8 Aralık 2017 Cuma

KIZLAR ÇOĞALIYOR

  İTİCİ SOĞUK KIZ
   Kızlar çoğalıyor ve gün geçtikçe de daha çok sayıları artıyor. Kızlar için burası da bir okul aslında hayatın gelgitlerinin baskılarında onların da heyecanları arttığında yoğunlaştığında her bir kız da bir mucizeler yumağı aslında her birinin kendi içlerinde konuştukları kendi aralarında konuştukları  aslında olmak istedikleri bazen umursamazca anlattıkları bazen de görkemli bir havada işte o zaman tek olmak yalnız kalmak onca çokluğun içinde yapayalnız kalmak cıvıl cıvıl ötüşen kızların arasında. İşte o kızı anlayamıyorlar kuşkusuzca onun arkasından da konuşuyorlar neden yalnız kaldığını? Neden soğuk olduğunu? Neden ortama katılmadığını? Neden onlardan kaçtığını? Hatta onun da değişim geçirmesini kendi aralarına girmesini her şeyin çalışmak bisküvi ve makinalardan üretimden ibaret olmadığını, duygularını da harekete geçirmesi gerektiğini, onlarında yemeye içmeye ihtiyacı olduğunu, onlarında doyurulması gerektiğini, gel biz e katıl bize hem işe hem söze diyerek o kızı da iknaya çalışıyorlardı. Kısacası kıza onların rolünü oynama teklifi getiriyorlardı. Kendisini örtbas etmesi onların bir parçası olması gerektiğini topluluktaki kızlar gibi hareket etmesini yoksa kendisini anormal karşılayacaklarını söylüyorlardı. ‘’Benim de değişim geçirmem onlar gibi olmamı istiyorlar. Ne onlar şehirler inşa eden müteahhit mi nedir bu?’’ Evet maalesef topluluk kuralları diyorlar. ‘’İyi de ben de istemediğim halde bu toplumun kurallarını uygulayamam ben Seval, Raziye, Gülten ve Halime üzerinde iyi izlenim bırakacağım diye de onlar gibi olamam. Benim derinden hissettiğim duygularım var onlar için kendimi değiştiremem. Bunun için kendime acı çektiremem.’’
        Hep birlikte bir gün onların ısrarlı sabah kahvaltısını kabul ederek yemeğe gittik. Ben onların bulunduğu ortama hayranlık duyduğumu onların arasına katılmak için can attığımı zannediyorlar ama öyle değildi ben hiç onların yaşantılarına özenti veya hayranlık duymuyordum. Benim tek bildiğim ve izlediğim bir yolum var o yolu takip ediyorum. Kendim ancak öyle dengede durabiliyor kendimi koruyabiliyorum. Farklı yöne doğru akan kızları görüyorum mesela benimle aynı fikirde olmayanları Filiz, Neşe, Hülya Firdevs, Nesrin onların içini oynatan şeyin benim içini oynatmaması ve yüz ifademin de bunu en iyi şekilde açıklamış olması o kızlarda o günden sonraki yemek toplantılarında beni çağırmaktan vazgeçmişlerdi.
