçiler hızlı hızlı acele acele yürüyordu. Elleri de hızlı hızlı hareketli acemi biri iseniz ellerinizi usta kızlar gibi işin üstüne götürüp getirmek o ellerinizi yürütmek güçtür. Hep bandın sıralı malın paletlerin üstünüze doğru geldiğini sanırsınız. Siz de ‘’İmdat! Yine geliyorlar,’’ diye bağırmak istersiniz sonra birden elektrik doğalgaz su faturaları aklınıza gelir. Diğer sıradaki arkadaşların konuşurlarken, gülüşürlerken, tartışırlarken, yüksek sesle bağrışırlarken onların gürültüsü ile sen de iç seslerinin bağrışlarını duymazsın bu kez. Belki onlarda aynı türküyü söylüyorlar. O kalabalığın içinde o gürültünün içinde önünde akıp giden bisküvi sıralarını görüp onlar da susuyorlar.
         ‘’Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım,’’ mantığı. Acemi işçilik o da nedir?  Çalışmak nedir? İş hayatı nedir? Düşün koca fabrikada, fabrika ne işe yarar? Kocaman bir işyeri kalabalık bu doku bu koku ve makineler arasında gidip gelen insanlar belki onlarda kendi kendilerine gizli bir anlaşma yapmışlar gizli gizli de birbirleriyle anlaşmışlar, o çalışıyorsa ben de çalışırım mantığı sanki benim ondan neyim eksik? der gibi. Birbirlerine gizli güçlerini vererek. İçlerindeki ağılarını birbirlerine göstermeyip susanlar. Ya da aynı derdi birbirlerinde de görüp güç alanlar. Aynı köprüden geçen koyunlar gibi biri atlarsa diğerleri de atlayacak biri susarsa diğerleri de susacak. Ya da ellere varda bize yok mu? Ben de çalışırım ben de satın alacaklarımı alırım, sanki koca fabrika işçileri hep bu koku ve dokudaymış gibi. Uzayıp giden bir zincir. Bazılarını duyar bazılarını da hiç duymazsınız çünkü belli etmiyorlar, hissettirmiyorlar, konuşmuyorlar, hiçbir şey söylemiyorlar kendilerini o kalabalığın içinde aynı kaderi yaşayan onlarca kişi içinde görüp susuyorlar.
            Acemi işçi de ortama çoktan ısınmış alışmış onlar gibi hızlı hızlı yürümeye başlamıştı. O da kararını vermişti çalışacaktı. Çalışacak mıydı gerçekten? Bilmem belki çalışır.
            Bilmiyorum. Hayırlısı yarın belli olur.
           Ertesi gün hemen biraz kamburca kısa boyuyla o tıknaz ağırlığıyla elindeki güç ile iş arkadaşına gülümseyerek el sallıyor. Arkasında bir başka iş arkadaşı esmer keskin bakışlı ve onun ardından da beyaz tenli güler yüzlü hepsi de aynı makinadaydı.
          Birlikte aynı işi yapmaya gelmiş aynı yöne gitmeye karar vermiş küçük işçi kızlar.
          Aylar birbirini kovalıyor. Kızlar işten ayrılıyorlar mı? Hayır birbirlerine daha sıkı bağlanıyorlar daha çok işlerine sarılıyorlar. Bu kararı da kendileri vermişler.
            ‘’Nereye gidiyorsun?’’
              ‘’İşe fabrikaya,’’ sanki içindeki sevinci duymayanlara da aktarır gibi sesindeki yükseklik.
               Annesi hayır dualarıyla uğurladı. ‘’Allah kolaylık versin. Allah yardımcınız olsun.’’
               Adımları daha çok kendinden emin ve sert hayata karşı da kararlı bir duruşu var haklı mı? Haklı
               ‘’Bisküvide çalışan kız sen misin?’’
               ‘’Evet benim.’’
             Rabbim kazancınızı bereketli kılsın. Koca şehre büyük iyilikler de bulunuyorsunuz farkında mısınız?Hem ailenizin yükünü çekiyorsunuz hem de koca şehre çarşıya, pazara bir canlılık veriyorsunuz şehir sanayisine esnafına, köylüsüne, evinde oturana, yatalak hastasına, bakıcısına emzikli bebeye büyük iyiliklerde bulunuyorsunuz. Şehre her eve aş ekmek getiriyorsunuz farkında mısınız bunun? Sağ olun var olun sizler de olmasanız koca koca işverenler ne yapar? Tembel çalışmayan babalar kahvehane köşelerinde oturan kocalar sizin sırtınızdan okuyan kardeşler ne yapar?
             Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz.  Kızlarımız da gidişatın kötü olduğunun farkına varmışlar önce bir tanesi sonra iki üç derken çoğalmışlar kalabalıklaşmışlar hepsi bir avuç işçi iken şimdi çok kalabalık bir ordu olmuşlar. Ve kendilerini avutucu bir sesle, ‘’Allah sevdiklerimizin acısını göstermesin. Ben onlar için kazanıyorum. Onlar mutlu olursa ben de mutlu olurum onların mutluluğu benim mutluluğum çalışma şevkim. Onlar ki benim yaşam kaynağım. Onlar sağ olsunlar mutlu olsunlar ben yine çalışırım.’’
              Ben de çalışmak istiyorum. Diyen kızların sesleri gün geçtikçe çoğalıyor.
             Evlerinde oturan ben okudum fabrika işi bilmem diyen kızlar,  beynini işletti, çalışan kızların sözleri beynine işledi onların hızlı yürüyüşleri ellerini işleyişleri kendisinin de kafasının içinde canlandırdığı örnekler ve hayattan beklentileri. Ben de çalışırım benim de büyük ideallerim var ulaşmak istediğim hayallerim var. Bu iş onlara köprü de bana değil mi? Belki bana da köprü olur kim bilir? Belki benim de kurtuluşumdur kızıl elmayı buluşumdur belki de ruhumun kurtuluşudur iç sancılarımın son buluşudur.
              ‘’Nereye gidiyorsun?’’
              ‘’İşe bisküvi fabrikasına,’’
             Bu sözü söyleyen kızın da sevinçten gözlerinin içi parlamıştı sanki karanlıkta bir yol bulmuş gibi iç dünyası dahi aydınlanmıştı
            Biraz ileride bir erkek iki kadın aynı yolda birbirlerinin ayak izlerini takip ede ede ilerliyorlardı. Ara sıra topladıkları meyveleri yiyorlar ara sıra da henüz olgunlaşmamış bir fikir meyve vermez diye bekliyorlardı. Belli ki burada bu işyerinde karınları tam istedikleri gibi doymamıştı. Sözünü ettikleri yemekler burada yokmuş iş değiştirmek gerekiyormuş ama onlarda işlerini değiştirmek istemiyorlarmış
           Çünkü kendini güven de hissettiği bir işyeri ve yaptığı iş de en iyi bildiği iş,  
           İşi beğenmezlik olmaz şu olmaz bu olmaz şu iyidir bu kötüdür sanki önüne konulan yemeği beğenmiyormuşsun gibi ki bu da nankörlüktür.
           Neden ben de mesela kuru fasulyeyi çok seviyorum ama bambayı sevmiyorum. Bu yemeğe hem de yemeği verene karşı nankörlük mü?
           Evet. Nankörlük,
          Tamam seçim yap öyleyse, yap ama başka iş arayanların iş de çalışanların da midesini bulandırma. Çünkü çoluk çocuğuna ekmek götüren çok insan var burada başka iş arayanlar işsizler var.
           Ne kadar çok yüreğin aklın fikrin iş değiştirme fikri ile yoğruluyorsa da bu fikri gizli tut açıkça söyleme, ince düşün ve acıma duygunla da birleştir.
          Kadın işçiler şen şakrak gülüşüyorlar sevinçliler, birbirleriyle özledikleri batırık yapmak için sözleşmişler. 
          Büyük merhamet, o dedikoducuların dilleri kurusun,
          Kadınların dermanı kesilmiş yorgunlar. Boyunlarına taktıkları boyundurukları işleri onları yormuş bazılarının da yarası vardır o yaralarından kan akıyor. Konuşmayın şu sıralar onların ardından
          Gerçekten bu asılsız dedikodular yüzünden kovalamayın kadınları fabrikalardan. Susun. Din adına söylemlerinizle, onun bunun kızıymış da ya sizin kızınızsa? Aslında kendi kendinizi bıçaklıyorsanız. Doğanın kanuna karşı gelirmiş gibi. Her birinde bir ah, her biri bir kitap ah bir açıp okusanız bir dinleseniz de arkalarından konuşmasanız.
       Bir ah çeksem karşı ki dağlar yıkılır.
       Henüz ayakları yeni sandalyeden sarkmış bir kız çocuğu iken o da bu şehre bisküvi fabrikasının sunduğu nimetlerinden yararlanmak için köyünden sıcacık yatağından kalkıp gelmişti. Gelmiş de bu fabrikaya da sığınmıştı. Yirmi kadar kız birlikte çalışmak ve büyümek için. ‘’Ne büyüksün sen benim işim ne büyük.  Beni büyüttün, kolumu uzattın ayağa kaldırdın, görmediklerimi gösterdin, uykumdan uyandırdın. Benim parmaklarım arasında meğer isem ne marifetler varmış, beni bana tanıttın.’’
            Kız çocukları önlerinde akıp giden sıralara baktılar birbirlerine bağırdılar 'Yetişin sıralar gidiyor,'' bir de dönüp arkalarına baktılar geldikleri yola ve sonra tekrar bisküvi toplamaya başladılar.