Hep başkalarının iki dudağı arasından çıkan sözlereydi kırgınlığı önce sözleri söyleyen kişiye kırıldı çözümleyemedi olayı. İki dudağı arasından söylenen her sözde bir mana aradı sonra onlara da kırıldı genişleyen dalgalar halinde topluma kırıldı top yekun insanlara kırıldı. Oysa, oysa ki kendisi de dişleri arasında gizlediği diline hakim olabiliyor muydu? Ağzı olan konuşur misali boş yere sarf ettiği sözlerine dur diyebiliyor muydu? Ha bire konuşuyordu diline gem vurmadan kendi diline hakim değilken başkalarının dilinden çıkan savrulan kelimelere hemencecik kırılıveriyordu. Ağzı kapalı tutmak, ağza fermuar çekmek, sözleri ölçülü kullanmak o kadar kolay olsaydı önce kendisi başarabilirdi belki, öyleyse kendi diline hakim olamıyorsan başkalarının diline niye kırılıyorsun? Onlar da boşta bulunmuş dillerine hakim olamamış laf olsun sohbet olsun diye konuşturuvermişlerdir dişleri arasındaki dillerini.
Dil bu uzadıkça uzar dile gem vurmak lazım, beynimizde önce ne konuşacağımızı akıl süzgecinden geçirdikten sonra dilimize dökmemiz lazım, her ağza gelen konuşulmaz konuşulursa hatalar gaflar günahlar çok olur
Bir düşün bakalım sen ağzına geleni konuşuyorsun ölçmeden biçmeden karşı taraf kırılır mı incinir mi? Diye düşünmeden ha bire sallıyorsun, karşındaki insanın da konuşmasının bu şekilde olduğunu varsay ve kırılma boşu boşuna geyik muhabbeti de önemseme o kadar.
Sen önce kendine bak, sen diline sahip misin? Bu soruyu cevapla. Sahip değilsen ne çektim ise dilimden çektim diyorsan belki karşındaki insan da ne çektiyse dilinden çekmiştir. Bu nedenle her söylenende bir mana arama.
Dilini kötü sözlerden koru. Dilinle kimseyi incitme bakalım başarabiliyor musun? Sen başara biliyorsan karşındaki insanların sözlerine de kırılma hakkın var. Başaramıyorsan demek ki insanız irademiz ancak bu kadar dilimize karşı güçlü iradeye sahip değiliz. Sen başarabiliyorsan dilini kötü sözlerden korumayı karşındaki insanında başarabileceğine inanabilirsin. Sen başaramıyorsan dilini kötü sözlerden korumayı karşındaki insanların da başaramayacağını düşünebilirsin. Olmuyorsa da boş yere zorlama kendini, zamanla dilinde belli bir olgunluğa kamilliğe ulaşacaktır elbet.
Yüce Rabbim elimin, gözümün, gönlümün, dilimin bilerek veya bilmeyerek yaptığı bütün kötülüklerinden sana sığınıyorum. Dil terbiyecisi dilimi terbiye ediyorum. Her kötü söz de dilime bir ceza veriyorum. Hani söylemeyecektin nerede kaldı benim telkinlerim diye bir daha ki sefere inşallah olacak dilimi terbiye edeceğim. İrademe hakim olacağım akıl ve belleğimi açık tutacağım dilime her şey söyletmesin ölçsün biçsin tartsın öyle dilim seni zamanla olgunlaştıracağım terbiye edeceğim. Sen görürsün dil, dilim dilim.
Çıt kırıldım bir laf söylemeye gelmez hemen kırılır. Lafı tersinden anlar ya da anlamak istediği şekli ile anlar. Kırılganlığının lafla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bir yanlış bakışa bir fiile harekete de kırılabilir. O laf bahanesi olur. Bir kez günaydın demez karşı taraftan hep karşı taraftan bekler. Günaydın ya da ne haber kelimesini söylemediler mi de kırılır bir daha da konuşmaz. Karşı taraf laf atarsa laf atar. Karşı taraf laf atmazsa hiç konuşmaz kırılmış havasına yatar. Konuşmaya başladı mı da konuşması bir iki cümleyi geçmez. İmalı iğneli laflara hiç tahammül göstermez. O lafa o harekete bin yıl kırılır. Kırılma nedenlerini bir bir içinde saklar tutar belleğine not eder besler büyütür. Hiçbir şey yok iken ortada aylar önce olmuş bir olayın kırılganlığı devam eder.
