19 Mart 2018 Pazartesi

ENDORFİN MUTLULUK HORMONU


        Tat yarışını tek başına sürdüren bu kadar rekabetli ortamı da geçmiş tatların şahı çikolatanın çikolatası. Birçoğu için sadece bir çikolatadır oysa ki. Ama o mükemmeldir. Onun mükemmel olmasını sağlayan güç pek çok çeşitlilik göstermesindendir. Ve hepsi de en vahşi, en güzel, en acıklı, en tatlı doğanın bin bir hazinesini de içinde gizler. O aromatik tatlar kokular çiçekler küçük mutluluklar hepsini de içinde barındırmış hapsetmiştir. Bu tatlar hangi çeşidi olursa olsun yiyen kişinin gönlünde taht kurar. Dili ile dişi arasında gizlenmiş gizli duygularını açar. Sanki onun için hazırlanmış bir lezzet gibi onun gönlü de onun sayesinde açılmak istermiş gibi. Sanki birbirlerini bekleyen iki aşık. Yiyen kişinin gönlü huzurla dolar. Kalbi ferahlar sanki dili ile dişleri arasında berrak bir pınar geçiyor. Ondan acı olayları mutsuzluğu alıyor onun gönlüne tatlılık gönderiyor. Öyle çeşitleri de var ki bazılarını bazılarına benzetebilirsiniz. İçerikleri aynı olsa da hammadde içtepileri o derece birbirlerinden uzaktır. O tadı tadan kişinin insanlık duyguları öylesine ferah öylesine ışıldar ki sadece o tat o isim sevilmeye değer. Çünkü küçük lezzetler ve tatları içine cömertçe serpiştirilmiş bu yüzden bu kadar çok sevilmeye ve ünlenmeye de hak kazanmıştır. Bu ürünün hangi çeşidini yerseniz yiyin aynı neşeli keyifli bir parça  gülücük saçarsınız etrafa her zaman da eğlendirir sizi. Onun çeşit sayısını saymaya kim kalkabilir? Her türlü acayip arzuları çeşitleri kendine has özellikleriyle birlikte sanki damakta çekilmiş reklam filmi gibiler. Fakirin zenginin her meslek erbabının cebinde ve çantasında, onlarla birlikte en sevinçli maceralara işlere atılırlar. Sayı ve çeşitleri ne kadar çok olursa olsun hiç biri bu çeşidin önüne geçemez. Hiç bir çeşidi de bir diğerine benzemez. Her birinin içinde ufak gizli ayrıntılar saklıdır. Poşet görünüm taslak renkleri de her biri kendine özel bir çeşittir. Hepsi de tek bir çeşitten yaratılacak farklı çeşitler olmakla birlikte hepsi de farklı farklı ama gerçekte de oldukları gibi görünürler. Bu da ürüne bakan kişiye farklı bir çeşitmiş gibi görünür. 