            Kendimin temsil ettiği edildiği bir grup da yüzeyin altında kaldığımda ezilip büzüldüğümde parçalanmış olduğumda bile beni bir bütün olarak kabul edebilecek bir grup. Coşkuyla katılıyorum bu gruba oturup konuşuyor sohbet ediyorum onlarla, çünkü arkadaş gruplarında mantıklı konuşmak mantıklı düşünmek ve benim de o an neler hissettiklerimi bilmelerini bilmek benden söz ederken de arkamdan da söz ederken de nasıl söz edeceklerini bilmek bunu hissetmek bu da önemlidir. Fabrikada sıkı bir iş gününün ve çalışmanın içinde birbirimize ödünç verdiğimiz bilgiler bir başkasını da ilgilendirmiyor. Hepimiz meşgulüz hepimiz yorgun hepimizin ulaşmak istediği bir hayali var ve hepimizin de önünde yapmamız gereken bir işi var. Bütün emeğimizi gücümüzü önümüzdeki işimizi yapmak için kullanıyoruz.   
         Şimdi ben de bu atmosferden etkilendiğimin bir kanıtı olarak burada o kalabalığın içinde kızlar arasında kendime de bir mum yakarken arkalara atılmış istek temenni ve arzularıma da kavuşmuşken kendi iş önlüğümün ve kızların bana verdiği gücü işte o zaman hissedebiliyorum. Evet her şey elverişli ben de havama girdim yani onların havasına kaç kez onlarla aynı makine da buluştum kaç kez konuştum kaç kez derdimi paylaştım. Bilmiyorum. Kızların arasına girdim. Kendimi ben olmayı da bir kenara bıraktım biz oldum kendimi de anlatmaya tanıtmaya da kalkışmadan. Sohbetlerimizde birbirimize de göndermelerde bulunarak. Bazen de aklımıza geleni öylesine havaya savurarak ama son derece rahatlıkla yapılan konuşmalar konudan konuya geçerken sözler birbiri üzerine atlarken ihtiyacımız olan hız ve sıcaklıkta cümlelerin birbirimizin içine akması duygularımızı eritmesi bazılarını da bir lav olup yakması, kimisinin de havası bulup kendisinde bir hava bulması. Hayır hayır sıkıcı değil sadece birlerce sayfalık bir kitap gibi birbirimizin kitabını da okumak yerine aynı zamanda kendi kitabımızı da okumak, gelen eleştirilere de cevap bulmak. Harika bir kalabalık harika bir kız topluluğu harika kızlarla ortaya çıkan o ara verilmeden yapılan konuşmalar gülüşmeler söyleşiler bakın nasıl da her harf aralığından eğri büğrü dikkatsizce ortalığa savrulan kelimelerden her birinin ulaşmak istediği hayali hayat hikayesi ortaya çıkıyor. Dikkat et şurada lekelenmiş bir yer var hızına ve dikkatsizliğine heva ve heveslerine kendini teslim etme dikkat et, yanarsın kendini feda ettiği şeye dikkat et.  Hayat ince uzun bir tire sen de bir çizgi çek hayatına ve bir başlangıç tarihi belirle sonra bir soru sor kendine sonra ben de varım de sağını ve solunu bildiğin sana değer verildiğini bildiğin arkadaşlarının içinde
           Biraz geç olsa da zamanla ben de anlıyorum çalışma iş ortamı ve arkadaşlığın püf noktalarını ve zamanla ben de onların ritmine giriyorum ve zamanla ben de beynime bazı şeyleri de iknaya kabul ettirmeye çalışıyorum.