Kırılmış duygularını yapıştırmayı üzerine sünger çekmeyi dener devamlı süregelen bir kişilik modeli olmayınca birkaç dakika veya saat sonra usanır duygularını tamir etmekten tekrar eski kırılgan yapısına geri döner.
Arkadaşlarım beni sevsin benimle oynasın oyunlarına alsın diye çocukken hep veren el olmuştu. Büyüdü bu huyu hep devam etti. Hep veren el kullanılan el hep verici hep verici.
Elinde bir sülahi dolusu su vardı. Kendisi doldurup getirmişti çok da susamıştı. Tam bardağa uzandı içmek için arkadaşları sırayla su istemeye başladı verdi verdi, hepsine suyundan verdi sülahide su bitmişti. Kendisi de susuz kalmıştı. Arada bir kendimi de araya sıkıştırayım bir bardak da ben içeyim diye düşündü ama bir sonraki arkadaşına ayıp olur diye tekrar bardağı arkadaşına uzattı. Kendisi de susuz kaldı. Arkadaşları da sormadılar sen de içecek miydin? Diye, ve hatta teşekkür eden bile çıkmadı içlerinden. Sonra kendi kendine söylenmeye başladı hem suyu doldur getir hem de susuz kal olacak iş mi? Diye. E e o zaman verme söylenip hayrını uçuracaksan hayıflanacak dertleneceksen verme. ‘’Bak iyilik yaptım da bir teşekkür bile etmediler,’’ diye içinde bir üzüntü hasıl olacaksa yapma. İyilikte yapacaksan kötülükte yapacaksan kalbinden tam yetkiyi al öyle karar ver. Ya da sen de o verdiğin kişilerden iste hem ver hem al bakalım karşı tarafın tepkisi ne olacak? Al bakalım kalbin oh be rahatladım mı? Diyecek. Ya da karşılıklı alışverişlerde sevginiz mi artacak arkadaşlık duygularınız mı pekişecek? Bir al bakalım, iste bakalım istemesini öğren gerçek arkadaşını öğren. Bir iste bakalım, hem arkadaşlarını tepkilerini ölçer ona göre davranırsın. Bir iste bakalım, hep sırtına binilen değil bazen de sırta sen bin bakalım, nasıl oluyormuş veren el mi alan el mi?
Senden istedikleri zaman sen de karşı taraftan iste ki denge sağlansın senin yaşadıklarını o da yaşasın hissetsin. Belki o da hep sen isteyince ıstırap duyuyordur. Sen küçük bir şey isteyince o da vermekten mutlu olacak. Samimiyetiniz yardımlaşmanız dayanışmanız artacak. Dost olacaksınız. Birey tek başına tekdir birdir, birlikte de hayır vardır bereket vardır. Rabbim insanları kula muhtaç etmeden kullar içinde yaşatmayı ve gönüller kırılmadan almayı vermeyi nasip etsin, yardımlaşmak çok güzel tek taraflı olursa enayi pozisyonu.
Suyun aktığı yöne rüzgarın estiği yöne doğru git doğruların hak bildiğin doğruların seni yanıltmayacak doğru yoldasın.
Hayat akışımız üç noktada kesişiyor başlama çizgisi gelişme çizgisi bitiş çizgisi. Gelişme çizgisinin içinde ne istersen var. Her türlü iniş ve çıkışların basamakları, büyük şeyler küçük şeyler önemli şeyler önemsiz şeyler hayatının tüm perdelerini bu sahnede görebilirsin. Rol aldığımız sahne işte bu gelişme çizgisinde sana koyulan ad, yaşam pınarın, hayat kaliten, senin sıfatın, burada gelişme çizgisinde. Hayatın sana verdiği piyonları iyi oynarsan adına ''kader,'' derler kader sana güldü derler. Hayatta kendini riske atmazsan, cesarette yaşam kalite çıtanı yükseltmek için çabalamaz isen hayat arabasına binip dönüp dolaşıp geldiğin nokta hep aynı olur.