HAMİLE İŞÇİ KADIN

  Kadınlar iş üstündeyken hamile kalanlar karınlarındaki bebekleriyle birlikte işin içine dalanlar. Fabrikada iş yerinde özellikle gece vardiyalarında  bayanlar tuvaletinde sırt üstü yatan kadınlar ayak üstünde durunca kusanlar, ama yine kusuyor hemen başını lavaboya uzatıyor.
        Karnı da büyümemiş pek. Belki de çocuk karnında çitme atınca yedikleri boğazına geliyordur, bazıları da çocuk saçlı olursa çocuğun saçları boğazı gıdıklıyor diyorlar. Bebek karnına vuruyor mu hissediyor musun onu? Bir şeyler söylemeye çalıştı ağzını sildi. Tekrar lavaboya eğildi. ''Doktorun verdiği ilaçlar,'' dedi. Başını lavabodan kaldırdı,  arkadaşları koluna girdi yanına oturdu. Kadıncağız sıkıntısından durup durup arkadaşlarına bakıyordu. Bir medet bekliyordu. 
    Sonra servis geldi kadın servise bindi hastaneye gitti yatağı hazırmış hemen yattı.Sonra suyu gelmiş her tarafı ıslanmış sonra hoş geldin bebek olmuş. Evde iş yerinde sancı çekerken  eli ile dizlerine vururken karnını tutarken biz nereden bilecektik onun ne zorluk çektiğini .
      Hoş geldin bebek, bebek evine geldi, hoş geldi. Kadıncağızın yüzü yine soluk  kireç gibi renksiz yüzü kuruyan dudağı. Ama bebek gövdesini gövdesine sımsıkı yapıştırınca  o kımıldadıkça  kadın anlamıştı anne olduğunu ve anneliğin değerini. Hemen canlanıverdi. Göğsüne yakın gelen pijamasının düğmelerini çözüp göğsünü bir tarafı açık bebeğini koynuna soktu. İçeri soğuk almaz ama istersen ikisini de ört. Kadın bebeğini emzirdikten sonra iki göğsüne denk gelen düğmelerini hepsini kapattı.
       Hoş geldin bebek.
       Eksik olmasın iş yeri arkadaşları onu yalnız bırakmadılar garipliğini hissettirmediler ona küçük şeyler de hediyeler de getirdiler. Yemek yaptılar ona çok büyük iyilikler de ettiler.
      Elbette lohusa kadının sağlığı için onun rahatlığı için ona yemek  hazırlamak gerek çabuk ayağa kalkması için unlu bulamaç yada çorba hazırlamak gerek. Çünkü bebeği her açıktığında onun gögsüne yapışacak.
     Arkadaşları kendi evlerine gitmiyorlardı bir gün boyunca arkadaşına ''Neredeyse hazır olur,'' diyerek yemek hazırlıyorlardı ardından da gel de bir şeyler ye diyorlardı. O ise arkadaşlarına hem dua ediyor hem de eksik olmayın, diyor hem de canım istemiyor diyordu.
      Arkadaşları ise, ''Gelip yemesen sütün kurur bir daha da gelmez. Yemen gerek, yemek ye hem bu kadardan bir şey olmaz bebeğin için ye.'' ''Hatırım için ye.''
     Bak senin için bebeğin için geliyoruz. Ama o da sizlere çok şey borçlu bol bol teşekkürlerini sıralıyor hem içinden hem de dışından.
     Arkadaşları elbette geliriz arkadaşlık ne için var? Sonra arkadaşları içecek bir şeylerde verdiler ayrıldılar
      Bir daha görmeye gittiklerinde arkadaşı kendi işini yapmaya başlamıştı bile orada, işe gitme zamanına kadar oturdular orada, süslü bebek karyolasının fırfırlarının arasında süzülerek bakan bebeğin yanında. Bazen de annesi karyolaya tırmanır gibi yapıp bebeğini o bölmeden çıkarıyor kucağına alıyor bebeği ağzının arayışı ile annesinin göğsünü buluyor ve yapışıyor  sonra iki akar çeşmeden sıyrılıp ondan başka hiç kimsenin erişemeyeceği bir altın vuruşla cambaz çevikliğiyle tekrar dönüyor emmeye başlıyor. Annesinin elinin okşayışını dilinde bir şeyler fısıldadığını da hissederek başını da bazen kasıyor. Bebek süslü karyolasının içinde kadife yumuşaklığında yatağında gözlerini  bilye gibi çeviriyor. Annesi ayağıyla beşiğini sallarken o da uyuyor.

18 Mart 2018 Pazar

DIŞ GÖRÜNÜŞÜ AYNI


         Tadı tutkulu hale getiren ufak tefek ayrıntılardır. Halbuki dış görünüşü de aynıdır. Fakat yediğiniz an aldığınız tat onun damağa verdiği lezzet o acayip bir arzu kapris hazdan başka bir şey de değildir. Yiyeni içinden kurgulayan bebek gibi hareket ettiren tuhaf bir istek. İnsanın yanından çantasından ayırmadığı başka biriyle de paylaşmaya kıyamadığı bir istek. Koca bir günü BENDE’siz geçirmek mümkün mü? Kendine en uygun gelen tat kendi gününe halbuki ufak tefek de bir şeydir. Kullanılan hammaddeleri de açık seçik belirtilmiştir. Birbirleri aralarında iç içe girme küçük küçük parçalardan meydana gelen kusursuz bir bütünlük sağlama. Bunun içindir ki çoğu zaman tek bir dişin dokunuşuyla aynı tadı ve lezzeti yaratır. Görünüm olarak da çok yoğun bir duygu akımı meydana getirmekle beraber yiyenin duygularında da bir rahatlama psikolojik yönden bir etki de bırakır. Diğer çikolatalı ürünlerin isimlerini aklınıza getirdiğimiz zaman o eskileri tanınmış olanları, hemen bu tat bir duygu olarak bir tutku gibi gelir aklınıza yerleşir. Gözünüzün önünde canlandırdığınız yalnızca parlak selefonu ince uzun şekli ve şunu da hayal ederiz. Onun yerken dudaklarımızdan dökülen müziği öyle de bir etki bırakırlar. Taklitleri de selefon da onun yarattığı etkiyi yarattığı halde o içeriğini ve özündeki buluşu yakalayamamaktadır.