7 Aralık 2017 Perşembe

FABRİKANIN EN HANIM KIZI

             DİLEK
       Fabrikanın en hanım kızıydı elini kolunu da sallayarak gündüz vakti kocaya kaçtı. Bir bisküvi işçisiyle oysaki oda bizimle konuştuğu gibi onunla aynı cümleleri de kullanarak konuşuyordu. Bir başka erkek usta ise oğlanı takdir etti. Eğer bir kızı olsaymış o da kızını o oğlana verirmiş. Fakat diğerleri kız ve oğlan hakkında ne düşünüyorlardı? Kendilerini sırlı bir kapalı kutu gibi saklayan bu iki genç hakkında.  Hanım kız çocukluğundan gelmiş başlamıştı bisküvi toplamaya ekmeğini bisküviden yapıp lokma lokma koparırken meğer isem hayallerini süsleyen genci de topluyormuş bisküvi ile birlikle her biri bir lokma bir de hayalinin prensi oluyormuş meğer isem. Hepimiz için öyle değil mi? Sanırsınız ki bisküvi toplarız oysaki hayallerimizi orada biriktirir avuçlarımızın içine koyar onları toplarız. Hepimizde de bir parça hanım kızlık var ve bir parça da hayallerimize ulaşma isteği. Her genç kız da tıpkı bu hanım kız gibi hayal ve isteklerini avuçlarına yazar ve bisküvi ile birlikte sarar. Anlayışlı olmamız lazım o derin duyguları bir gün bizimde yaşayacağımızı umursayarak. Çünkü o hanım kızın bize ihtiyacı var işe ihtiyacı var. Madem ki bu işyerleri bizim için birer tren ve bizler de bunun yolcularıyız öyleyse peronda yolcu kalmasın hepsini alalım ve hepsi de sahip çıkalım. Aktarmasız bütün kızlar bizimdir, bizim değerlerimizdir hanım kızlarımızdır. O kızlarımız yollarını kaybetmeden şaşırmadan. Ama bazıları da kaderden, alınyazısından doğanın kanunlarından bahsedecek, onların adına konuşacak. Bunun da önemi yok.
              O hanım kız işten çıktı işten ayrıldı. O ayrı kendi yoluna gitti. Bizler de onun hayatından çıktık o yoluna biz yolumuza devam ediyoruz.  Hissettiklerimiz silinmeden, birbirimize karşı acı tatlı duygularımız çünkü her nasılsa acınası şu dünyada kürkçünün dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanı çünkü onun hayatı burada yarım kalmıştı onu tekrarlaması ve tamamlaması gerekiyordu. O henüz yolunu kaybetmeden bileti de tam kesilmemişken tekrar geliyor işinin başına hayatı tekrar buradan göğüslüyor. Ayrıca kendisi de işyerinin çok sevilen küçük hanım işçisidir o
           Şimdi ise o hayat kitabını daha farklı okuyor. Gözlerini hiç kaldırmadan meğer isem önceleri okuyormuş gibi yapıyormuş. Gözlerini tamamen örtüyor. Eski işçilerden bazıları hanım kızın yaptığı eylemi kınıyor onu dürüst olmamakla diğer kızlara da örnek olacağından kınıyorlar. Çünkü kaçmayı kolay bir şey zannedip onun ayak izini takip etmek isteyen kızlar var. Kız ise düğünde çekilen fotoğrafları alınan süslü hediyeleri, eşyaları, odalarının resimlerini tek tek arkadaşlarına gösteriyor. Paylaşıyor.  İşte diyor çokbilmiş eski işçi, ‘’İşyerinde evliliğe normal yollarla değil kaçarak ulaşma isteği, üstelik kaçmak bulaşıcıdır. Kaçmayı özendirmek ve yaygınlaştırmak bunun gibilerden doğar üstelik çoğu da evlenmek için değil sadece özendikleri için kaçar. Kaçan kızların yaşam şekillerini değiştiren şeyi de kendisiyle gururlanıp gururlu bir iş yapmış gibi de özendirmesi bunu normal sıradan bir şeymiş gibi göstermesi anlatması. İşte benim aykırılığım bu kıza karşı hanım kız dememem de bundandır bu kız dürüst davranmamıştır bize ve dahi arkadaşlarına karşı kandırdı bizleri. İçimden ona karşı dürüst davranmadığına karşı bir de sevgisizlik var üstelik. Hanım kızın kendisini övgülü gururlu bir şekilde anlatması ki karşısındaki kızları oturdukları yerde kurtlandıracak onları kıvrandıracak onun ayak izi sıra onlar da gidecekler ve onlarda her biri kaçıp kaçıp tekrar buraya gelecekler. O hanım kız ve kızlar bu işte galip gelir bu hayat trenin üçüncü kompartımanında kendilerine bir yer edinirlerse.’’ Hep olumsuz mu bakacaksın onların hallerine? Belki de onları kaçmaya zorlayan belki de onları buraya sığınmaya zorlayan şey burası fabrikalar onlar için hem öğretmen hem de öğretim görevlisi hem de öğrenci olma görevini üstleniyorsa, ben de o kızın ayak izinden gideceğim ben de evleneceğim diyenlerle, yanlarında da o yüce gönüllü eşleriyle ve fabrikalı kızlar ve kadınlarla birlikte. Kızlardan Safiye’nin Yeter’in veya diğerlerinin her birinin kafatasında birer kurtçuk çıkmaktansa kızlarımızı burada bu okulda yetiştirmek ve her birini evinin hanımefendisi yapmak en güzeli. Safiye, ’’Ne var ki benim alınyazımda böyle olacak. Ben de kaçarak evleneceğim. Ben de çok acılar çekeceğim. Daha yirmisindeyim öyle de zor görüyorum ki hayat şartlarını ancak evlilik benim kurtuluşum zaferim olacak. Ama ben kimseyi sevmiyorum şu an ufukta bir sevgili adayı da yok. Çok da çekingenim üstelik. Bir erkekle konuşurken yüzüm kızarır, sesim titrer, üstelik aksanım da bozuktur benim, şivem de farklı, üstelik benim babam Dilek’in babası gibi de uysal düşünmez kıtır kıtır doğrar beni. O yüzden ben kaçarsam…
               Şimdi bisküvi diyarında özgür kendi elimizin ekmeğini kazanıyoruz. Bildik insanlarla kendi toprağımızın insanlarıyla kızlar öbek öbek bölünmüş makinelerde bisküvi paketliyoruz. Kurumuş bir dal gibi kalan süzülmüş büzülmüş kızlar da var yanımda ayrıca birbirine bakışan iki utangaç aşık da var. Ayşe Hasan’a varmak istiyor. Fabrika koca tren hayat yazgı ne ise hepsi şu bozkırlarda fabrikalarda tren gibi uzayan fırınların makinelerin üzerinde değişiyor. Sınırlamalar kalın hat duvarları eskilerden kalma sözler ve bir de boşanmalar oluyor polisler kadına şiddette kocaları evlerinden kovuyor.
          Kızlar sona doğru yaklaşırken yoruluyor fakat kolları uzuyor benim kollarımda uzuyor yüreğimizde korkuyla birlikte bir de sevinç kaplıyor.
       Karşılaşacağımız şey ne? Karşılamak için çabaladığımız şey ne? Hangi peronda ineceğiz? Hangi perona yaklaşıyoruz?
         Ben kendimi beni çağıran işim, benim hamallığım, servislere sürü ile akın eden iş arkadaşlarımla birlikte kendimi bu işi göğüslemiş bir başaran gibi hissediyorum.  Kayıp yıllarım kaybettiklerim oldu fakat içim sevinçli çünkü bu küçük sarsıntılar sorunlar kayıplar, hayatın her alanında var küçük şeyler deyip geçeceğimiz.  Ötekiler de benim ayak izimde ben de başkalarının ayak izinde ilerleyip gideceğiz ve bu tren hiç durmayacak.
      O karmaşanın iş ortamın içine girmeden önce de sonunu da düşünemezsin, ne olacağını da kestiremezsin çünkü olacaklar önceden tahmin edemezsin. O iş seni kovalarken o gürültülü kalabalık ortamın uğultulu sesi de kulaklarına dolarken koca bir alanda bir çatı altında su damlası gibi tek tek her bisküvi de sürekli ve durmadan düşüyorsa avuçlarına. Ve orada yüreklerimizde birer fırtına çıkıyor kabarıyorsa yüreklerimizde.  Daha sonra da ileri ki yıllarda her birimiz bir diyara salınıyorsak birbirimizden uzaklara fırlatılıyorsak savruluyorsak hayat değirmeninde öğütülüyor ufalanıyor ve dahi kayboluyorsak. Ben neredeyim? Nerede kayboldum? Hangi diyara savruldum? Beni bilen gören tanıyanınız var mı? Onu da bilmiyorum.