Hayatın kötü rol almış oyuncuları. Kimseyi gülmeye kınamaya gelmez. Hayatını riske atıp da başarısız olanlar batıp giden insanlar da çok. Limiti sen seçeceksin. Rüzgarın estiği yöne suyun aktığı yöne doğru zaman başarıyı yakalarsın. Hayatının akışı sürekli bir arayış içinde olsun soru sor cevap ara kendi kendine cevap ver neden nasıl diye sürekli kendi içinde mini anketlerin olsun. Sebep sonuç ilişkisine bağlı olarak. Öküzün altında buzağı aramak değil derdimiz bize uyan başarının anahtarlarını bulmak ve başarıya hedef limitine kadar yükseltmek.
Başlama çizgisi hayatta herkes için farklıdır. Bazıları mecburiyetten, bazıları kendilerine koyduğu hedefe ulaşmak için, bazıları hobby olsun farklı bir donanıma sahip olayım diye veya meslek olsun diye başlar bir yerlerden. Ama hepsinde bir hareket bir eylem vardır. Hareket olan yerde de bereket olur. Atıl tembel olan başarısız olur. Çalış çabala arkası gelir. Kimisi sürüne sürüne, kimisi adım adım, kimisi koşa koşa maratonu tamamlar.
Sen de tamamla da nasıl tamamlarsan tamamla bu koşma türlerinden hepsi senin göstereceğin performansına bağlı sen kendini nerede görmek istiyorsun ona doğru koşarsın. Sürünürsün ya da yürürsün veya koşarsın.
Yıllardır çalışıyoruz da kendimize sormaya cesaret edememişiz. Ticarette kâr ediyor muyuz? Diye, kârsız ticaret yapmışız yeter ki mal devri daim olsun ciro yüksek olsun, ciro yüksek de neye yüksek? Kabaran veresiye defterini ardına al önünde ciro yüksek. Yıllar sonra sorduğumuz soru kâr etmiyor isek niye yapıyoruz?
Yaşadıklarımızın zaman içinde bizde bıraktığı artı değerler. Yaşam kalitemizi kâra geçirmek. Bitiş çizgisini ömürlerinin ikinci baharına denk gelenler dünyanın en bahtiyar insanlarıdır meyvelerini görürler, yerler. Sürekli hasat toplarlar Ellerinde kalan son oyuncakları ile oynarlar onu ellerinden hiç bırakmak istemezler. Onunla oyalanırlar. Çok güzel başarılı bir hayat hikayeleri de vardır, çevrelerine anlattıkları. Başarı basamaklarını nasıl çıktıklarını anlatırlar verdikleri mücadeleleri ama hepsi hepsi geçim derdi. İşte derler bu günlerinin sigortası garantisi ikinci baharlarında
Zayıf başarısız bir karne ile bitiş çizgisine gelen insanlarımız hayatlarını hep sorgulamakla geçirirler. Geçmişte çok hatalar yaptık kendimizi kullanmadık şimdi kimler ağlıyor. Biz ağlıyoruz.
Ben başarısızlığı sevmiyorum. Rabbim herkese başarma gücü ve yaşama sevinci ver.
Bir işe koyulmak için kaç kapıya gitmek gerekiyordu kaç kapıya danışmak kaç kapıdan destur almak, kaç kapıya kendini anlatman gerekiyordu. Farklılık, farkındalık anlayana fark ettir.