17 Mart 2018 Cumartesi

BİLİYORUM SEN BİR MELEKSİN

     Müzik ruhun gıdasıdır. Şarkı söylemeye en çok ihtiyaç duyduğunuz anlar sizin ruh halinizle ilgilidir. Çok sevinçli,  çok üzgün,  çok mutlu,  yorgun, bitkin bir duygu halinde iken ya da çevrenizde gördüğünüz bir olaydan etkilenerek söylediğiniz müzik türleri.
         Her türlü müzik her telden insanın ruhunu dinlendiriyor. Söylediğiniz şarkı sözleri sizi ele veriyor Karşınızdaki kişiye olan duygularınızı bir şarkı sözü ile anlatabiliyorsunuz. Çok stresli yorgun veya çok bozuk bir ruh halinizi anlatan bir şarkı sözü size tercüman olabiliyor. Çevreden duyduğunuz şarkı sözlerinden size uygun olanları beyninize yazıyorsunuz. Eğer şarkı sözleri ile kendi içimizdeki duygularımızı anlatma yoluna gitmiş isek dağarcığımızda pek çok türden  pek çok şarkı sözü olabilir.  Yıllar yıllar geçse de hafızamız bu şarkı sözlerine uygun bir hal durum ortaya çıkarsa dudaklarımızdan dökülüverir. Nostalji bir şarkı sözü dahi olsa sizi alıp başka diyarlara götürmez hafızanız eski şarkıyı senin bu günkü ruh haline göre güncelleme yapar
     Seninle özümsenen sana benzeyen sana seni anlatan şarkılar hafızanda kalıyor. Sana acı hatıralarını hatırlatan anlatan şarkı sözleri de vardır. Hafızanda onları söylemek bile istemezsin. Ben bir zamanlar Bülent Ersoy' un ‘’ İtirazım var’’ şarkısını söylüyor idim. Şükür Rabbime artık bu şarkıyı söylemiyorum. Demek ki hayatım olumlu yönde değişmiş kurtulmuşum bu ruh halimden. Bana bu şarkı sözlerini beynime kazıtan yerleştirip söylettirenleri yıllarımın bu şekilde geçmesine sebep olanları acı ile yad ediyorum. Bu günün güzelliklerine daha sıkı sarılıyorum sevdiklerime. ''Ya gelmeseydin yetişemeseydin beni bulamasaydın ne yapardım yarım kalırdım.'' İçimde var oluşun bir başka alem ya tanımasaydım ya bana karşılık olarak cevap olarak güzelliklerini sunmasaydın ya sen olmasaydın ben yine’’ İtirazım var’’  şarkısını söyleseydim halim nice olurdu hangi ipin ucunda.
     Geçmişteki mutlulukları anlatan şarkı sözleri  sana mutluluğun hala devam ettiğini  eksilmediğini pekiştiğini haber verirler. 
        Geçmişten geleceğe bir köprüdür şarkı sözleri, şarkılar ruh halimizin aynasıdır. O gün o saatte duruşumuzdur. Bazıları dinlerse eğer sana cevap bile verebilirler bazıları bir bakışın tesiri ile anlarlar da söylemek istediğini dilinle söyleyemediklerinin tercümanıdır şarkılar
       Hangi kulvarda koşarsanız koşun hangi kategoride olursanız olun şarkı söylemedik mırıldanmayan dudaklar olmaz. Mutlaka ruh halinize yakışan şarkı sözleri söylemişsinizdir.  Muhtemelen çok da güzel olmuştur.