          

6 Aralık 2017 Çarşamba

GECE VARDİYASI VE KIZLAR


        Bisküvi fabrikaları, makineler, bisküviler ve kızlar birleştirildiğinde ancak ruhunu bulabilir. Bisküvileri kutulara doldurmak, bantlamak, temizlik yapmak, makinelerin soğuk ve gürültülü seslerine karşılık kızlar neşeli kuşlar gibi cıvıl cıvıl işlerini yapıyor. Kızlar neşe içinde ellerini çalıştırıyor gece vardiyasındalar paylaştıkları dedikoduları kızlar bu kadar şen şakrak olmayı konuşacak bu kadar bol konuyu nereden buluyor? Bir işleme işlercesine adeta laflarından çok güzel hikâyeler çıkıyor. Gecenin karanlığından mı yoksa önlerindeki işlerinden mi ilham alınıyor? Bisküvi paketlemenin yanında iyi giden dedikodulu konuşmalar.  İşçi kızlar bisküvi üretimi gibi laf üretip konudan konuya geçiş yapıyorlar. Makinenin çıkardığı sese inat kızların sesi daha vurgulu ve yüksek çıkıyor. Eli de dili de üretime katkı sağlıyor ellerinin çalışması makinenin ne kadar düzenli seri ve ahenkli çalışmasına yardımcı oluyorsa dillerinin çalışması gerçek hikâyelerini ya da hayallerinde olmak istedikleri hikâye kahramanları hepsi kızların diline rastgele dizilmiş sözcüklerin arasından çıkıyor. Kızların bütün konuşmalarını lime lime edip sonrada bir araya toplarsanız hepsinin içinde asıl ulaşmak istedikleri hayallerinin arzusu yatıyor.  Fabrikalar sanayi ortamı makineler onların hayallerine ulaşmasına birer basamak.
 

     