Yine anlayana, anlamıyorlar kestirip atıyorlar hadi yap o zaman bizim de aklımız da bin türlü iş var ama hemen öyle hop diye atlayıvermiyoruz bu işlerin teferruatı var, kağıt kürek işlerine harcarsın bütün sermayeni, işe başlamadan züğürt kalırsın, hammadde almaya paran bile kalmaz, sigortalı işçi çalıştıracaksın, üstelik bir iki de yetmez makina techizat alacaksın büyük lokma biz yiyemeyiz, önündeki işine bak bunu becerebiliyor musun? Akşam beş altı mesai bitiminde evine gidip ailenle yemek yiyebiliyor musun? Sohbet edebiliyor musun? Patron sensin işte önündeki iş diyorsun o da hep önünde duruyor, seni bir adım öteye götürmüyor ya hep yerinde sayıyorsun ya da arka arkaya gidiyorsun. Bir şeyler yapmak lazım bir şeyler. Niye eller gibi gün bulduğunu gün yeyip Allah'ına şükretmiyorsun ki? Rabbime şükrediyorum ama iki günü bir olan aldanmıştır öyle değil mi? Her gün bir sonra ki güne gebe değil mi? Yarınlar bu günlerde gizli değil mi? Harekette bereket yok mu? Yaşlılığın azığını gençlikte hazırlamak gerekmez mi?
Yaşadıkları kendisini tatmin etmiyor ama akıl danıştığı kişilere göre de da makul görülen evine ekmeğini götür senden mutlusu yok. Ama sen de fikir var yarım kalan işlerin ertelediklerin var bir yerden başlamak istiyorsun.
Oysa o kişi de sadece danışmak istemişti ve yine kendi fikriyle yalnız kaldı onun fikrine sahip çıkan olmadı. Oysa pek çok kişiye de danıştı hatta abla teyze batırıklı sohbetlerde dahi onun fikrini eleştiren kulak tıkayan bunun bir heves olduğunu söyleyen hevesinin peşinden gitmesini engelleyen hevesini kursağında koyan. Oysa ki o onun kendi içinde doğan aşkı o, onun geleceği evliliği erişmek istediği profili
Hayallerimiz ve heveslerimiz bizim kendi hayatımıza kattığımız değerlerimiz. Ama risk var diye kendi kendilerine engel koyanlar önce kendi kendilerinin yaşama azmini zincire vuruyorlar. Eğer ki sen hayallerine değer biçiyor şekillendiriyor, biçimlendiriyorsan belirgin hale getirmek de yine senin elinde, çünkü bu hayal ve hevesler başkaları için değerli olmayabilir ama senin için değerlidir çünkü sana ait senin hayalindir.
Yaşantıma hayatıma değer katmak kaliteli yaşamak. Rabbim bütün hazinesini biz insanlığa sunmuş kullan kullanabildiğin kadar her şey sen de gizli senin öz güvenin de cesaretinde.
ÇOK DEĞİL AZ DAHA
Nasrettin Hocanın göle yoğurt çalması misali ya tutarsa ya biri denk gelirse o zaman işte çok güzel olur diye değişiklik yaptık. Değişim şart dedik. Yenilikçi olalım, aklımızdan geçen değişim fikirlerimizi uyguladık. Ama hepsi dereye düştü suya kapılıp gittiler hiç birinin bize bir faydası olmadı.
Tekrar denedik pembe tablolar çizdik gülümsedik hayata bakış şeklimizi değiştirdik pozitifleştik. Bu sefer daldan bir elma düştü. Tek, tek, kel başa şimşir tarak misali fakat o da işe yaramadı kazanlar dolmadı kayıp yıllar çoğaldı. Tekrar denedik yenilmek yok pes etmek yok. Testiyi tam çeşmenin önüne koyduk bekledik dolsun diye arkamızda uzun bir kuyruk var ama sıra biz de biz önce doldurmalıydık. Yok öyle yağma, her zaman her zaman kedi ciğeri yer mi? Biraz da biz yiyelim. Biz testimizi dolduralım derken zaman doldu sular kesildi. Testi tam çeşmenin ağzındaydı testimi ters de tutmamıştım, geç de kalmamıştım, kırılmamıştı da testim. Tekrar denedik belki onuncuda belki yüzüncü de başarmalıydık mutlaka tekrar denedik.