İŞTEN DÖNEN KIZLAR


           EBRU
       İşten dönen kızları seyrederek eleştirmeyin çünkü yorumlarınız önemli onların köşeyi dönmeleri ve yolun sonun görmeleri için. Seyircisiz ve eleştirisiz de zevke bir çalışma modeli de olmaz.  Fakat siz yine de geriden geriye izleyin o kızları evleri ve işleri arasında kendi başlarına bırakın. Bakın kızlar geliyor. Şehrin içine giriyor, nasılda omuz omuza yürüyorlar. Her biri de orta halli. Bak şu kızı tanıyorum adı Ebru nasılda canlı kendine özgü mizahı var. Nasılda özgür nasıl da cesaretli kendine güveni var. Üstelik Ebru’nun babası ölünce evin geçimi onun sırtına da kaldı. O da aklını kullanarak kendini bisküvi fabrikalarından birine attı. Tıpkı diğer çalışma arkadaşları gibi aynı koşullarda o da çalışıyordu. Her biri de çok çalışarak dışardakilerin dahi görmediği bir fedakarlık ve özveri içinde, hem kendisini hem de ailesini geçindirecek parayı kazanıyordu. Bu gerçeği onun yaşama sevincinin önüne geçemiyordu. Neşeli gülmelerinin ve çalışma zevkinin. Hatta muhteşem bir şekilde ‘’Ben acılarımdan besleniyorum,’’ bile diyebiliyordu. Çünkü bu noktada hayatla inatlaşma da başlıyordu. ‘’Ben yoruldum hayat gelme üsteme,’’ demektense. ‘’Hayat devam ediyor.’’ Diyordu. Zihnini buna alıştırarak, zihnini berraklaştırıyor özgürleştiriyor dert tasa kaygı, endişe yalnızlık korkusu hepsini alt etme gücünü elde ediyordu. İşinin verdiği güçle de bu zorlukları aşıyordu.  ‘’Ahmak değilim tembel değilim ancak ahmak ve tembel olanlar giderler babalarından harçlık isterler veya babam başımda yok diye hala o günün yasını güderler. Ben güçlüyüm sağlıklıyım kendi paramı kazanabiliyorum. İşim var çalışıyorum. Yıllarca da çalışabilirim yıllarca da bu hayatı sürebilirim. Kimse beni işimden alıkoyamaz. Hem çalışmasan evde otursam ondan bundan ben yetimim diye para dilensem daha mı iyi? Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz. Bir gün o dilendiğin kapılarda bir gün gelecek hızla yüzüne kapanacak, o vakit ne yapacaksın? Bir işe eğilmemişsin bükülmemişsin o vakit ne yapacaksın? Ben namusumla çalıştıktan sonra hiç kimse de benim neşeli çıkışlarım ve özgürlüğüm hakkında da bir söz söyleyemez.’’ Hareketli ve kıpır kıpır çevik kızlar hakkında söyleneneler onların iffetlerine biçtikleri değer. Çalışan kızları çok fazla kaldırımda servis beklerken gördükleri için herhalde böyle de bir değer biçerler. Çalışanların çalışmayanlar üzerindeki etkisi. Çalışanların çalışmayanlar üzerindeki çekiciliği. Evinde çıt kırıldım oturan ellerimin bozulmasın diye bulaşıkları makinasında yıkayan altın yüzüklerini takıp takıştıran vitrin süsü gibi evlerinde oturanlar. Onlarda çalışmanın verdiği o zevki o ince çizgiyi bir geçebilseler o duyguyu bir tadabilseler belki çok daha büyük başarılara da imza atabilirlerdi. Pencere pervazından dışarıyı seyredenler. Hayırsever kaprisli zorba hangisi? O kadın kıyafetinin ütüsünün bozulmamasında ısrarcıydı. Cumartesi komşu gezmelerinde pastalı börekli ev partilerine gitmelere ısrarcıydı. Hatta çok uzaklardan da görülsün diye göz alıcı takıları takar öyle de gezmelerine giderdi. Sanki yaşadığı hayat ömrü ona bir sorumluluk yüklememiş gibi. Halbu ki hastalıkta sağlıkta iyi günde kötü günde bizler içindi. Bu gün belki kocası vardı başında ona bakıyordu. Belki kocasının maaşına o ölünce ona kalacak malını mülkünü parasını bile hesap ediyordu. Bu kadar da olmaz böyle de yaşanmaz ki.