5 Aralık 2017 Salı

YÜKLEMECİ VE KARISI












    Her tır yanaştığında mallar yüklenmeye başladığından sırtları kamburlaşan yüklemeciler ve daha tır yanaşmadan kamburlarını çıkartıp oturanlar soğukta üşümüş bir kuşu andıranlar   dişlerini gıcırdatarak ağır ağır bir şeyler mırıldananlar bir türkü tutturanlar yavaş yavaş dönen kıvrılıp gelen tırın tekerlerine bakanlar. Tırın kapısı açıp içine bakanlar içinde bir de bir başkasını gördüler mi de şaşırıp kalanlar. 
     Sabah sabah tır yüklemek de güzel olurdu. Sabah, sabah kuzey rüzgarları eserken de kötü,  o soğuk ayaz içlerine işlerken o soğuğun yabancılığı vücutlarında hissederken bir an önce tırı yüklemek ve içeri dalmak için saatlerin geçmesini istemek ve bekletmemek fazla tırı ne güzel olurdu. Tam başını kaldırdığında da ‘’İş bitti tır doldu,’’ cümlesini duymak ne güzel olurdu. O  iş kıyafeti içinde şapkası başında karısı da evde sıcacık sobanın önünde sonra kendi kendine şöyle derdi, ‘’Hep onlar için onun için geldim buralara çalışmaya,’’ iş yeri kadın dolu o da gelsin çalışsın? ‘’Ama çocuk var, ev var.’’ Her aile de çocuk var, ev var. Bir yığın horanta var. Sen bunları ne sanıyorsun?  Sen bunları yalnız mı yaşıyor sanıyorsun?   Sadece evli ve çocuklu kendi mi görüyorsun?  Öylece soğukta kızaran yüzü ile şapkası elinde evire çevire öylece baktı. ‘’Çocuklarımın rahatı bozulmasın ailemin huzuru kaçmasın.’’ Evet doğru çalışanların rahatı ve huzuru azıcık bozulur. Eh biraz da paran da olur. Ölçülü gidersen o parada sizi idare eder. Dürüst ve namuslu oldun mu da kimse senin adını konuşmaz. Ya konuşurlarsa? Konuşurlarsa yüzüne konuşsunlar yüzüne konuşmazlarsa ahirette mutlaka yüzüne karşı konuşurlar. Ya akrabalarım onlarda derse karısını çalıştırıyor diye? Konuşsunlar çalıştıran gönderen sadece sen miymişsin söyle onlara. ‘’Benim hanım gelmez çalışmaz o sadece çocuklarımın annesi, analık yapar ve Allah’a olan borcunu öder bol ibadet eder. Allah bize dört çocuk verdi.  Benimde görevim hepsinin karınlarını doyurmak onlara bakmak. Ben onların hepsini okutacağım elimden geldiği kadar çocuklarım okusun benim gibi hamal yük çeken olmasın bunu çok istiyorum, istemek, istediğimden de çok istiyorum. Her baba da ister biliyorum fakat hamal olunca bu yükler senin sırtını zorladıkça.’’
   Sonra o hamal yüklemeci baba öldü.  Çocukları karısı karanlıkta ışıksız gibi kalakaldılar.  Kadının her Allah deyişindeki sesi ağıtları değişiverdi. Kesiliverdi. Kendisini beceriksizce o beceriksiz ellerine iş aradı. Sonra da kendisini o kalabalığın içinde fırının iki tarafında sıra halinde dizilmiş kızlar ve kadınlar arasında buluverdi. Kadınlar içinde boy gösterip sonra da o kalabalığın içinde öksüz gibi garip gibi kalıverdi.
     Bulduğu iş, neden kocası da yaşarken gelip girmemişti? Onun toprağa karışmasından sonra mı aklına iş gelecekti? İkimizde dünyanın yükünü sırtımıza alsaydık geçirseydik sırtımıza hamallık iplerini öyle dalsaydık hayatın içine giyimlerimiz birbirimize benzeterek günahı nerede bunun?  Çevresinde çalışanları da düşündükçe kendine benzeyenlerin içinde.  Herkes oydu o da herkes. Günah insanın kendi içinde kendisidir günahı yaratan o keskin bıçak üstünde kendi seçtiği yoldur günah. Ve o günahı temizlemek yine kendisine düşer.  Koca kalabalık açmış ağzını onu bekler fabrikalar onu bekler insan toplulukları onu bekler o da günahını bekler günahın nereden geldiğini veya geleceğini bilemez elbet ama kendisi de beklerken günahı özler ister dilerse o da gelir yapışır isteyene çünkü ‘’İsin yanına giden is misin yanına giden mis kokar,’’ demiş atalarımız. 
       O kocasının giyindiği elbiseyi devir aldı. Onun giydiği elbise kutsaldı. O elbise içinde tek başına kalmak tek yaşamak zorunda bırakılmak belli bir biçime sokulmak sonra zamanı gelince de çıkarmak. O sürdürülebilir yaşamdan ders alarak ilerletiyordu kendisini ara sıra kocasının toprağını da ziyaret ederek.
        Hep çalıştı. Kimseye haksızlık etmedi kavga etmedi, dürüst ve namuslu hep çalıştı. Yalnızca kendisi ve çocukları için bulduğu tek çare çalışmak. Konuşurken de yuvarlak sönük cümleler kullandı kaybettiklerini de düşündükçe sesini de yükseltmedi hiç. 
       Hızlıca üzerine geçirdiği giyindiği tek tip bir elbise herkesinkine benzeyen iş elbisesi içinde. Onu kurtaran elini tutan korkma giy o elbiseyi korkma bir şey olmaz diyen o elbise içinde. Tüm memleketin yaz kış aynı türküyü söylediği aynı elbiseyi giyindiği bu fabrikalar içinde. Korkma üzerinde kalmaz elbet bir gün günü gelir çıkartırsın sen de  
     Hayatta rahat yaşamak için çalışmak ihtiyaçlarını almak için ihtiyaçtan çalışmak hiç bitmez ihtiyaçlar iğne biter iplik biter mum gider ışık söner ama başındaki o ses o nefes de gitti mi yalnız ve ılık bir havada o atmosferde yalnız kaldın mı sessizce sen de ölümü beklersin kocana eşine verdiğin sözü tutmak için sonra çocuklarına karşı olan görevlerin aklına gelir hepsini de yerine getirdim dersin ve sonra onun yanına gitmeye hazırlanırsın. 