Bir kare düşünün kare olarak ayağa kalkmak düzleşmek isterse düzleşemez elbette( dik durmak)çeşitli hamleler denese sürekli denese en sonunda kendinde var olan köşeleri keşfetse ve köşelerden birini kullanarak ve diğer köşelerin de yardımıyla dikleşmeyi başarsa. Bir işte başarılı olmak için o işin başarının bir köşesini yakaladınız mı öbür köşeleri bulmak ve ayağa kalkmak çok daha kolay olur. Önemli olan size lazım olan köşeyi bulmak. Doğru zaman doğru hamle doğru atak doğru köşe sonra ayağa kalktın gitti.
Yenile yenile yenmesini öğrenerek tekrar tekrar deneyerek bu sefer olacak bu sefer başaracağım bu sefer iş tamam. Çaputun suçu ne? Komşunun suçu ne? Kabın suçu ne? Kovanda balın olsun Yemen’den arı gelir. Doğru iş doğru analiz doğru yaklaşımlar tekrar tekrar pozitif düşüncelerle yola devam. Tekrar et hiç bıkmadan usanmadan tekrar et bir gün bir gün mutlaka olacak başaracağım
Yeter ki sen istemesini bil sen iste her şey çok güzel olur inşallah (Rabbim)
Olmalı olacak bu dükkan adam olacak bu kadar emek çaba gayret inanın başka bir iş kolunda başka bir kulvarda olsa idi çok yol kat edilirdi. Bu çaput işi (? ) her çaresizin işsiz insanın araladığı bir iş kapısı olduğundan ben de yapabilirim diyen esnaf kılığında insan sayısı oldukça fazla. Halbu ki esnafcılık cılık cılık işi bilmeden işe gidenler modelleme ile çalışanlar bizim gibi yarı yolda tökezleyip kalanlar.
Esnaf olmanın da püf noktaları var. Her esnafa göre ağzının yandığı bir nokta var. Bizim ağzımız sır vermemizden başkalarının da bizim işimize başlamalarına önderlik etmemizden. İş aynı toptancı aynı, mal aynı, müşteri potansiyeli aynı. En büyük rakibin işe başlattıkların ve sır verdiklerin bundan sonra insanlara ne kadar güvenebilirsin ki?
Değişime ayak uyduramadık hala çamaşırın çiçekli donlarını satıyoruz. Malını güncelleyemezsen zaman seni yer
bitirir. Sermayen kadar çalış yani ayağını yorganına göre uzat. Toptancılar sana sonsuz güveniyor. Kredi limitin çok yüksek ‘’Dükkan senin abi al götür silmesine ne zaman ödersen öde’’ diyor. Ne güzel gaz vadeli çekler senetler için toptancısının dükkanını dükkanına taşı her türlü, demode olmuş mallarıyla birlikte sonra da bezdim bıktım bu çaput işinden nereden de başladım bu işe de, halbuki çaputun suçu ne?
Rabbimin verdiği aklı doğru kullanmamışsan. Doğru iş seçimi planlama analiz yapmamışsan. İnşallah bundan sonra yeni hatalara yer yok.
Değişim şart ise değiştirdik. Çeki senedi attık çöpe, bize köstek olanları rafa kaldırdık Ha bismillah dedik çıktık denize balık avlamaya rast gele hayır gele Rabbim herkesin yardımcısıdır.
Çarkı kendi özbenliğimizle döndürürüz de her şey günah keçisi olmaktan çıkar günahı da sevabı da bizim artık deriz. Geçmişimi kırk anahtarlı kapılara kilitledim bir daha beni rahatsız etmesinler diye bundan sonra iş dünyam da sen ben bizim oğlan başka kimseye çay yok. Sahipsiz duygularıma haykırışlarıma selam vermeyenlere ben de selam vermem.
Hatalarımızdan ders alarak kendi kendimizi motive edeceğiz. Başarabiliriz. Biz bir gücüz bizi kimse yıkamaz. Can canan bir de Allah’ü Teala yeter bana başarıda Rabbim hiç kimseyi kanaatten ayırmasın.