16 Mart 2018 Cuma

PİRİNÇ PATLAKLI ÜRÜN


         Bu tat, bisküvi çikolata ikisi bir arada veya başka diğer ürünlerle de savaşmamıştır. Çünkü bu tadı tadanları, alanları müşterileri de ona yetmiştir. Varlığının derinliklerinde alt tabaka eski nesil bisküvi gibi görünüşü çikolata ile de birleşince çekici ve lezzetli oluşu arge gerçekten çok güzel bir iş çıkarmıştır. Bisküviciler de kesin kararlı ve başarılı bir adım atmışlardır. Ne var ki piyasada güçlü rakipler vardır. Karamanlı üreticiler de bu kez yeni çeşitler üzerinde deneme çalışmaları yapmaya başlamışlardır. Daha sert bir maddeyi yumuşak hale getiren üzerine patlak pirinç taneleri pirinç patlaklarıyla dolduran üzeri çakıllı gibi duran. Yürümekten yorulanlara dinlenenlere gittikçe de damağa hazır hale getiren, o yeni ürün o da rekabetli yollarda o da çeşitler arasına girmeye başlamıştır. İçeriği bakımından daha zengin oluşu ikisi bir arada çikolatalı bisküviyi, raftaki yerini biraz olsun sarsmıştır. Onun kaderi sadece kendi ülkesinin marketlerinin rafları da değildir. O tat dev gibi büyürken minik cüceler minik minik çocuklarda o tada iple bağlanmış gibi bağlanmışlardır. Bisküviciler de çocukların sevdiği damak tadını değiştirmeden onların damak tadına hoş gelen tada daha çok ağırlık vermişler, rakiplerine teslim bayrağı çekmemişlerdir. Her ikisi de Karaman bisküvi fabrikalarının ürünüdür ve her ikisini da raflarda serbest bırakmışlardır. Anadolu geleneği çocukların bildiği tat aynı şekilde diğer tatmadıkları tatlar içinde kendileri de uykuda iken bir başka tat daha gelmiş bu çocukların ellerinde paraları kıskıvrak yakalamıştır. Çocukları genç takımı kendi tadına boyun eğdirmiştir. Başarılar başarı sözcükleri ve yeni çeşitler hepsi de bisküvi diyarında Karaman Bisküvinin başkentinden her biri de bir marka adı altında piyasaya fırlamıştır. Şöhretleri tüm ülkeyi dahi dünyayı sarmış diğer üreticilerin elini kolunu bağlamıştır.

BİSKÜVİ ÇİKOLATA BİR ARADA


   DOYURUCUDUR                Bisküviyi beğendirmek isteyenler şunu da söyleyebilir. Doyurucudur. Tatmin edicidir. Onu yiyenler halinden memnun ve hoşnut hissederler kendilerini. Onu beğendirmedeki bir diğer ölçü de şeklinin ve poşetinin güzel olmasıdır. Yani içine katılanlar da önemli tabi içinde olanlarla o da kendisini övmeli,  ismiyle de daha da öteye gitmeli, hem yiyimi rahat hem de sindirimi kolay olmalı ve daha da öteye yiyen kişi onda kendisini bulmalı. Tıpkı reklamlarda yiyenlerin onda kendini bulmuş olmaları gibi çünkü onu yiyen kişi, o da reklamlardaki kızdan geri kalmak istemiyor. O da çağdaşlarının tadını dilinde hissetmek o tadın hazzını yaşamak istiyor. Bütün ün ve şöhretinin üstünde onun ortaya çıkması ve ünlenmesi için güçlü bir reklam gerekiyor. Onun talihsizliği çikolatanın çeşitliliği ve tadının daha önde gitmesindendir. Yiyenlerin damaklarında o lezzet kendilerini daha çok çikolatanın tadına kaptırmışlar, bisküvinin doygunluğundan tok tutuşundan da haberdar olmamışlardı. Refah seviyesi yükselen insanlar 80 gramlık bir çikolataya iki bin lira veriyor alıyorlardı. Peki Karamanlı bisküvi üreticileri bu durumda ne yaptı? Bu tüketicilere karşılık bisküviyi ikiyüzlü çikolata ile besleyerek olağanüstü bir tat buldu. Bir şiir gibi su gibi pırıl pırıl yıldızlı bir nükte. O duyguların dahi renksizliğinden insanı alıp götüren eğer ki iki tat birleşmeseydi birbirleriyle örtüşmeseydi ancak çikolata olarak bisküvi de bisküvi olarak bir değeri olabilirdi. Ancak ayrı ayrı, bunun gibi ikisi bir arada ki gibi de bir yankı uyandıramazdı. Bu ikiyüzlü hem çikolatalı hem bisküvili tadı tattığınız zaman hem karnı tok hem romantik adrenalinizi de en üst seviyeye çekecek, sevilmeye layık olan bir tat. Size zorla kabul ettirilen alelade bisküviyi, neslinin ilk örneğini, nasıl da bu derece yükseltebilmişler bu seviyeye getirebilmişler büyük bir buluş bir dehanın ürünü diyerek de hayranlıkla dillendireceksiniz. Bu tadı tadarken başka bir şey de düşünmeyeceksiniz.