      Dua edersin Rabbinden dilersin hayırlı bir ölüm nasip et diye 

4 Aralık 2017 Pazartesi

FIRINA MAL VERME

          Fırın  ustası, çalışan fırının üstünde üstü başı da yağa pasa bulanmış gece vardiyasının sabahına doğru güçsüz ve boğuk sesler çıkartıyor.  Gözlerinde ışık söndü sönecek şuraya bir yatak serilse hemen de uyuyacak kara gözlerine göz kapaklarını indirmiş solgun yüzü de beyaza boyanmış. Ne kadar işi ile barışık etrafına yumuşak bakışlar gönderse de onun hayatı tersine çevrilmiş gibi, olmuş gecesi gündüz,
       O fırının üzerinde yeni çıkacak ürün için hazırlıklar yapıyor onunla uğraşıyor bir gidiyor bir geliyor o uykusuzluğun çekilmediği sabaha yakın o havadaki sesler ustalarla işçilerin birbirlerine yankılanarak devam ediyor. İndir bindir, kaldır, sök, tak, al ver, sesler uzaklaştıkça kesiliyor ve tekrar başlıyor ustanın gözleri parlıyor fırından mal veriliyor ince bir sıra yüksek ateş içinden pişerek geliyor o fırının iki yanında ustalar koşuşturuyor her gidiş gelişte kesik kesik mallar fırın çıkışında beliriyor sonunda nihayet kesintisiz uzunlukta mallar upuzun görünüyor. Fırın ustası darmadağın bir gölge gibi gidip geliyor hamurun gramajını tartıyor biraz incelt bu tarafını değil hayır öbür tarafını, sıkıştır, indir kalıbı tamam kendisi tekrar hamuru alıyor, tartıyor, malın sağı solu dengelenmiş tamam usta salınarak ayakları da yerleri süpürerek geliyor. Hava peynirli kraker kokuyor. Yemeğe doyulmayan kokusu da havanın içinde işçiler o havayı burunlarına çekiyor sesler kalınlaşıp elleri kolları düşerken hemen o an orada uyuyuverecekler sanki hava da hazır ağır kızartma yağı kokarken.
   Fırın çalışıyor fırın ustası malı fırından vermenin rahatlığıyla sıska kollarını birleştirmiş suratı ışıl ışıl parlıyor kendinden geçmiş durgun ama pür dikkat dinlenmek nedir bilmeyen bedenleri gözleri de hep fırının üzerinde. Gözleri önünden fırının yukarısından aşağısına mallar altın sıralı liralar gibi akıp gelip geçiyor, gözleri de kıpırtısız malları seyrediyor kabarmış, şişmiş, büyümüş, incelmiş, ağırlaşmış hemen gözünden de hiçbir şey kaçmıyor.
     Mallar paketlenmeye başlıyor ilk gelen mallar kaba ve hafif. Fırın ustası hızlı adımlarla  uzun fırın arasından tekrar bir iç çekişle gidiyor. Arkadan gelen mallar gramajları iyi o kuşkudan da kurtulduktan sonra bin derece ateşte pişen sıcak malları elinde fenerle kara çerçeveli fırın kapaklarını açıp kontrol ediyor kendi kendine fısıldıyor. Fırın kalıbının yanına gidiyor fırını kalıbına mallar boydan boya yapışmış hamuru geri çekiyor ve tekrar hamur veriyor sonra fırının kapaklı gözlerinden fırının içlerine bakıyor fırın çok kısa bir ara veriyor tekrar üretim devam ediyor başka ara da vermiyor gidip gelen yanında koşan fırının üzerinden atlayıp mala saldıran ışıltılı gözlerini fener gibi kullanan. Gözlerin ateşe bakmaktan yanacak gözlerini örtecek bir şeyler bul.

      Ve sabah oldu evine gidiyor. Kan çanağı olmuş gözleri birden iniyor. İliğine kadar uykusuz. Ne yer ne gök gürültüsü hiçbir şeye aldırmadan uykuya dalıyor

3 Aralık 2017 Pazar

KENDİ CEVHERİNİ KULLAN


       Kendi toprağını eşele dur ne varsa kendi toprağında var. Kendinden beslen ayakların götürsün seni ulaşmak istediğin yere. Onlarda da vardır kendi içlerinde kendi cevherleri onlar da kendi bağırlarından çıkarsınlar öyleyse.
      Beni sıkıştıran boğan ne varsa eğer onlarda da yoksa onlar nereden bilsinler kendilerinde cevher olduğunu kendi kendilerine hapis etsinler öyleyse güveli bohçalarda ve paketlerde saklasınlar orada mı bulacak aradığını? İnsan önce kendisini okuması gerek kendisini açıp okumalı tıpkı görmek ve bakmak aynı şeyler olmadığı gibi belki sen çok ender bulunan nadide bir değersin kişisin. Sen karşında seni hor gören boş tenekelere aldırma, bütün ilim bilim fen senin beyninden şavkarsın onların şaşkın bakışları altında, aydınlığı arayan karanlığı da bilir gerçeği kendini fitilleyen acı gerçeğin için, ''Benimle alay ediyorsunuz benim sinirlerimi zorluyorsunuz. Dişlerimi birbirine geçirtiyor ağzımın içine gömüyorsunuz.'' Ben ise kapıda bekliyorum o kapıda belki kilidi de bende o kapının belki sizler sürgüsünü bile çekmemişsinizdir önünüzde ki kapının belki gün ışığı hemen kapının arkasında sürgüyü çekmeye bile erinirsiniz belki ve açıklamak istemediğim daha bir sürü yığın atalet birikmişse senin ruhunda.  Elinde keser çekiç tornavida olsa ne yazar atalarında kullanmamışsa zamanında sen de eski atalarının koyduğu adla kalacaksın sonunda. 

   Solgun sönük silik bir yaşam yol kenarına süpürülmüş küllük gibi döküntü gibi kaldırın şu çöpü buradan diyecekler seni görünce bedenin o hiç işlememiş kolların arasında. Baba mirası alın terin de yok ki hiç terletmemişsin ki bedenini de sen de sahiplenmek istersin bir de. O yük sana ağır gelir kaldıramazsın tabi önce işe gitmeyince ama yine de gözün takılır şurada şiş makas ve keseri görünce, az ilerisinde de aydınlık günler.

1 Aralık 2017 Cuma

HAYALLERİNİN PEŞİNDE

          Hayallerinin peşindeki genç, yitirmiyor umudunu sürekli boş işlerle uğraşan boş hayaller kuran biri gibi de hırsla peşinden koştuğu bir hayalide yok ki hepsi değersiz hepsi de boş gibi,
 Yakışır mı hiçbir gence boş hayaller kurmak boş hayallerin peşinden koşmak çevreni kuşatan o kadar çok gerçekler varken gerçek işlerler uğraşanlar varken ama yine de teşekkür ediyorum sana hayal kurmak güzeldir. İnsanın ufkunu genişletir. İnsanların en zavallısı hayal kurmasını bilmeyendir. Hayal kurmak kurtarır insanı mutsuzluktan ve ümitsizlikten kurtarır tam işler birbirine girdiğinde arap saçına döndüğünde o hayaller öyle büyür ki içinde senin kurtarıcın olur tam sen kendini güçsüz hissettiğinde.
    İşte o zaman kendini güçlü hisseder kendi içindeki hakikatleri ve cevherleri de görebilirsin keyfince bakarken gökyüzüne o gökyüzünün berraklığı ve parlaklığı ve seni insanlardan uzaklaştırdığında kopardığında hayallerin o hayal alemi ki uçsuz bucaksız özgür bir alan damarlarında kan gibi içini ısıtan yıldırım gibi çarpan. 

     Ama insan önce kendini bilmeli içindeki hiç göstermemiş olduğu cevherlerini cesaretinle çağır içindeki cevherlerini, senden başka hiç kimsenin gücü yetmeyecektir senin içindeki cevherleri kavramaya o mutluluk sana ait öylesine ki ittir kaktır ötele içindekileri küçük adımlarla dahi olsa ittir kaktır ötele öylece insanlığa göster, sende neler varmış böyle eyleme dönüşsün hayallerin kim yol gösterecek bana deme kendinden kaçan kaderine küsmüş kişi,  öylece bırakma kendini öyle ki eylemlerin olsun hayatta